SANAT

Bakan Ersoy: "Yapay zeka destekli 'TraceArt' sistemiyle kültür varlıklarını küresel ölçekte izliyoruz"

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy Türkiye'nin kültürel miras alanındaki çalışmalarına ilişkin İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde düzenlenen Melek Heykeli teslim töreninde konuştu.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy Türkiye'nin kültürel miras alanındaki çalışmalarına ilişkin İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde düzenlenen Melek Heykeli teslim töreninde konuştu. Bakan Ersoy " 2002 yılından günümüze kadar yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde 13 bin 451 kültür varlığını yeniden ülkemize kazandırdık. Bu başarı asla bir tesadüf değildir. Ortaya koyduğumuz bilimsel titizlik, güçlü diplomasi ve uluslararası iş birliklerinin ortak sonucudur. Kültür varlığı kaçakçılığı ve kaçak kazılarla mücadelede kolluk kuvvetlerimizle kurduğumuz güçlü koordinasyon sayesinde önemli başarılar elde edilmektedir. Nitekim 2020 ile 2025 yılları arasında yürütülen çalışmalar kapsamında 1 milyon 300 bini aşkın kültür varlığı ve obje ele geçirilerek müzelerimize teslim edilmiştir. Yalnızca sahada değil dijital dünyada da aktif bir mücadele yürütüyoruz. Yapay zekâ destekli 'TraceArt' sistemiyle Türkiye kökenli kültür varlıklarını küresel ölçekte de izlediğimizi burada özellikle vurgulamak isterim." dedi.

İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde Türkiye'nin kültürel miras alanındaki çalışmalarına ilişkin düzenlenen basın toplantısı Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un katılımıyla gerçekleşti. Programa Bakan Ersoy'un yanı sıra, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Keskin, Fener Rum Patrikhanesi temsilcileri ve davetliler katıldı. Programda Heybeliada'da bulunan Aya Yorgi Manastır'ından 22 yıl önce çalınan ve Denizli'de ele geçirilen 19'uncu yüzyıldan kalma 'Melek Heykeli'nin Fener Rum Patrikhanesine teslim töreni de yapıldı. Bakan Ersoy melek heykelinin Fener Rıum Patrikhanesi'ne tesliminine ilişkin "Bugünse, yürütülen hukuki süreçlerin tamamlanması ve Fener Rum Patrikhanesi ile sağlanan yapıcı diyalog neticesinde, bir suç sonucu yerinden edilen bu eseri ait olduğu yere teslim ediyor olmanın memnuniyetini yaşıyoruz. " dedi.

'33 MİLYONU AŞKIN ZİYARETÇİYİ AĞIRLAMIŞTIR'

Bakan Ersoy konuşmasında, "İstanbul Fener Rum Patrikliği’ne çok değerli bir kültür varlığını, bir melek figürünü iade etmek üzere buradayız. Bu güzel birlikteliği değerlendirip bu toprakların mirasına sahip çıkma noktasında bakanlık olarak ne yaptığımızı anlatmak merak edilen hususlara açıklık getirmek istedik. Kültür varlıkları deyince akla gelen ilk bilim dalı arkeolojidir ve maalesef bu dal 18. ve 19. yüzyıllarda özellikle Avrupa devletlerinin arkeolojiye ilişkin politik ve stratejik yaklaşımlarının etkisi diğer ülkeleri ciddi anlamda mağdur etmiş ve pek çok eser izinsizce ve bir talan yaklaşımıyla yurtlarından koparılmıştır. Osmanlı Devleti de o dönem kendi sınırları içinde kalan eserleri korumanın tek yolunun bir müze kurmak olduğunu görmüş; ekonomik bakımdan zor bir süreçten geçiyor olmasına rağmen gerekli yatırımı yaparak 1869 yılında Müzeyi Hümayun'u bugünkü adıyla İstanbul Arkeoloji Müzelerini kurmuştur. Bizler 160 yıla uzaklaşan müzecilik ve arkeoloji geçmişimizle haklı bir gurur duyarken aynı zamanda kendimizi sürekli geliştirme sorumluluğunu da taşıyoruz. Göreve geldiğimiz andan itibaren müzecilik alanında gerçekleştirdiğimiz çalışmalar yalnızca mevcut mirasımızı korumakla kalmamış aynı zamanda bu mirası daha geniş kitlelerle buluşturmayı deneyimlenebilir kılmayı ve sürdürülebilir bir kültürel etkileşim alanı oluşturmayı hedeflemiştir. Bugün geldiğimiz noktada bakanlığımıza bağlı 219 müze ve 147 ören yerimizi 2025 yılı itibariyle 33 milyonu aşkın ziyaretçiyi ağırlamıştır. Bu güçlü yükseliş kültürel mirasımıza duyulan ilginin ve sahiplenmenin her geçen gün daha da arttığını açıkça ortaya koymaktadır." dedi.

'VARLIK SAYIMIZ 79'DUR'

Ersoy konuşmasının devamında " Uluslararası alanda gerçekleştirdiğimiz sergilerle bu toprakların hafızasını dünyayla da paylaşmaya devam ettik. Bu güçlü ilginin ardndan Göbeklitepe Taştepe'nin anlatısını Berlin'e taşıdık ve toplumun keşfi 12 bin yıl önce 'Göbeklitepe ve Taştepe'de Yaşam' başlığıyla Avrupa'nın en önemli kültür merkezlerinden birinde yeniden uluslararası kamuoyuyla buluşturduk. 'Taştepeler' temalı yeni sergiler düzenlemek üzere yeni firmalarla görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Bu vesileyle Taştepeler projemize de bir parantez açmak uygun olacaktır. Şanlıurfa merkezli olarak Göbeklitepe Karahantepe Sayburç ve Sefertepe gibi önemli yerleşimleri barındıran geniş bir coğrafyada Neolitik Çağın toplumsal ve kültürel dönüşümünü bütüncül biçimde ortaya koyan projemiz Türk arkeolojisini en geniş kapsamı girişimlerinden biridir. Tanınırlık ve bilinirlik hususunda ülkemizin UNESCO Dünya Mirası listesindeki temsiliyetini artırmayı da yine öncelik bir hedef olarak görüyoruz. Bu doğrultuda 2025 yılında Sardes Antik kenti İntepeler Lidya Tümülüsleri'nin de listeye kaydedilmesiyle birlikte varlık sayımız 22'ye yükselmiştir. Dünya mirası geçici listesinde ise varlık sayımız 79'dur "dedi.

'GELECEĞE MİRAS KAPSAMINDA 65 İLDE 255 KAZI YÜRÜTÜLMEKTEDİR'

Bakan Ersoy ,"Bildiğiniz gibi 2023 yılında 'Geleceğe Miras' projesini başlattık. Bu proje, bütün yabancı kazılara Türk bilim insanlarından birer koordinatör görevlendirdiğimiz bir millileşme ve arkeoloji tarihimizin en kapsamlı kazı, restorasyon, inşa ve ihya hareketidir. 2019'da kazı sürelerinin 12 aya çıkarılmasıyla başlayıp yabancı kazıların da bu kapsama alınmasıyla devam ettirdiğimiz süreci Geleceğe Miras ile zirveye taşıdığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. 60 yılda yapılanlara eşdeğer işi 4 yılda gerçekleştirme kararlılığıyla yürüttüğümüz bu son derece yoğun, çok başlıklı, çok kapsamlı mesaiyle Türk arkeolojisinin altın çağını başlattık. Bugün geldiğimiz noktada, Geleceğe Miras kapsamında 65 ilde 255 kazı çalışması yürütülmektedir. Kurtarma kazıları, sondajlar ve yüzey araştırmalarıyla birlikte değerlendirildiğinde ise ülkemiz genelinde 2025 yılında toplam 776 noktada arkeolojik faaliyet sürdürülmüştür. 2026 yılında ise ülke çapında toplam arkeolojik faaliyet sayısının 800'e ulaşacağını öngörüyoruz.Geleceğe Miras Projesi, aynı zamanda güçlü bir lojistik ve finansman modeliyle desteklenmektedir. Projenin başlangıcından bugüne kadar toplam destek yaklaşık 7,5 milyar liraya ulaşmıştır. Bu yatırımlar arkeolojiyi istihdam yaratan, yerel kalkınmayı destekleyen ve turizme doğrudan katkı sağlayan stratejik bir alana dönüştürmüştür" şeklinde konuştu.

'60 MİLYAR LİRAYI AŞAN YATIRIM YAPTIK'

Bakan Ersoy, "2024 yılında başlattığımız 'Türk-İslam Dönemi Mezar Taşları ve Kitabeleri Ulusal Envanter Projesi' kapsamında da tespit, belgeleme ve envanter çalışmaları Tokat, Denizli, İstanbul ve Diyarbakır'da başlamıştır. Önümüzdeki süreçte bu çalışmaları ülke geneline yaymayı hedefliyoruz. Atılan bütün bu adımlar, Anadolu'nun hem kadim geçmişine hem yakın tarihine aynı bütüncül bakış açısıyla sahip çıktığımızın açık bir göstergesidir. Her şeyden önce bilinmesi gereken, kültür varlıklarımızın korunmasına yönelik restorasyon çalışmalarını, bilimsel esaslara dayanan titiz bir projelendirme ve uygulama anlayışıyla yürüttüğümüz gerçeğidir. Kız Kulesi, Galata Kulesi, Rami Kütüphanesi, Defter-i Hakaniyye, İzmir Tekel Binaları, Ankara CSO Tarihi Salon gibi yapıların restorasyonları, inkara yer bırakmayacak şekilde bu gerçeği yansıtmaktadır. Hatay'da yürüttüğümüz kentsel tasarım çalışmaları da tarihî dokunun yeniden canlandırılmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bunlar ve daha pek çok alandaki restorasyon, müze teşhir tanzimi, yeni müze inşası, çevre düzenleme ve sokak sağlıklaştırma işleri için 2018 yılından bugüne kadar 60 milyar lirayı aşan bir yatırım yaptığımızın altını özellikle çiziyorum" dedi.

'YAPAY ZEKA DESTEKLİ "TRACE ART" SİSTEMİYLE KÜRESEL ÖLÇEKTE İZLİYORUZ'

Bakan Ersoy konuşmasının devamında, "Selimiye Camii'nden Sümela Manastırı'na, Ayasofya Kebir Camii'nden Aziz Nikolaos Kilisesi'ne, Habib-i Neccar Camii'nden Aziz George Kilisesi'ne, Sultanahmet, Nuruosmaniye ve Kariye camilerinden Aya Nikola Anıt Kilisesi'ne kadar şehir şehir bütün kültür varlıklarımızın geleceğe taşınması için mücadele veriyoruz. Bakanlık olarak, bu topraklardan koparılan her bir eserin izini sürüyor; onları ait oldukları coğrafyayla yeniden buluşturmak için uluslararası alanda güçlü bir mücadele yürütüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye, kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede yalnızca kendi mirasını koruyan bir ülke değil, aynı zamanda uluslararası alanda aktif, güvenilir ve yön veren bir işbirliği ortağıdır. Bugün uluslararası müzayedeleri, koleksiyonları ve sanat piyasasını yakından takip eden; bilimsel analizler ve arşiv araştırmalarıyla güçlü delil dosyaları hazırlayan; diplomasiyi, hukuk ve bilimi eş zamanlı kullanan çok katmanlı ve uzmanlaşmış bir sistemle hareket ediyoruz. 2002 yılından günümüze kadar yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde 13 bin 451 kültür varlığını yeniden ülkemize kazandırdık. Bu başarı asla bir tesadüf değildir. Ortaya koyduğumuz bilimsel titizlik, güçlü diplomasi ve uluslararası iş birliklerinin ortak sonucudur. Kültür varlığı kaçakçılığı ve kaçak kazılarla mücadelede kolluk kuvvetlerimizle kurduğumuz güçlü koordinasyon sayesinde önemli başarılar elde edilmektedir. Nitekim 2020 ile 2025 yılları arasında yürütülen çalışmalar kapsamında 1 milyon 300 bini aşkın kültür varlığı ve obje ele geçirilerek müzelerimize teslim edilmiştir. Yalnızca sahada değil dijital dünyada da aktif bir mücadele yürütüyoruz. Yapay zekâ destekli 'TraceArt' sistemiyle Türkiye kökenli kültür varlıklarını küresel ölçekte de izlediğimizi burada özellikle vurgulamak isterim. 2023 yılında başlattığımız Tarihî Eserlerin Güvenliği İçin Kimliklendirme Projesi kapsamında, Bakanlığımız envanterinde bulunan 600 binden fazla eser de kimyasal işaretleme yöntemiyle güvence altına alınmıştır" ifadelerine yer verdi.

'ESERİ AİT OLDUĞU YERE TESİM ETMENİN MUTLULUĞUNU YAŞIYORUZ'

Ersoy son olarak "Bugün burada toplanmamıza vesile olan melek figürü de kültür varlığı kaçakçılığıyla yürüttüğümüz mücadelenin somut örneklerinden biridir. Bu eser, 2004 yılında Denizli İl Emniyet Müdürlüğümüzün gerçekleştirdiği bir operasyonla ele geçirilmiş; yapılan incelemeler sonucunda İstanbul Heybeliada'daki Aya Yorgi Manastırı'nın bahçesinden çalındığı tespit edilmiştir. Eserin gerçek kökeninin belirlenmesinin ardından, adli süreçler titizlikle takip edilmiş; yargı makamlarının verdiği karar doğrultusunda bu kıymetli eser uzun yıllar güvenli koşullarda muhafaza edilmiştir. Bugünse, yürütülen hukuki süreçlerin tamamlanması ve Fener Rum Patrikhanesi ile sağlanan yapıcı diyalog neticesinde, bir suç sonucu yerinden edilen bu eseri ait olduğu yere teslim ediyor olmanın memnuniyetini yaşıyoruz. Bugün burada gerçekleştirdiğimiz bu teslim bir eserin yerine dönmesi, kültürel bir hafızanın tamamlanması olduğu kadar hukukun, saygının ve ortak değerlerimizin de somut bir tezahürüdür. Varisi olduğumuz medeniyet ve kültür mirasını ayrım gözetmeksizin korumaya ve ait olduğu yere ulaştırmaya dair kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyorum. Çünkü biliyoruz ki kültürel miras; insanların inançlarıyla, hafızasıyla, kimliğiyle ve birbirleriyle kurduğu bağın en güçlü taşıyıcısıdır. Bu bağı korumak yalnızca geçmişimize değil geleceğimize de ışık tutacak; birlikte inşa edeceğimiz güçlü yarınlara ortak bir teminat olacaktır" dedi.