<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>HABERCHANNEL.COM - Güncel Haberler - Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.haberchannel.com</link>
    <description>HABERCHANNEL.COM - Güncel Haberler - Son Dakika Haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberchannel.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 06 Aug 2026 16:56:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından ilaçla kontrol altına alınamayan polen ve arı alerjisine karşı 'aşı' önerisi]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/uzmanindan-ilacla-kontrol-altina-alinamayan-polen-ve-ari-alerjisine-karsi-asi-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/uzmanindan-ilacla-kontrol-altina-alinamayan-polen-ve-ari-alerjisine-karsi-asi-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Dr. Berna Uzunoğlu, ilaç tedavisiyle kontrol altına alınamayan polen, ev tozu, evcil hayvan ve arı alerjilerinde uygulanan alerjen immünoterapisi (alerji aşısı) tedavisinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğunu belirtip, çocukların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Dr. Berna Uzunoğlu, ilaç tedavisiyle kontrol altına alınamayan polen, ev tozu, evcil hayvan ve arı alerjilerinde uygulanan alerjen immünoterapisi (alerji aşısı) tedavisinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğunu belirtip, çocukların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını söyledi.</p>

<p>SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Alerji ve Klinik İmmünoloji Uzmanı Dr. Berna Uzunoğlu, bahar ve yaz aylarında artan polen ve arı alerjilerine karşı uygulanan alerjen immünoterapisi (alerji aşısı), uygun hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini söyledi. Uzm. Dr. Uzunoğlu, ilaç tedavisiyle kontrol altına alınamayan polen, ev tozu, evcil hayvan ve arı alerjilerinde uygulanan tedavinin çocukların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını ifade etti.</p>

<p><strong>'BAŞARILI SONUÇLAR ALDIĞIMIZ BİR YÖNTEM'</strong></p>

<p>Özellikle arı alerjisinde immünoterapinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Berna Uzunoğlu, "Bahar ve yaz aylarında çocukların açık havadaki aktiviteleri artıyor. Bu nedenle hem polenlere hem de arı sokmasında ortaya çıkan alerjen vakaları da artıyor. Polen alerjisi, hastalarımızda peş peşe tekrar eden hapşırma, burun kaşıntısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde yaşarma, kızarma ve sulanma şikayetleriyle giden ve bazı çocuklarımızın hayat kalitesini, uyku düzenini, okul başarısını ciddi ölçüde etkileyen bir hastalıktır. İlaç tedavileri ve korunma önlemleri ile şikayetlerinde gerileme olmayan hastalarımıza alerji aşılarını önerebiliyoruz. Uygun hastalara, seçilmiş preparatlarla, uygun dozlarla uygulayabildiğimiz bu tedavi, hastalarımızın ilaç tedavisinden fayda görmediği durumlarda gayet başarılı sonuçlar aldığımız bir yöntem" dedi.</p>

<p><strong>'MEŞAKKATLİ VE UZUN SÜREN BİR TEDAVİ'</strong></p>

<p>'Alerjen immünoterapi' denilen ve halk arasında alerji aşısı olarak bilinen bu tedavi yönteminde hastaların duyarlı olduğu alerjeni çok düşük dozlarda hastalara enjekte ettiklerini belirten Uzm. Dr. Uzunoğlu, "Böylelikle vücutlarının bağışıklık sistemlerinin artık bu alerjene aldırmamasını öğretiyoruz. Oldukça meşakkatli ve uzun süren bir tedavi, en az 3 yıl sürüyor. Bu tedavi aslında yüz yılı aşkın bir süredir uygulanmakta. Hastamıza aşı tedavisine başlamamızda bir engel yoksa genelde deri altına uygulanan enjeksiyonlar yöntemiyle ayda bir uyguluyoruz. Çoğu zaman özellikle 'alerjik rinit' dediğimiz saman nezlesi, enfeksiyon durumlarıyla karıştırılabiliyor. Sadece polen alerjilerine karşı uygulanan bir tedavi değil. Ev tozu akarlarına, kedi köpek gibi evcil hayvan alerjilerine, arı alerjilerine karşı da immünoterapi yani alerji aşıları uygulamaktayız" şeklinde konuştu.</p>

<p><img height="450" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/07/u-z-m-a-n-i-n-d-a-n-i-l-a-c-l-a-k-o-n-t-r-o-l-a-l-t-i-n-a-a-l-i-n-a-m-a-1430267-425096.png" width="600" /></p>

<p><strong>'ARI ALERJİLERİNİN AŞISI HAYATİ ÖNEM TAŞIYAN BİR TEDAVİ YÖNTEMİ'</strong></p>

<p>Dr. Uzunoğlu, arı sokması sonrasında sadece bölgede şişlik, kızarıklık gibi lokal reaksiyonlar değil, bazen tüm vücutta yaygın kızarıklık, hastanın yüzünde, gözünde şişme, boğazda takılma hissi, nefes darlığı, bazen baygınlık, hipotansiyon gibi ciddi reaksiyonların oluşabildiğine dikkati çekti. Arı sokması ike yaygın belirtileri olan hastalara mutlaka bir alerji ve immünoloji doktoruna başvurmalarını öneren Uzm. Dr. Berna Uzunoğlu, "Çünkü arı alerjilerinin aşısı hayati önem taşıyan bir tedavi yöntemi. Arı sokan hastalarımızda, arının soktuğu zamanki yaşanan reaksiyonlar dışında, 'Ben acaba bir daha arı tarafından sokulur muyum? Bir daha aynı şeyleri yaşayabilir miyim?' diye ciddi bir anksiyete ve günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlanmalar görmekteyiz. Hastanemizde halk arasında tüylü arı olarak bilinen bal arıları ve sarı arı olarak bilinen yaban arılarına karşı alerji tedavileri uygulanmakta. Arı alerjilerinde aşı tedavisi uygulanırken, diğer aşı tedavilerinde olduğu gibi oldukça deneyimli bir ekip, eğitimli hemşire ekibi ve olası bir yan etkiye karşı anında hızlıca müdahale edilebilecek ekipman ve donanıma sahip bir hastanede, alerji ve immünoloji uzmanlarının olduğu bir yerde yapılması önem teşkil etmektedir" dedi.</p>

<p>'<strong>AŞIDAN SONRA İSTEDİĞİM GİBİ DIŞARI ÇIKABİLİYORUM'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polen alerjisi olan ve tedavi süreci devam eden Emir Yanar (12), "Aşı olmadan önce ilkbahar ve yaz aylarında dışarı çıktığımda gözlerim yaşarıyordu. Ağaçların olduğu bölgelere gidemiyor, bazen parklarda bile oynayamıyordum. Sabah uyandığımda gözlerim çok kaşınıyordu. Bütün arkadaşlarım dışarıda oyun oynarken ben evde tek başıma kalıyordum. Sadece televizyon izleyebiliyor ya da telefonla vakit geçirebiliyordum. Tek başıma kaldığım için de çok sıkılıyordum. Ama aşıdan sonra sıkıntılarım yavaş yavaş azalmaya başladı. Artık istediğim gibi dışarı çıkabiliyorum. Bisiklet sürüyorum, top oynuyorum, arkadaşlarımla buluşuyorum. Bahçeli yerlere de rahatça gidebiliyorum" diye konuştu.</p>

<p><strong>'NEZLE SANIYORDUK MEĞER POLEN ALERJİSİ VARMIŞ'</strong></p>

<p>Emin Yanar (44) da oğlu Emir'in yaklaşık 4 yıl boyunca şikayetleri çok ağır olduğuna dikkat çekip, şunları söyledi: "Her yıl farklı doktora gittik, ilkbahar ve yaz aylarında yaşadığı şikayetleri hep grip, nezle ya da soğuk algınlığı sanıyorduk. Bazen çok koşturduğu, terlediği ya da dondurma yediği için hasta olduğunu düşünüyorduk. Ancak bu tedaviyle özellikle bu yıl çok rahat ettik. Meğer polen alerjisiymiş. Gözlerinde akıntı oluyordu, burnu akıyordu. Nefes alırken ve konuşurken doluluk hissi vardı, ses tonu bile değişiyordu. Rahatsız olduğu için bir yere gidemiyorduk. Sürekli evde kalıyorduk. Ancak 'alerjen immünoterapi' tedavisi ile bu yıl tatile gidebildik.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/uzmanindan-ilacla-kontrol-altina-alinamayan-polen-ve-ari-alerjisine-karsi-asi-onerisi</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/07/basliksiz-25-316.png" type="image/jpeg" length="92028"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Et benleri metabolik hastalıkların habercisi olabilir’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/et-benleri-metabolik-hastaliklarin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/et-benleri-metabolik-hastaliklarin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kadir Kaya, ET benlerinin yalnızca kozmetik bir problem olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ET benlerinin yalnızca kozmetik bir problem olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kadir Kaya, "Et benleri doğrudan kalp krizine neden olmaz ancak insülin direnci, diyabet ve kalp-damar hastalıkları açısından önemli bir uyarı işareti olabilir. Özellikle kısa sürede sayıları artıyorsa altta yatan metabolik hastalıklar yönünden mutlaka değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<p>Toplumda ‘et beni’ olarak bilinen oluşumlar çoğu zaman estetik kaygı nedeniyle önemseniyor. Ancak son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, özellikle sayısı hızla artan et benlerinin insülin direnci, diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi metabolik sorunlarla ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor. İstinye Üniversitesi Medical Park Gaziosmanpaşa’dan Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kadir Kaya, et benlerinin neden oluştuğunu, hangi durumlarda önemsenmesi gerektiğini ve tedavi yöntemlerini anlattı.</p>

<p>Et benlerinin tıbbi olarak 'akrokordon' veya 'fibroepitelyal polip' olarak adlandırılan tamamen iyi huylu deri oluşumları olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Kaya, "Genetik yatkınlık, ilerleyen yaş ve sürtünme en önemli nedenler arasında yer alsa da günümüzde metabolik ve hormonal faktörlerin de et beni oluşumunda önemli rol oynadığı biliniyor. Özellikle boyun ve koltuk altı gibi bölgelerde çok sayıda et beni bulunan kişiler metabolik hastalıklar açısından değerlendirilmelidir" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘KALP KRİZİNİN NEDENİ DEĞİL, RİSKİN GÖSTERGESİ OLABİLİR’</strong></p>

<p>Et benlerinin doğrudan kalp krizine yol açmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Kaya, "Bilimsel çalışmalar, çok sayıda et beni bulunan bireylerde kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve damar sertliğine zemin hazırlayan risk faktörlerinin daha sık görüldüğünü gösteriyor. Et benleri kalp krizinin nedeni değildir ancak kalp-damar hastalıkları açısından risk taşıyan kişilerde daha sık görülebilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘İNSÜLİN DİRENCİYLE YAKIN İLİŞKİSİ BULUNUYOR’</strong></p>

<p>Dermatoloji pratiğinde en güçlü bilimsel ilişkinin insülin direnciyle görüldüğünü söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kaya, "Kanda insülin düzeyinin uzun süre yüksek seyretmesi deri hücrelerinin çoğalmasını tetikleyebilir. Bu nedenle et benlerinin aniden çoğalması insülin direnci ve Tip 2 diyabet açısından erken bir uyarı işareti olabilir" dedi.</p>

<p><img height="480" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/07/e-t-b-e-n-l-e-r-i-m-e-t-a-b-o-l-i-k-h-a-s-t-a-l-i-k-l-a-r-i-n-h-a-b-e-1430244-425089.jpg" width="360" /></p>

<p><strong>‘ANİ ARTIŞLAR İHMAL EDİLMEMELİ’</strong></p>

<p>Çocukluk döneminden beri bulunan birkaç et beninin çoğunlukla genetik nedenlerle geliştiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kaya, "Ancak orta yaşta kısa sürede çok sayıda et beninin ortaya çıkması veya mevcut et benlerinin hızla artması metabolik problemlerin habercisi olabilir. Bu hastalarda yalnızca dermatolojik değil, metabolik değerlendirme de yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘KAN TAHLİLLERİ YOL GÖSTERİYOR’</strong></p>

<p>Çok sayıda veya yeni gelişen et benleri bulunan hastalarda bazı tetkiklerin önerildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Kaya, "Açlık kan şekeri, HbA1c, açlık insülin düzeyi ve kan yağlarının değerlendirilmesi altta yatan metabolik sorunların tespit edilmesine yardımcı olur. Gerekli durumlarda tiroid fonksiyon testleri de istenebilir" dedi.</p>

<p><strong>‘KANSER RİSKİ TAŞIMAZ’</strong></p>

<p>Toplumda et benlerinin kansere dönüşeceği yönünde yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kaya, "Klasik et benlerinin cilt kanserine dönüşme riski yoktur. Ancak kıyafetlere veya takılara sürtünerek tahriş olabilir, kanayabilir ve enfekte olabilir. Bu nedenle estetik açıdan rahatsızlık veren ya da sık travmaya maruz kalan et benlerinin alınması önerilebilir" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘TEDAVİ GÜVENLİ YÖNTEMLERLE YAPILABİLİYOR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Et benlerinin kriyoterapi, elektrokoter veya küçük cerrahi işlemlerle kısa sürede güvenli şekilde alınabildiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Kaya, şu bilgieleri paylaştı:</strong></p>

<p>"İşlem sonrasında aynı et beni tekrar oluşmaz ancak kişinin genetik yatkınlığı, kilo fazlalığı veya insülin direnci devam ediyorsa zaman içinde yeni et benleri gelişebilir. Bu nedenle kalıcı yaklaşım yalnızca et benlerini almak değil, altta yatan metabolik sorunları kontrol altına almaktır.”</p>

<p><strong>‘KULAKTAN DOLMA YÖNTEMLERDEN UZAK DURULMALI’</strong></p>

<p>Et benlerini ip bağlayarak düşürmeye çalışmanın veya bitkisel ürünler kullanmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Kaya, "Bu tür uygulamalar enfeksiyonlara, yanıklara ve kalıcı izlere neden olabilir. Derideki her türlü müdahale mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından yapılmalıdır. Özellikle kısa sürede çoğalan et benleri yalnızca estetik açıdan değil, genel sağlık açısından da değerlendirilmelidir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/et-benleri-metabolik-hastaliklarin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/07/basliksiz-24-357.png" type="image/jpeg" length="31807"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Ebola salgınında vaka sayısı 3 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/kongo-demokratik-cumhuriyetinde-ebola-salgininda-vaka-sayisi-3-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/kongo-demokratik-cumhuriyetinde-ebola-salgininda-vaka-sayisi-3-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Ebola salgınında vaka sayısının 3 bin 200'e yükseldiği bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Ebola salgınında vaka sayısının 3 bin 200'e yükseldiği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde (KDC) 15 Mayıs’ta ilan edilen Ebola salgınında vaka sayısı 3 bin 200’e yükseldi. KDC Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı son verilere göre, ülkede doğrulanmış Ebola vaka sayısı 3 bin 200’e, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 1405’e çıktı. Ituri, Kuzey Kivu, Güney Kivu, Haut-Uele ve Tshopo olmak üzere ülkenin beş eyaletine yayılan salgında, şu ana kadar 556 kişi iyileşti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/kongo-demokratik-cumhuriyetinde-ebola-salgininda-vaka-sayisi-3-bini-asti</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/07/basliksiz-5-816.png" type="image/jpeg" length="51662"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Bingöl: ‘Yaşam tarzı değişiklikleri demans riskini azaltıyor’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-bingol-yasam-tarzi-degisiklikleri-demans-riskini-azaltiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-bingol-yasam-tarzi-degisiklikleri-demans-riskini-azaltiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), demans riskini azaltmaya yönelik güncellenen rehberini yayımladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), demans riskini azaltmaya yönelik güncellenen rehberini yayımladı. 15 Temmuz’da yayınlanan ikinci baskıda fiziksel aktiviteden sosyal yaşama, kronik hastalıkların kontrolünden hava kirliliğine kadar birçok değiştirilebilir risk faktörüne dikkat çekildi. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, demansın kesin bir tedavisinin bulunmadığını belirterek “Yaşam boyu sürdürülen koruyucu alışkanlıklar demans riskini azaltmada önemli rol oynuyor. Hastalığın erken dönemde kontrol altına alınması büyük önem taşıyor” dedi.</p>

<p>Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen demansın, yaşlanan nüfusla giderek daha önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri'nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, “Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) güncellediği ‘Demans Riskinin Azaltılması Rehberi’, hastalığın ortaya çıkma riskini azaltabilecek yaşam tarzı değişikliklerine ilişkin güncel bilimsel kanıtları bir araya getiriyor” dedi. Prof. Dr. Aykut Bingöl, 2019 yılında yayımlanan ilk rehberin ardından hazırlanan ikinci baskının, son yıllarda elde edilen bilimsel veriler doğrultusunda önemli ölçüde genişletildiğini aktardı.</p>

<p><strong>‘DEMANS GÖRÜLME SIKLIĞININ ARTMASI BEKLENİYOR’</strong></p>

<p>Dünya genelinde 2021 yılı itibarıyla yaklaşık 57 milyon kişinin demansla yaşadığını, bu kişilerin büyük bölümünün düşük ve orta gelirli ülkelerde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Aykut Bingöl, demansı tamamen durduran ya da geriye çeviren kesin bir tedavinin henüz bulunmadığını söyledi. Prof. Dr. Aykut Bingöl, "Bu nedenle yaşam boyu uygulanabilecek koruyucu stratejiler, gelecekte demans görülme sıklığını azaltmada en etkili yaklaşım olarak kabul ediliyor. Risk faktörlerinin önemli bir bölümü değiştirilebilir özellik taşıyor ve bunların erken dönemde kontrol altına alınması büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>‘REHBERE YENİ RİSK FAKTÖRLERİ EKLENDİ’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Aykut Bingöl, güncellenen rehberde HIV, inme ve travmatik beyin hasarı başta olmak üzere sekiz yeni risk faktörünün yer aldığını, mevcut sekiz risk faktörüne ilişkin bilimsel kanıtların da yeniden değerlendirildiğini belirtti.</p>

<p><strong>Rehberde öneriler üç temel başlık altında toplanıyor:</strong></p>

<p>“Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının desteklenmesi</p>

<p>Demans riskiyle ilişkili sağlık sorunlarının etkin yönetimi</p>

<p>Çevresel risk faktörlerinin azaltılması”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="587" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/07/y-a-s-a-m-t-a-r-z-i-d-e-g-i-s-i-k-l-i-k-l-e-r-i-d-e-m-a-n-s-r-i-s-k-i-1419641-421934.png" width="550" /></p>

<p><strong>‘FİZİKSEL AKTİVİTE VE SOSYAL YAŞAM KORUYUCU ROL OYNUYOR’</strong></p>

<p><strong>DSÖ rehberinde özellikle düzenli fiziksel aktivite, bilişsel egzersizler ve sosyal yaşamın sürdürülmesinin öne çıktığını belirten Prof. Dr. Aykut Bingöl, şu bilgileri paylaştı:</strong></p>

<p>"Normal bilişsel işlevlere veya hafif bilişsel bozukluğa sahip yetişkinlerde bilişsel eğitim programları ve sosyal etkinliklere katılım öneriliyor. Düzenli fiziksel aktivite ise demans riskini azaltmada en güçlü bilimsel kanıtlarla desteklenen uygulamalar arasında yer alıyor."</p>

<p><strong>‘KRONİK HASTALIKLARIN KONTROLÜ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR’</strong></p>

<p>Rehberde yalnızca yaşam tarzı değil, kronik hastalıkların kontrolünün de demans riskini azaltmada önemli rol oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Aykut Bingöl; hipertansiyon, diyabet, obezite, kolesterol yüksekliği, işitme kaybı, uyku bozuklukları ve depresyon gibi sağlık sorunlarının uygun şekilde yönetilmesinin koruyucu etkisine işaret edildiğini söyledi. Sigaranın bırakılmasının güçlü bir öneri olarak yer aldığını belirten Prof. Dr. Aykut Bingöl, alkol tüketiminin sınırlandırılması ve sağlıklı beslenmenin de riskin azaltılmasına katkı sağlayan önemli yaşam tarzı değişiklikleri arasında bulunduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>‘ÇEVRESEL FAKTÖRLER DE DEMANS RİSKİNİ ETKİLİYOR’</strong></p>

<p>Yeni rehberde ilk kez çevresel risk faktörlerine daha geniş yer verildiğini belirten Prof. Dr. Aykut Bingöl, özellikle hava kirliliğine uzun süre maruz kalmanın demans gelişimi açısından önem taşıyan risk faktörlerinden biri olarak değerlendirildiğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Aykut Bingöl, demans riskini azaltmak için günlük yaşamda uygulanabilecek şu önerilerde bulundu:</p>

<p>“Düzenli fiziksel aktivite yapın.</p>

<p>Sosyal yaşamın içinde kalın, sosyal ilişkilerinizi sürdürün.</p>

<p>Tansiyon, diyabet ve kolesterol gibi kronik hastalıklarınızı kontrol altında tutun.</p>

<p>Sigara kullanmayın, alkol tüketimini sınırlandırın.</p>

<p>Akdeniz tipi dengeli ve sağlıklı beslenin.</p>

<p>İşitme ve görme kayıplarını ihmal etmeyin, gerektiğinde tedavi olun.</p>

<p>Düzenli ve kaliteli uyuyun, beyin sağlığını destekleyen yaşam alışkanlıkları edinin.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-bingol-yasam-tarzi-degisiklikleri-demans-riskini-azaltiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/07/basliksiz-3-807.png" type="image/jpeg" length="86167"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kerem Bürsin’den Deri Kanseri farkındalığına destek]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/kerem-bursinden-deri-kanseri-farkindaligina-destek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/kerem-bursinden-deri-kanseri-farkindaligina-destek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oyuncu Kerem Bürsin, Euromelanoma 2026 Deri Kanseri Farkındalık Haftası kapsamında Dermatolog Prof. Dr. Nazan Yılmaz ile bir araya gelerek deri kanseri farkındalığına dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Oyuncu Kerem Bürsin, Euromelanoma 2026 Deri Kanseri Farkındalık Haftası kapsamında Dermatolog Prof. Dr. Nazan Yılmaz ile bir araya gelerek deri kanseri farkındalığına dikkat çekti.</p>

<p>Buluşma kapsamında Prof. Dr. Nazan Yılmaz tarafından Kerem Bürsin’e deri kanseri taraması yapılırken, güneşten korunma konusunda toplumda doğru bilinen yanlışlar da ele alındı.</p>

<p><img height="821" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/07/kerem-bursin-prof-dr-nazan-yilmaz-223948248.png" width="550" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Nazan Yılmaz’ın yönelttiği "Doğru mu, Yanlış mı?" sorularını yanıtlayan Bürsin; "Camdan geçen güneş ışınları zararsız mıdır?", "Güneş koruyucuyu sabah bir kez sürmek yeterli midir?", "SPF 50, SPF 30'a göre iki kat daha fazla koruma sağlar mı?", "Esmer tenlilerde cilt kanseri görülmez mi?" ve "Deri kanserlerinin tamamı genetik midir?" gibi güneş korumasına ilişkin yaygın inanışları değerlendirdi.</p>

<p>Gerçekleştirilen buluşmada, deri kanserinde erken teşhisin önemi ve güneşten doğru korunmanın yaşam boyu cilt sağlığı açısından taşıdığı kritik rol de vurgulandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/kerem-bursinden-deri-kanseri-farkindaligina-destek</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 23:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/07/basliksiz-42-25.png" type="image/jpeg" length="13781"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı: "İki yılda sağlık hizmetlerinde kapsamlı dönüşüm gerçekleştirildi"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/saglik-bakanligi-iki-yilda-saglik-hizmetlerinde-kapsamli-donusum-gerceklestirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/saglik-bakanligi-iki-yilda-saglik-hizmetlerinde-kapsamli-donusum-gerceklestirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonu doğrultusunda son iki yılda sağlık altyapısından koruyucu sağlık hizmetlerine, dijital uygulamalardan yerli teknoloji yatırımlarına kadar birçok alanda önemli çalışmaları hayata geçirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonu doğrultusunda son iki yılda sağlık altyapısından koruyucu sağlık hizmetlerine, dijital uygulamalardan yerli teknoloji yatırımlarına kadar birçok alanda önemli çalışmaları hayata geçirdi.</p>

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun 2 Temmuz 2024 tarihinde göreve başlamasıyla birlikte, ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonu doğrultusunda sağlık sistemini güçlendirecek kapsamlı uygulamalar hayata geçirildi. Bakanlığın açıkladığı verilere göre, Bakan Memişoğlu’nun göreve başladığı tarihten bugüne kadar küresel iş birliklerini geliştirecek 38 uluslararası belgeye imza atılarak sağlık diplomasisini güçlendirmek adına 12 ülkeye resmi ziyaret gerçekleştirildi. Son iki yılda 126 yeni Sağlıklı Hayat Merkezi ve 598 Aile Sağlığı Merkezi açıldı. Ayrıca 100 adet ikinci ve üçüncü basamak sağlık tesisi inşa edildi. Türkiye genelinde bugün, toplam 348 Sağlıklı Hayat Merkezi ve 8 bin 350 Aile Sağlığı Merkezi ile birinci basamak sağlık hizmeti sunuluyor.</p>

<p><strong>45 MİLYON VATANDAŞIN KRONİK HASTALIK TARAMASI GERÇEKLEŞTİ</strong></p>

<p>Koruyucu sağlık vizyonu ile 45 milyon vatandaşın kronik hastalık taraması ve izlemi gerçekleştirildi. Taramalar sonucunda aile hekimliği birimlerinde yaklaşık 12 milyon vatandaşa ilk kez tanı konularak tedavi süreçleri başlatıldı. Ayrıca, MHRS’de bekleyen randevu talebi sayısı yaklaşık 4 milyondan 322 bin seviyesine gerileyerek, randevu bekleyen vatandaş sayısında yüzde 92 oranında rekor bir düşüş sağlandı. Sigara Bırakma xw sayısı 3 kat artarak bin 577’ ye yükselirken polikliniklerde 497 bin 622 muayene gerçekleştirildi. ALO 171 hattı ile 888 bin 810, sahadaki mobil ekipler ile 875 bin 247 kişiye sağlık hizmeti sunuldu. Bağımlılıkla mücadele kapsamında ALO 191 hattı üzerinden de 581 bin 730 vatandaşa rehberlik sağlandı.</p>

<p><strong>KAMPANYALARLA SAĞLIKLI YAŞAM TEŞVİK EDİLDİ</strong></p>

<p>‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ ve ‘Hareket Yaşını Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyalarıyla sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması hedeflendi. 1 milyon 723 bin anne adayına gebelik ve doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmeti verildi. ‘Her Gebeye Ebe’ uygulaması kapsamında görev yapan koordinatör ebeler ise 722 bin 629 gebeye rehberlik etti.</p>

<p><strong>782 YENİ İLAÇ GERİ ÖDEME KAPSAMINA ALINDI</strong></p>

<p>Vatandaşların ilaca erişimini kolaylaştırmak için son iki yılda 782 yeni ilaç geri ödeme kapsamına alındı. Dijital organ bağışı uygulaması hayata geçirilerek organ bağışı süreçleri e-Devlet ve e-Nabız üzerinden kolay ve erişebilir hale getirildi. Bu kapsamda 136 bin 884 vatandaş dijital organ bağışçısı oldu. Uygulama sayesinde aylık organ bağış sayısı 2 bin 500’den 14 bine yükseldi. Ayrıca, yerli aşı çalışmaları kapsamında hepatit A ve suçiçeği aşıları teknoloji transferiyle ülkemizde üretilmeye başlandı. Hepatit A aşısı 81 ilin tamamında kullanıma sunularak, Altı Bileşenli Karma Aşı ve gebelere yönelik Tdab aşısı da programa dahil edildi.</p>

<p><strong>YERLİ KALP- AKCİĞER MAKİNESİ İLE İLK AÇIK KALP AMELİYATI GERÇEKLEŞTİRİLDİ</strong></p>

<p>Yerli kalp akciğer makinesi LIFELINE HLM, ilk kez Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen açık kalp ameliyatında başarıyla kullanıldı. ASELSAN tarafından geliştirilen, hayvan deneyleri ve klinik çalışmaları ise Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından yapılan yerli kalp akciğer makinesi, operasyon süresince sergilediği yüksek performansla sağlık teknolojilerinde önemli bir eşiğin geride bırakılmasını sağlandı.</p>

<p><strong>CAR-T HÜCRE TEDAVİSİ BAŞARIYLA UYGULANDI</strong></p>

<p>Hematolojik kanserlerde kullanılan CAR-T hücre tedavisi tamamen yerli imkanlarla geliştirildi. Tedavi, geçtiğimiz yıl aralık ayında ilk kez Etlik Şehir Hastanesi’nde uygulanmaya başlandı. Bugüne kadar 12 hastaya CAR-T hücre tedavisi uygulandı. Ayrıca, ASELSAN iş birliği ile geliştirilen ‘Mobil Dijital Röntgen Cihazı’ kamu hastanelerinde kullanılmaya başlandı.</p>

<p><strong>3 GÖKBEY HAVA AMBULANSI SAĞLIK FİLOSUNA KATILACAK</strong></p>

<p>Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen GÖKBEY ambulans helikopterinin test uçuşları gerçekleştirildi. En zorlu coğrafi ve iklim koşullarında sağlık hizmetine erişimi destekleyecek olan GÖKBEY, vatandaşlara hızlı ve etkin acil müdahale imkanı sunacak. 2026 yılı sonuna kadar 3 adet GÖKBEY ambulans helikopterinin sağlık filosuna katılması öngörülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini artırmaya ve sağlık teknolojilerinde yerli üretimi güçlendirmeye yönelik çalışmaların devam edeceğini bildirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/saglik-bakanligi-iki-yilda-saglik-hizmetlerinde-kapsamli-donusum-gerceklestirildi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 21:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/07/basliksiz-23-369.png" type="image/jpeg" length="64948"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz tatilinde değişen günlük rutinler diş sağlığını etkiliyor...]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/yaz-tatilinde-degisen-gunluk-rutinler-dis-sagligini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/yaz-tatilinde-degisen-gunluk-rutinler-dis-sagligini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz tatilinde artan şekerli gıda tüketimi, uzayan ekran süresi ve değişen beslenme alışkanlıkları çocuklarda diş çürüğü riskini yükseltiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatilinde artan şekerli gıda tüketimi, uzayan ekran süresi ve değişen beslenme alışkanlıkları çocuklarda diş çürüğü riskini yükseltiyor. Uzmanlar, özellikle tatil döneminde ağız ve diş bakım rutinlerinin ebeveyn kontrolünde sürdürülmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Okul döneminin sona ermesiyle birlikte çocuklar yaz tatilinin getirdiği serbest zamanın keyfini çıkarırken, beslenme alışkanlıkları ve günlük rutinlerdeki değişim ağız ve diş sağlığını doğrudan etkiliyor. Özellikle şekerli ve yapışkan gıdaların tüketimindeki artış, çürük riskini artırabiliyor…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dondurma, meyve suyu ve paketli atıştırmalıklar gibi yüksek şeker içeriğine sahip ürünlerin sık tüketimi, ağız içi pH dengesini bozarak çürük yapıcı bakterilerin üremesine zemin hazırlıyor. Özellikle yaz döneminde çocukların severek ve sıklıkla tükettiği dondurmaların birçoğunun yüksek oranda rafine şeker içerdiğine dikkat çeken Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, yapışkan ve diş yüzeyinden uzaklaştırılması zor olan krokanlı, karamelize parçacıkların ilavesiyle de diş sağlığının korunmasını riske sokan ürünlerden uzak durulması gerektiğini vurgulayarak ‘Dondurma tercih edilirken doğal içerikli ve katkısız ürünler seçilmeli, günlük tüketim ise iki top dondurma ile sınırlandırılmalıdır. Evde rafine şeker ilave edilmeden, sade veya mevsim meyveleri ile hazırlanan dondurmalar, hazır satılan dondurmaların sağlıklı bir alternatifi olarak tüketimlerinin sınırlandırılmasına katkı sağlayacaktır.’ açıklamasında bulundu.</p>

<p><img height="806" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/07/1782800636-hoca-nurg-l-photo.png" width="500" /></p>

<p><strong>DT. NURGÜL DEMİR </strong></p>

<p><strong>TATİL DÖNEMİNDE ARTAN DİŞ ÇÜRÜĞÜ RİSKİNE DİKKAT </strong></p>

<p>Yaz tatilinde tablet, akıllı telefon ve bilgisayar karşısında geçirilen zamanla orantılı olarak uzayan ekran maruziyeti de bir diğer risk faktörü olarak öne çıkıyor. Tablet ve telefon karşısında yemek yeme alışkanlığı, çocukların gıdaları ağızlarında uzun süre tutmasına neden olarak çürük oluşumunu hızlandırabiliyor. Ekran karşısında, ağzın açık konumda bekletilmesi ise ağız solunumuna bağlı karşılaşabileceğimiz farklı sorunları da beraberinde getiriyor.</p>

<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, yaz döneminin çocuklarda ağız ve diş sağlığı açısından kritik bir süreç olduğunu belirterek, “Tatil döneminde çocukların beslenme düzeni değişiyor, atıştırma sıklığı artıyor ve diş fırçalama rutinleri aksıyor. Günde iki kez doğru teknik ve ideal ağız bakım ürünleriyle dişlerin fırçalanması büyük önem arz ediyor’ ifadelerine yer verdi. </p>

<p>Dişlerin, genç erişkinlik dönemine kadar mutlaka ebeveyn kontrolünde fırçalanması gerektiğini vurgulayan Dt Demir, özellikle yaz tatilleri gibi şekerli yiyecek ve içecek kaçamaklarının arttığı dönemlerde ağız sağlığı ve dişlerin bakımının sadece çocukların kontrolüne bırakılmaması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor ‘Her atıştırmalık tüketiminden sonra çocukların ağızlarını suyla çalkalamaları veya bolca su içmeleri sağlanmalıdır. Mevsim meyvelerinin de şeker içerdiği unutulmadan, ara öğünlerde yapılan atıştırma sıklığı mümkün olduğu kadar azaltılmalı; emilerek uzun sürede tüketilen, yapışkanlığı sebebiyle diş yüzeylerinden uzaklaştırılması güç olan şekerli atıştırmalıklardan kaçınılmalıdır.’</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/yaz-tatilinde-degisen-gunluk-rutinler-dis-sagligini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/07/basliksiz-8-771.png" type="image/jpeg" length="84876"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Bir Günde Kalıcı Diş” yaklaşımı Sağlık Turizminde dikkat çekiyor]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/bir-gunde-kalici-dis-yaklasimi-saglik-turizminde-dikkat-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/bir-gunde-kalici-dis-yaklasimi-saglik-turizminde-dikkat-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KTM Kartal Tıp Merkezi, ileri implant teknolojileriyle kısa sürede sabit diş uygulamalarına yönelik çözümleriyle özellikle Avrupa’dan gelen hastaların ilgisini çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>KTM Kartal Tıp Merkezi, ileri implant teknolojileriyle kısa sürede sabit diş uygulamalarına yönelik çözümleriyle özellikle Avrupa’dan gelen hastaların ilgisini çekiyor.</p>

<p>KTM Kartal Tıp Merkezi, son dönemde sağlık turizmi alanında öne çıkan uygulamalarıyla dikkat çekiyor. Özellikle Avrupa’da yaşayan Türkler başta olmak üzere yurt dışından gelen hastalar, uzun süren klasik implant tedavilerine alternatif olarak geliştirilen “bir günde implant ve sabit diş” yaklaşımına yoğun ilgi gösteriyor.</p>

<p>Gelişen dijital diş hekimliği teknolojileri, üç boyutlu planlama sistemleri ve yeni nesil implant uygulamaları sayesinde; geçmişte uzun tedavi süreçleri gerektiren birçok vaka artık daha kısa sürede planlanabiliyor. Sağlık Merkezinde uygun hastalarda gerçekleştirilen uygulamalarla, detaylı değerlendirme süreçlerinin ardından aynı gün içerisinde implant operasyonu ve sabit diş uygulamaları yapılabiliyor.</p>

<p>KTM Kartal Tıp Merkezi diş uzmanları, özellikle yurt dışından gelen hastaların tedavi sürecinde zaman yönetimine önem verdiğini belirterek, kısa süreli seyahatlerde tamamlanabilen planlamaların son yıllarda daha fazla talep gördüğünü ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="378" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/06/1781596960-kartal-t-p-merkezi-di-klini-i.png" width="650" /></p>

<p>Merkezde tedavi öncesinde yalnızca ağız ve diş yapısı değil, hastanın genel sağlık durumu da detaylı şekilde değerlendiriliyor. Check-up süreçleri, görüntüleme sistemleri, 3D ağız içi taramalar ve uzman hekim değerlendirmeleriyle kişiye özel bir tedavi planı oluşturuluyor. Uzmanlar, özellikle implantın kemiğe ilk tutunma gücünün yüksek olmasının, aynı gün sabit diş planlamalarında önemli rol oynadığına dikkat çekiyor.</p>

<p>KTM Kartal Tıp Merkezi’nde kullanılan dijital planlama sistemleri sayesinde hastaların operasyon öncesinde yeni gülüş tasarımları üç boyutlu olarak analiz edilebiliyor. Bu yaklaşımın hem estetik hem de fonksiyonel açıdan daha öngörülebilir sonuçlar sunduğu belirtiliyor.</p>

<p>Merkez; Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinden hasta ağırlarken, şehir dışından gelen hastalar için de konaklama destekli süreç yönetimi sağlıyor. Böylece tedavi sürecinin daha kontrollü ve konforlu ilerlemesi hedefleniyor.</p>

<p><img height="450" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/06/1781596960-what-is-complete-mouth-dental-implant-treatment.png" width="600" /></p>

<p>Uzmanlara göre günümüzde sağlık turizminde hastaların beklentileri yalnızca ekonomik avantajlarla sınırlı değil. Güvenli sağlık altyapısı, uzman doktor kadrosu, dijital teknoloji kullanımı ve hasta deneyimi gibi kriterler de tercih süreçlerinde belirleyici rol oynuyor. KTM Kartal Tıp Merkezi sunduğu kapsamlı yaklaşım ile İstanbul’da bu alanda öne çıkan merkezlerden biri olarak gösteriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/bir-gunde-kalici-dis-yaklasimi-saglik-turizminde-dikkat-cekiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/06/basliksiz-19-500.png" type="image/jpeg" length="62875"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmplant tedavisinde aynı gün yeni diş mümkün]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş kayıpları yalnızca estetik açıdan değil, ağız ve çene yapısının sağlıklı işleyişi açısından da önemli sorunlara yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">Diş kayıpları yalnızca estetik açıdan değil, ağız ve çene yapısının sağlıklı işleyişi açısından da önemli sorunlara yol açabiliyor. Günümüzde eksik dişlerin tedavisinde en güvenilir ve etkili yöntemlerin başında diş implantlarının geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Kaybedilen diş kökünün yerine çene kemiğine yerleştirilen titanyum vidalar olarak tanımlanan diş implantları, gelişen teknoloji ve yüksek başarı oranları sayesinde artık rutin ve güvenilir tedaviler arasında yer alıyor” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:center">İmplant tedavisinde dikkat çeken gelişmelerden birinin de bazı hastalarda aynı gün yeni diş uygulanabilmesi olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Yerleştirilen implantın çene kemiğine ilk anda yeterli sağlamlıkla tutunduğu durumlarda bu yöntem güvenle tercih edilebiliyor. Her hasta için uygun olmasa da gerekli şartların sağlandığı vakalarda, kişiler tedavinin ardından yeni dişleriyle klinikten ayrılarak günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına kısa sürede dönebiliyor” dedi.</p>

<p style="text-align:center"><strong>DİJİTAL PLANLAMA OPERASYON SÜRESİNİ KISALTIYOR, BAŞARIYI ARTIRIYOR</strong></p>

<p style="text-align:center">Dijital planlama ve üç boyutlu (3D) ileri görüntüleme yöntemlerinin, hastaların çene ve kemik yapısının ayrıntılı değerlendirilmesini mümkün kıldığını dile getiren Tekkeli, “Böylece implantın kemiğe hangi açıyla ve ne kadar derinlikte yerleştirileceği, cerrahi başlamadan bilgisayar ortamında planlanabiliyor. Rehberli cerrahi sayesinde uygun hastalarda geniş kesi ve dikiş ihtiyacı olmadan uygulama yapılabiliyor. Bu yöntem operasyon süresini kısaltırken iyileşme konforunu da artırıyor. Ancak bu teknik her hasta için standart bir seçenek olmadığından, kişinin genel sağlık durumu, çene kemiğinin yapısı ve ihtiyaçları doğrultusunda uygunluk olup olmadığı kontrol ediliyor” dedi.</p>

<p style="text-align:center"><strong>KEMİK YETERSİZLİĞİ GÜNÜMÜZDE İMPLANT İÇİN ENGEL OLUŞTURMUYOR</strong></p>

<p style="text-align:center">Geçmişte çene kemiğinde ciddi hacim kaybı bulunan hastalar için implant tedavisinin sınırlı kaldığını vurgulayan Tekkeli, “Günümüzde gelişen cerrahi yaklaşımlar sayesinde bu durum büyük ölçüde aşılabiliyor. Kemik miktarının yeterli olmadığı vakalarda, implant öncesinde veya implant uygulaması sırasında kemik grefti (kemik tozu) ve membran gibi destekleyici yöntemlerden yararlanılabiliyor. Bu uygulamalarla kemik dokusunun güçlendirilmesi hedeflenirken, implant tedavisinin sağlam ve uzun ömürlü sonuçlar vermesi için uygun altyapı oluşturulabiliyor” bilgilerini verdi.</p>

<p style="text-align:center"><img height="316" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/06/1781511795-a-s-m-arzu-tekkeli-gorseli.png" width="650" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>DİYABET, TEDAVİYİ SEKTE UĞRATAN FAKTÖRLER ARASINDA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center">İmplant tedavisinde başarısızlığın çoğu zaman implantın vücut tarafından reddedilmesinden değil, implantın kemikle sağlıklı şekilde bütünleşmesini engelleyen çeşitli risk faktörlerinden kaynaklandığını dile getiren Tekkeli, “Biyouyumlu bir materyal olan titanyumun vücut tarafından kabul edilmemesi genellikle beklenmez. Ancak; kontrolsüz diyabet, bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar, kanser tedavileri, ileri derecede diş sıkma alışkanlığı, yetersiz ağız hijyeni ve ciddi kemik kayıpları tedavinin başarısını olumsuz etkileyebilir. Bu tür risklerin bulunmadığı hastalarda ise yeni nesil implant sistemleriyle oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor” dedi.</p>

<p style="text-align:center"><strong>İMPLANTIN ÖMRÜNÜ TEDAVİ SONRASI BAKIM BELİRLİYOR</strong></p>

<p style="text-align:center">Gelişen cerrahi teknikler sayesinde implant tedavisi sonrasında görülen ağrı, şişlik ve morluk gibi şikayetlerin önemli ölçüde azaldığının altını çizen Tekkeli, “Ancak tedavinin uzun vadeli başarısında cerrahi kadar tedavi sonrası bakım da kritik rol oynuyor. Hekimin önerdiği ilaçların düzenli kullanılması, ağız hijyenine özen gösterilmesi ve rutin diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması implantların sağlıklı şekilde kullanılmasına katkı sağlıyor. Bunun yanında sigaradan uzak durulması, sistemik hastalıkların kontrol altında tutulması ve çene kapanışının doğru planlanması da implantların ömrünü etkileyen kritik faktörler arasında” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 16:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/06/basliksiz-29-177.png" type="image/jpeg" length="21026"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KKTC'den Ebola virüsüne karşı yeni tedbirler]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/kktcden-ebola-virusune-karsi-yeni-tedbirler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/kktcden-ebola-virusune-karsi-yeni-tedbirler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi, Ebola virüsüne ilişkin tanı ve tedavi süreçlerine yönelik alınan kararları duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi, Ebola virüsüne ilişkin tanı ve tedavi süreçlerine yönelik alınan kararları duyurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi, Ebola virüsüne ilişkin açıklama yaparak, hastalığın tanı ve tedavi süreçlerine yönelik alınan kararları bildirdi. Komitenin açıklamasında, Ebola’nın nadir ancak hayatı tehdit edebilen bulaşıcı bir viral enfeksiyon olduğu vurgulanarak, enfekte hayvanlardan ve insan vücut sıvılarından bulaşabildiği kaydedildi. Açıklamada, hastalığın belirtileri arasında ateş, üşüme, titreme, baş ile kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal ve döküntünün yer aldığı ifade edildi.</p>

<p>İlerleyen evrelerde ise mukozal kanamalar, septik şok ve çoklu organ yetmezliği gelişebileceği, hastalığın ölümle sonuçlanabileceği belirtildi. Komite, Ebola virüsünün tanısının konulabilmesi amacıyla alınan örneklerin, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Ulusal Halk Sağlığı Referans Laboratuvarı’na gönderilmesine karar verildiğini bildirdi.</p>

<p>KKTC Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi, uluslararası sağlık kuruluşlarının konuya ilişkin açıklama ve kararlarını yakından takip etmeyi sürdürdüğünü vurgulayarak, ek tedbirlerin alınmasını gerektirecek bir durum ortaya çıkması halinde kamuoyunun bilgilendirileceğini kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/kktcden-ebola-virusune-karsi-yeni-tedbirler</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/06/basliksiz-2-798.png" type="image/jpeg" length="35130"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ / Tedros Ghebreyesus: "Ebola salgınının bölgesel riski yüksek, küresel riski düşük"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ghebreyesus-ebola-salgininin-bolgesel-riski-yuksek-kuresel-riski-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ghebreyesus-ebola-salgininin-bolgesel-riski-yuksek-kuresel-riski-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Bundibugyo virüsü kaynaklı Ebola salgınıyla ilgili basın toplantısı düzenleyerek son gelişmeleri değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Uganda'da yayılan Ebola salgınına ilişkin yaptığı açıklamada, “Salgının ulusal ve bölgesel düzeyde yüksek, küresel düzeyde ise düşük risk taşıdığını değerlendiriyoruz” dedi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Bundibugyo virüsü kaynaklı Ebola salgınıyla ilgili basın toplantısı düzenleyerek son gelişmeleri değerlendirdi. Acil durum ilan ettiklerini hatırlatan Ghebreyesus, “Bu, bir Genel Direktörün Acil Durum Komitesi'ni toplamadan önce acil durum ilan ettiği ilk seferdir. Komite dün toplandı ve durumun uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu olduğu, ancak bir pandemik acil durum olmadığı konusunda hemfikir oldu. Salgının ulusal ve bölgesel düzeyde yüksek, küresel düzeyde ise düşük risk taşıdığını değerlendiriyoruz” ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Salgının ulaştığı boyutlara ilişkin verileri paylaşan Ghebreyesus, “Şu ana kadar Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde 51 vaka doğrulandı, ancak salgının boyutunun çok daha büyük olduğunu biliyoruz. Uganda'da, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nden seyahat eden iki kişide vaka doğrulandı ve biri hayatını kaybetti. Ayrıca Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde çalışan bir ABD vatandaşı da pozitif çıktı ve Almanya'ya sevk edildi” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="493342 145965 Dsö Genel Diröktörü Dha 2024" class="detail-photo img-fluid" height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2025/01/493342-145965-dso-genel-diroktoru-dha-2024.jpg" width="700" /></p>

<p><strong>Virüsün yayılma potansiyelinin ciddi endişe yarattığını vurgulayan Ghebreyesus, sürece dair riskleri şu sözlerle sıraladı:</strong></p>

<p>“Doğrulanmış vakaların ötesinde yaklaşık 600 şüpheli vaka ve 139 şüpheli ölüm bulunuyor. Salgın kentsel alanlara yayıldı ve sağlık çalışanları arasında ölümler rapor edildi. İturi eyaletinde çatışmalar önemli ölçüde arttı ve 100 binden fazla insan yerinden edildi. Bu salgına onaylanmış hiçbir aşısı veya tedavisi bulunmayan Bundibugyo virüsü neden oluyor.”</p>

<p>Bölge ülkelerinin attığı adımlara değinen ve maddi destekleri artırdıklarını aktaran Ghebreyesus, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:</p>

<p>“Ebola salgını riski nedeniyle 2 milyon kişinin katılabileceği Şehitler Günü kutlamalarını erteleyen Uganda hükümetine ve Devlet Başkanı Yoweri Museveni'ye teşekkür ediyorum. Sahadaki ekiplerimizle ulusal makamları destekliyoruz. Müdahalemizi güçlendirmek için Acil Durum Fonu'ndan 3,4 milyon dolar ek fonu onaylayarak toplam kaynağı 3,9 milyon dolara çıkardık. Aşı ve tedavinin yokluğunda, virüsün yayılmasını durdurmak ve hayat kurtarmak için ülkelerin alabileceği pek çok önlem bulunuyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ghebreyesus-ebola-salgininin-bolgesel-riski-yuksek-kuresel-riski-dusuk</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-15-622.png" type="image/jpeg" length="62759"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: "Hantavirüsün küresel nüfus için riski hala düşük"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Hollanda bandıralı bir gemide görülen hantavirüsün küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu bildirdi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) yetkilileriyle ülkenin kuzeydoğusundaki Ituri eyaletinde ortaya çıkan yeni Ebola salgını hakkında görüştüklerini kaydeden Ghebreyesus, şu ana kadar 13 Ebola vakasının doğrulandığını söyledi.</p>

<p><img alt="493342 145965 Dsö Genel Diröktörü Dha 2024" class="detail-photo img-fluid" height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2025/01/493342-145965-dso-genel-diroktoru-dha-2024.jpg" width="700" /></p>

<p>Hanbatvirüs vakalarıyla ilgili açıklama yapan Ghebreyesus, Hollanda bandıralı ‘MV Hondius’ gemisinin yolcularına ve mürettebatına gösterdikleri dayanışma için Kanarya Adaları'nın Tenerife kentinin halkına teşekkürlerini yineledi. Ghebreyesus, bu krizi yönetmek için yaklaşık 30 hükümet ve diğer paydaşlarla birlikte çalıştıklarını kaydederek, “Geminin yolcularının Tenerife'den transfer operasyonunun başarıyla tamamlandığını ve 120'den fazla kişinin şu anda kendi ülkelerinde bakıma alındığını veya nihai varış noktalarına giderken ev sahibi ülkelerde karantinaya alındığını bildirmekten memnuniyet duyuyorum” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geminin kaptanı Jan Dobrogowski ve 26 mürettebatın ‘MV Hondius'ta yolculuğa devam ettiğini hatırlatan Ghebreyesus, geminin 18 Mayıs'ta Hollanda'ya varmasının beklendiğini dile getirdi. Ghebreyesus, “DSÖ, bu olayın küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu tekrarlıyor ve gerektiğinde güncellemeler yayınlamaya devam edeceğiz. Bugün itibarıyla DSÖ'ye 3 ölüm dahil toplam 10 vaka bildirildi” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-5-754.png" type="image/jpeg" length="24422"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ / Tedros: "Ülkeler yeni hantavirüs vakalarına karşı hazırlıklı olmalı"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ulkeler-yeni-hantavirus-vakalarina-karsi-hazirlikli-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ulkeler-yeni-hantavirus-vakalarina-karsi-hazirlikli-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, İspanya’nın başkenti Madrid'de düzenlenen basın toplantısında konuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, hantavirüs salgınıyla ilgili uyarılarda bulundu.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, İspanya’nın başkenti Madrid'de düzenlenen basın toplantısında konuştu.</p>

<p><img alt="493342 145965 Dsö Genel Diröktörü Dha 2024" class="detail-photo img-fluid" height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2025/01/493342-145965-dso-genel-diroktoru-dha-2024.jpg" width="700" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ghebreyesus, İspanya'ya zor durumdaki gemiyi kabul ederek gösterdiği ‘dayanışma’ için teşekkür etti. Mevcut durumun daha büyük bir salgın işareti taşımadığını kaydeden Ghebreyesus, “Ancak kuluçka süresinin uzunluğu göz önüne alındığında, önümüzdeki haftalarda yeni vakalar görmemiz muhtemel” ifadelerine yer verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ulkeler-yeni-hantavirus-vakalarina-karsi-hazirlikli-olmali</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-5-750.png" type="image/jpeg" length="66444"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu: 'Hantavirüsün insandan insana yayılım riski düşük']]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-meral-sonmezoglu-hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-meral-sonmezoglu-hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Hantavirüsün bulaşma dinamikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi oluşturma riski düşük" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Hantavirüsün bulaşma dinamikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi oluşturma riski düşük. Virüsün esas olarak kemirgenler aracılığıyla bulaşması ve insandan insana yayılımın son derece sınırlı olması nedeniyle pandemi beklemiyoruz" dedi.</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hantavirüsler, kemirgenler ve bazı böcekçil hayvanlar aracılığıyla taşınan, zarflı RNA yapısına sahip virüslerdir. Bunyaviridae ailesi içerisinde yer alan bu virüs grubu, farklı türleriyle insanlarda çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bugüne kadar en az 40 hantavirüs türü tanımlanmış olup bunların en az 22'sinin insanlarda hastalık yapabildiği biliniyor. Her hantavirüs tipi genellikle belirli bir kemirici türü ile ilişkilidir ve virüs doğada bu hayvanlar arasında dolaşımını sürdürür” şeklinde konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu, "Virüs adını, ilk kez izole edildiği Hantaan Nehri'nden alıyor. 1978 yılında Ho Wang Lee tarafından Kore'de bu nehir çevresinde yaşayan bir kemiriciden izole edilerek bilim dünyasına kazandırılmıştır. Bu keşif, hastalığın nedeninin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Hantavirüs yeni bir virüs değil. Hastalık ilk olarak Kore Savaşı sırasında dikkat çekiyor. O dönemde Amerikan askerleri arasında yüksek ateş, şiddetli kanamalar ve böbrek yetmezliği ile seyreden vakalar görülüyor ve hastalık 'Kore Kanamalı Ateşi' olarak adlandırılıyor. Amerikan ordusu 1951-1952 yılları arasında 3500'den fazla vaka ve yaklaşık 400 ölüm kaydetmiş. Savaş sonrası asker hareketliliği ve lojistik faaliyetler nedeniyle hastalığın belirtileri dünyanın farklı bölgelerinde de görülmeye başlanmış" dedi.</p>

<p><strong>‘BÖBREK YETMEZLİĞİ GÖRÜLEBİLİR’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu,"Hantavirüsler, coğrafi dağılımına ve virüs tipine bağlı olarak iki ana klinik tabloya neden olur; Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu (HCPS). Daha çok Amerika kıtasında görülür. Akciğer tutulumu ön plandadır. Hastalık ani başlangıçlı olup hızla ağırlaşabilir. Öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi ve dolaşım yetmezliği gelişebilir. Bu formun ölüm oranı oldukça yüksektir. Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) ise Avrupa ve Asya'da yaygındır. Böbrek tutulumu ile karakterizedir. Hastalarda düşük tansiyon, kanama eğilimi ve böbrek yetmezliği görülebilir. Türkiye'de bildirilen vakalar genellikle bu klinik tablo ile uyumludur" diye konuştu.</p>

<p><img height="515" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/05/1778575294-meral-so-nmezog-lu-2026.png" width="600" /></p>

<p><strong>‘ÇİFTÇİLİK VE ORMANCILIK GİBİ FAALİYETLER BULAŞ RİSKİNİ ARTIRIR’</strong></p>

<p>Hantavirüslerin çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaştığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile çevreye yayılan virüs, kuruyarak havaya karışabilir ve solunum yoluyla insanlara geçebilir. Kontamine partiküllerin solunması, kemirgen atıklarıyla temas, nadiren kemirgen ısırıkları ile bulaşabilir. Kapalı ve yetersiz havalandırılan alanların temizlenmesi, kemirgen istilasına uğramış ortamlarda bulunmak, çiftçilik ve ormancılık gibi faaliyetler bulaş riskini artırır. Genel olarak hantavirüsler insanlar arasında bulaşmaz. Ancak Amerika kıtasında görülen Andes virüsü için nadir de olsa insandan insana bulaş bildirilmiştir. Bu bulaşın genellikle aynı evde yaşayan kişiler veya yakın temaslılar arasında, uzun süreli temas sonucu gerçekleştiği belirtilmektedir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'BELİRTİLER 1 İLA 8 HAFTA İÇİNDE ORTAYA ÇIKAR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Belirtiler genellikle virüse maruz kalındıktan sonra 1 ila 8 hafta içinde ortaya çıkar. Erken dönem belirtileri; ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma. İleri dönem belirtileri; HCPS'de: öksürük, nefes darlığı, akciğer ödemi. HFRS'de: düşük tansiyon, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği. Hastalık bazı hastalarda hızla ağırlaşarak hayati risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonunun erken tanısı, belirtilerin diğer birçok hastalıkla benzerlik göstermesi nedeniyle zor olabilir. Bu nedenle hastanın öyküsü büyük önem taşır. Özellikle kemirgen teması, mesleki riskler ve seyahat geçmişi sorgulanmalıdır. Tanı yöntemleri olarak serolojik testler (IgM ve IgG antikorlarının tespiti), PCR ile viral RNA'nın gösterilmesi kullanılır. Laboratuvar çalışmaları yüksek biyogüvenlik önlemleri gerektirir" dedi.</p>

<p><strong>'DÜNYA GENELİNDE HER YIL BİNLERCE VAKAYA NEDEN OLUR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonu için onaylanmış spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmuyor. Tedavi tamamen destekleyicidir. Solunum desteği, sıvı ve elektrolit dengesi, böbrek fonksiyonlarının izlenmesi, gerekli durumlarda yoğun bakım desteği yapılır. Erken dönemde uygun tıbbi müdahale, özellikle ağır vakalarda hayatta kalma şansını artırır. Hantavirüs enfeksiyonları nadir görülmekle birlikte dünya genelinde her yıl binlerce vakaya neden olur. Yıllık tahmini vaka sayısı; 10.000 - 100.000 civarındadır. Vakaların büyük çoğunluğu Asya ve Avrupa'da görülür. Amerika kıtasında daha az vaka olmasına rağmen hastalık daha ağır seyreder. Ölüm oranları Avrupa ve Asya'da yüzde 1 - yüzde 15, Amerika kıtasında yüzde 20 - yüzde 50 arasındadır" şeklinde konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonları dünya genelinde farklı bölgelerde görülüyor. Çin en yüksek vaka sayısına sahip ülke. Güney Kore düzenli olarak vaka bildiriliyor. Kuzey ve Orta Avrupa'da her yıl binlerce vaka görülüyor. Güney Amerika daha az vaka ancak daha yüksek ölüm oranına sahip. Türkiye'de hantavirüs vakaları 2009 yılından bu yana bildiriliyor. 2009-2025 yılları arasında yıllık vaka sayıları 4 ile 58 arasında değişmiş. Türkiye'de görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyreden HFRS formundadır. Hantavirüs enfeksiyonu açısından risk altında olan gruplar; çiftçiler, orman işçileri, depo, ahır ve kapalı alan çalışanları, kemirgenlerle temas riski olanlardır. Ayrıca uzun süre kapalı kalmış alanları temizleyen kişiler de risk grubunda yer alır" ifadelerine yer verdi. </p>

<p><img height="434" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/05/1778574582-h-a-n-t-a-v-r-s2.png" width="650" /></p>

<p><strong>'KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU KEMİRGENLERLE TEMASI AZALTMAKTIR'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Yaşam alanlarının temiz tutulmalıdır. Kemirgen girişleri engellenmelidir. Gıdalar güvenli şekilde saklanmalıdır. Temizlik sırasında toz oluşumu önlenmelidir. Kirli alanlar temizlenmeden önce nemlendirilmelidir. El hijyenine dikkat edilmelidir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-meral-sonmezoglu-hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-10-706.png" type="image/jpeg" length="41518"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Bayındır: 'Hantavirüs grip belirtileriyle başlayabiliyor']]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-bayindir-hantavirus-grip-belirtileriyle-baslayabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-bayindir-hantavirus-grip-belirtileriyle-baslayabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Bayındır, hantavirüsün özellikle kemirgenlerin idrar, dışkı ve salyasıyla kirlenmiş ortamların solunmasıyla bulaştığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Bayındır, hantavirüsün özellikle kemirgenlerin idrar, dışkı ve salyasıyla kirlenmiş ortamların solunmasıyla bulaştığını söyleyerek, yaz aylarında kırsal alan kullanımı ve kapalı alan temaslarının artmasıyla riskin yükselebileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. Bayındır, “Grip benzeri belirtilerle başlayabilen bu hastalık bazı vakalarda ağır akciğer ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. Özellikle riskli temas öyküsü bulunan kişilerde ateş ve solunum şikâyetleri hafife alınmamalıdır” dedi.</p>

<p>Güven Hastanesi Başhekimi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Bayındır, hantavirüsün yeni bir virüs olmadığını ancak son dönemde dünya genelindeki vakalar nedeniyle yeniden gündeme geldiğini belirtti. Bayındır, özellikle fare ve diğer kemirgenler aracılığıyla bulaşan bu enfeksiyonun bazı hastalarda ağır seyredebildiğini söyleyerek, “Hantavirüs çoğunlukla kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla kirlenmiş ortamların solunmasıyla bulaşır. Özellikle depo, ahır, bağ evi, yayla evi gibi uzun süre kapalı kalmış alanlarda risk artabilir. Virüs, havaya karışan partiküller aracılığıyla solunum yoluyla alınabilir. İnsandan insana bulaş ise oldukça nadir görülür ve bugüne kadar yalnızca bazı özel hantavirüs türlerinde sınırlı sayıda bildirilmiştir” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘BELİRTİLER GRİP İLE KARIŞTIRILABİLİYOR’</strong></p>

<p>Hastalığın ilk belirtilerinin çoğu zaman grip veya üst solunum yolu enfeksiyonu ile karıştırılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Bayındır, erken dönemde görülen semptomların dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Yüksek ateş, yoğun halsizlik, kas ve sırt ağrıları, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler görülebilir. İlk günlerde basit bir viral enfeksiyon gibi başlayabilen tablo, bazı hastalarda kısa sürede ağırlaşabilir. Özellikle nefes darlığı gelişmesi önemli bir uyarı işaretidir. Ancak, tanı koymak için hastalığın belirtileri kadar, belki daha önemli konu bu hastalık için epidemiyolojik öyküdür. Yani hastaların kemirgenlere veya onların idrar, dışkı ve salyasına maruziyetlerinin sorgulanması gereklidir. Hantavirüsün bazı türlerinde akciğerler, kalp ve böbrekler ciddi şekilde etkilenebilir. Özellikle ani gelişen solunum sıkıntısı, idrar çıkışında azalma ve kanlı idrar önemsenmelidir. Bazı vakalarda akciğerlerde yoğun sıvı birikimi gelişebilir ve hasta kısa sürede yoğun bakım ihtiyacı duyabilir. Bunun yanında böbrek fonksiyonlarında bozulma, idrar miktarında azalma ve tansiyon problemleri de görülebilir. Yine bazı hastalarda ise akut böbrek hasarı gelişebilir. İdrar volümünde azalma, idrarda protein ve kan hücreleri görülebilir. Özellikle riskli temas öyküsü bulunan kişilerde ateş ve solunum şikâyetleri hafife alınmamalıdır” dedi.</p>

<p><strong>‘YAZ AYLARINDA RİSK ARTABİLİYOR’</strong></p>

<p>Yaz mevsiminde doğa aktiviteleri, kampçılık ve kırsal alan kullanımının artmasının hantavirüs açısından riski yükseltebildiğini belirten Prof. Dr. Bayındır, şunları söyledi: “Uzun süre kullanılmamış alanlar temizlenmeden önce mutlaka havalandırılmalı. Toz kaldıracak şekilde süpürme yapılmamalı. Kemirgen teması riski bulunan alanlarda maske ve eldiven kullanımı teşvik edilmelidir. Hantavirüs vakaları nadir görülse de ağır akciğer ve böbrek yetersizliği tablolarına yol açabiliyor. Özellikle yaz döneminde kırsal alanlarda geçirilen zaman boyunca hijyen ve koruyucu önlemlerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Hantavirüs 900’lü yıllardan beri bilinmekte olup salgınlara da neden olmuştur. Örneğin Kore Savaşı sırasında 1951-1953 yılları arasında 2 binden fazla Birleşmiş Milletler askerin hastalanmasına ve yaklaşık yüzde 5’inin ölümüne neden olmuştur. Ayrıca insandan insana bulaşma teorik olarak yok kabul edilmekte veya bazı virüs türlerinden nadiren bulaş olasılığı bilinmektedir. Bu nedenle yakın dönemde yaşadığımız pandemi olasılığı mümkün gözükmemekle birlikte, gerekli koruyucu önlemlerin alınması ve hastalığın küresel izlemi önem arz etmektedir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-bayindir-hantavirus-grip-belirtileriyle-baslayabiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-12-677.png" type="image/jpeg" length="47285"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Hüsrev Diktaş: ‘Hantavirüs ağır enfeksiyonlara yol açabiliyor’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/doc-dr-husrev-diktas-hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/doc-dr-husrev-diktas-hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, son günlerde gündeme gelen hantavirüsün ağır enfeksiyonlara yol açabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde gündeme gelen hantavirüsün ağır enfeksiyonlara yol açabileceğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, virüsün KOVİD-19 gibi küresel bir pandemiye dönüşmesinin beklenmediğini ancak özellikle kemirgen temasına ve kapalı alan temizliğine karşı önlemler alınması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Türkiye’de de en son 1997’de görülen hastalığın çıkış noktasını, bulaşma yollarını ve korunma yöntemlerini değerlendiren Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, paniğe kapılmadan bilinçli hareket edilmesi gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘HANTAVİRÜS AĞIR TABLOLARA YOL AÇABİLİYOR’</strong></p>

<p>Hantavirüsün ciddi enfeksiyon tablolarına neden olabildiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, “Hastalık ateş, ishal, bulantı ve kusma gibi belirtilerle başlayabiliyor. Ancak ilerleyen süreçte ağır solunum problemleri, kanama ve böbrek yetmezliği gibi ciddi klinik tablolar gelişebiliyor. Virüsün temel bulaş yolu kemirgenlerden oluşuyor. Farelerin dışkı, idrar ve salgılarının ortama karışmasıyla enfekte partiküller oluşuyor. Bu partiküllerin solunması sonucu hastalık bulaşabiliyor. Özellikle garaj, depo, bodrum ve uzun süre kullanılmayan yazlık evler riskli alanlar arasında bulunuyor” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>‘TEMİZLİK YAPARKEN DİKKAT EDİLMELİ’</strong></p>

<p>Riskli alanların temizliği sırasında gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, “Fare dışkısı bulunan alanlar süpürülerek temizlenmemeli. Öncelikle dezenfektanla ıslatılmalı, ardından maske ve eldiven kullanılarak dikkatli şekilde temizlenmeli. Hantavirüsün insandan insana bulaş riski düşük. Dünya Sağlık Örgütü şu an için KOVİD-19 benzeri büyük bir pandemi beklemediğini açıkladı. Ancak nadir de olsa insandan insana bulaş ihtimali göz önünde bulundurulmalı” dedi.</p>

<p><strong>‘ERKEN MÜDAHALE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR’</strong></p>

<p>Virüse karşı özel bir tedavi bulunmadığını belirten Doç. Dr. Diktaş, “Bu nedenle erken tanı, hastaların izole edilmesi ve yoğun bakım desteğinin sağlanması büyük önem taşıyor” ifadelerine yer verdi. </p>

<p>Doç. Dr. Diktaş, “DSÖ tarafından Türkiye, Kanada, Danimarka, Almanya, Hollanda, Yeni Zelanda, Saint Kitts ve Nevis, Singapur, İsveç, İsviçre, İngiltere, ABD bilgilendirilme geçilen ülkelerin arasında yer alıyor” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/doc-dr-husrev-diktas-hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-11-696.png" type="image/jpeg" length="87009"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Motosiklet kazalarında ekipman kullanımı hayati önem taşıyor’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/motosiklet-kazalarinda-ekipman-kullanimi-hayati-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/motosiklet-kazalarinda-ekipman-kullanimi-hayati-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Azboy, hastanelere ağır travmalarla gelen genç sürücü sayısındaki artışa dikkat çekerek uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İki tekerlekli araçların, yanlış kullanım ve eksik ekipmanla kalıcı sakatlıkların baş sorumlusu haline geldiğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Azboy, hastanelere ağır travmalarla gelen genç sürücü sayısındaki artışa dikkat çekerek uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Azboy, “Motosiklet kazalarında ekipman kullanımı hayati önem taşıyor. Sadece kask takmak yeterli değil. ‘Kısa mesafe gideceğim’ düşüncesi çok yanlış. Eldiven, dizlik, ayak bileğini, sırtı ve omurgayı koruyan ekipmanlar mutlaka kullanılmalı” dedi.</p>

<p>Büyük şehirlerde artan trafik yoğunluğuyla birlikte motosiklet kazalarının, genç yaşta kalıcı sakatlığın en büyük nedenlerinden biri haline geldiğini belirten Medipol Sağlık Grubu’ndan Prof. Dr. İbrahim Azboy, motosiklet kazalarında ayak bileği, diz ve kalça çevresinde ciddi kırıklarla sıkça karşılaştıklarını belirterek sürücülere hayati uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Azboy, motosiklet kazaları sonrası hastanelere ağır travmalarla başvuran gençlerin sayısında ciddi oranda artış yaşandığını söyledi.</p>

<p><strong>‘GENÇ HASTALARIMIZ CİDDİ KIRIKLARLA GELİYOR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Motosiklet kazalarının ortopedi kliniklerinde en sık karşılaşılan travmalar arasında yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Azboy, “Özellikle İstanbul gibi trafiğin yoğun ve zeminin engebeli olduğu şehirlerde motosiklet kazaları daha sık görülüyor. Aşırı hız nedeniyle hastalarımız bize ciddi travmalarla geliyor. Çoğu genç olan sürücülerde ayak bileği, diz ve kalça çevresinde parçalı ve eklem içi kırıklarla karşılaşıyoruz. Bazı kırıklar uzun vadeli sakatlık riski taşıyor. Kalça yuvasının kırılıp femur başının yuvadan çıktığı asetabulum kırıklarıyla sık karşılaşıyoruz. Bu kırıkların tedavisi oldukça zor. Eklem içi kırıklarda ilerleyen yıllarda hareket kısıtlılığı ve kalıcı sakatlıklar görülebiliyor. Genç yaşta yaşanan bu kazalar, hastalarımızın hem iş hem de sosyal hayatını ciddi şekilde etkiliyor” ifadelerine yer verdi.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/04/m-o-t-o-s-i-k-l-e-t-k-a-z-a-l-a-r-i-n-d-a-e-k-i-p-m-a-n-k-u-l-l-a-n-i-m-1259431-374785.png" width="700" /></p>

<p><strong>PROF. DR. İBRAHİM AZBOY </strong></p>

<p><strong>‘SADECE KASK YETERLİ DEĞİL’</strong></p>

<p>Kazaları önlemenin en etkili yolunun trafik kurallarına uymak olduğunu vurgulayan Prof. Azboy, “Ekipman kullanımı hayati önem taşıyor. Sadece kask takmak yeterli değil. ‘Kısa mesafe gideceğim’ düşüncesi çok yanlış. Eldiven, dizlik, ayak bileğini, sırtı ve omurgayı koruyan ekipmanlar mutlaka kullanılmalı. Motosiklet kazalarının ne kadar ciddi travmalara yol açtığını unutmamak gerekiyor. Motosiklet kazaları sonrası yapılan yanlış müdahaleler de hasarı artırabiliyor. Boyun kırıkları, omurga kırıkları, kalça kırıklı çıkıkları gibi hayati risk taşıyan durumlar görülebiliyor. Acil ekipler gelene kadar hastanın hareket ettirilmemesi, ‘Bir şeyin yok, kalk yürü’ denmemesi gerekir. Hastanın travma tahtasına alınarak en yakın sağlık merkezine doğru şekilde transfer edilmesi çok önemlidir” şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/motosiklet-kazalarinda-ekipman-kullanimi-hayati-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/04/basliksiz-3-714.png" type="image/jpeg" length="44980"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gülcan Pirbudak: ‘Diş eti hastalıkları kalp ve alzheimer riskiyle ilişkili olabilir’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/gulcan-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/gulcan-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, Ağız sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını, kalp ve beyin sağlığıyla da yakından ilişkili olabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını, kalp ve beyin sağlığıyla da yakından ilişkili olabileceğini söyleyen Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, “Diş eti hastalıkları kalp ve alzheımer riskiyle ilışkili olabilir. İnsan vücudundaki tüm sistemler arasında güçlü ve karmaşık bir ilişki bulunur. Çoğu kişi ağız ve diş sağlığını yalnızca estetik görünüm ya da diş çürükleriyle ilişkilendirirken, bilimsel çalışmalar ağız sağlığının vücudun genel sağlığı üzerinde önemli etkileri olduğunu ortaya koymaktadır” dedi.</p>

<p>Ağız içinde gelişen enfeksiyonların zaman zaman kan dolaşımına karışabildiğini belirten Medicana International İstanbul Hastanesi'nden Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, diş eti hastalıkları bulunan kişilerde kalp ve damar hastalıklarının daha sık görülebildiğini ifade etti. Ağızdaki bakterilerin kan dolaşımına geçmesiyle birlikte vücutta iltihabi yanıtın artabileceğini belirten Pirbudak, kronik inflamasyonun damar iç yüzeyinde yapısal değişikliklere yol açabileceğini ve bunun da damar sertliği, damar daralması ve tıkanıklık gibi sorunlara zemin hazırlayarak kalp krizi ve felç riskini artırabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>‘DİŞ ETİ HASTALIKLARI KALP DAMAR SİSTEMİNİ ETKİLEYEBİLİR’</strong></p>

<p>Bilimsel çalışmaların diş eti hastalıkları ile kalp damar hastalıkları arasında dikkat çekici bir ilişki olduğunu ortaya koyduğunu belirten Pirbudak, ağız içinde bulunan bazı bakterilerin kan dolaşımı yoluyla damar duvarlarına yerleşebildiğini aktardı. Bu bakterilerin damar sertliği oluşumuna katkıda bulunabileceğini ifade eden Pirbudak, bazı durumlarda diş ve diş eti enfeksiyonlarına neden olan bakterilerin kalp kapakçıklarına ulaşarak kalp kapakçığı enfeksiyonlarına yol açabileceğini belirtti. Yapılan bazı klinik araştırmaların diş eti tedavisinin vücuttaki inflamasyon seviyesini azaltabildiğini ve damar fonksiyonlarının iyileşmesine katkı sağlayabildiğini gösterdiğini söyledi.</p>

<p><img height="857" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/04/d-i-s-e-t-i-h-a-s-t-a-l-i-k-l-a-r-i-k-a-l-p-v-e-a-l-z-h-e-i-m-e-r-1259468-374794.png" width="600" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DR. DT. GÜLCAN PİRBUDAK</strong></p>

<p><strong>‘AĞIZ SAĞLIĞI BEYİN SAĞLIĞIYLA DA BAĞLANTILI OLABİLİR’</strong></p>

<p>Son yıllarda yapılan araştırmaların ağız sağlığı ile Alzheimer hastalığı arasında da olası bir ilişki bulunduğunu gösterdiğini belirten Pirbudak, özellikle diş eti hastalıklarıyla ilişkili bazı bakterilerin Alzheimer hastalarının beyin dokusunda tespit edildiğini ifade etti. Bu bakterilerin ürettiği toksinlerin beyin dokusunda iltihabi süreçleri tetikleyebileceğinin düşünüldüğünü belirten Pirbudak, kronik enfeksiyonların kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini artırarak nöroinflamasyonu tetikleyebileceğine dair çalışmalar bulunduğunu söyledi.</p>

<p><strong>‘DİŞ KAYBI VE ÇİĞNEME FONKSİYONU BEYİN SAĞLIĞINI ETKİLEYEBİLİR’</strong></p>

<p>Diş kaybı ve ağız içi enfeksiyonların yalnızca enfeksiyon açısından değil fonksiyonel açıdan da önemli olduğunu belirten Pirbudak, çiğneme fonksiyonunun azalmasının beyne giden kan akışını etkileyebileceğini dile getirdi. Sigara kullanımı, diyabet, kronik inflamasyon, ileri yaş ve yetersiz ağız</p>

<p>hijyeni gibi faktörlerin hem diş eti hastalıkları hem de kalp damar hastalıkları için ortak risk faktörleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p><strong>‘AĞIZ SAĞLIĞI GENEL SAĞLIĞIN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR’</strong></p>

<p>Ağız sağlığının korunmasının yalnızca dişleri korumak anlamına gelmediğini belirten Pirbudak, düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve diş hekimi kontrollerinin genel sağlık açısından da önemli olduğunu vurguladı. Vücudun bir bütün olduğunu ve ağızda başlayan bir sorunun zamanla farklı sistemleri etkileyebileceğini belirten Pirbudak, sağlıklı bir ağız yapısının kalp ve beyin sağlığının korunmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/gulcan-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/04/basliksiz-2-745.png" type="image/jpeg" length="25788"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kansere karşı yeni umut; dünyada 7 merkezde uygulanıyordu, 8’incisi Akdeniz Üniversitesi’nde]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/kansere-karsi-yeni-umut-dunyada-7-merkezde-uygulaniyordu-8incisi-akdeniz-universitesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/kansere-karsi-yeni-umut-dunyada-7-merkezde-uygulaniyordu-8incisi-akdeniz-universitesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Dünyada yüz binlerce dolara uygulanan bu tedaviyi yerli ve milli imkanlarla Türkiye’de hastalarımıza sunacağız" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Üniversitesi’nde (AÜ) kanser tedavisinde kullanılan CAR-T hücre tedavisi için hücre üretiminin yapılacağı İleri Sağlık Araştırma Merkezi kuruldu. Dünyada yalnızca 7 merkezde uygulanan bu yöntemin 8’incisi Akdeniz Üniversitesi’nde hayata geçirildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Dünyada yüz binlerce dolara uygulanan bu tedaviyi yerli ve milli imkanlarla Türkiye’de hastalarımıza sunacağız" dedi.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/k-a-n-s-e-r-e-k-a-r-s-i-y-e-n-i-u-m-u-t-d-u-n-y-a-d-a-7-m-e-r-k-e-1212478-360545.png" width="700" /></p>

<p>Akdeniz Üniversitesi’nde kanser tedavisinde kullanılan CAR-T hücre tedavisi için hücre üretiminin yapılacağı İleri Sağlık Araştırma Merkezi kuruldu. Özellikle lösemi ve lenfoma gibi kan kanserlerinin tedavisinde kullanılan CAR-T hücre yönteminin uygulandığı dünyada 7 merkez bulunurken, 8’incisi Akdeniz Üniversitesi oldu. Merkezde hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvar ortamında güçlendirilerek kanser hücreleriyle mücadele etmesinin hedeflendiği belirtildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, merkezin kuruluş süreci ve tedavi yöntemine ilişkin detayları CNN Türk canlı yayınında Demirören Haber Ajansı muhabiri İrem Başdaş’a anlattı.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/k-a-n-s-e-r-e-k-a-r-s-i-y-e-n-i-u-m-u-t-d-u-n-y-a-d-a-7-m-e-r-k-e-1212475-360545.png" width="700" /></p>

<p><strong>5 YILLIK SERÜVEN HAYATA GEÇTİ</strong></p>

<p>14 Mart Tıp Bayramı’nda tedaviyi duyurdukları için mutlu olduklarını ifade eden Prof. Dr. Özlenen Özkan, "2020 yılında göreve geldiğimizde Ömer Hoca’yla bir fikrimiz vardı. Biz organ nakli yapıyoruz. Bu anlamda bu üniversitenin kuruluş felsefesi de bunun üzerineydi. Amacımız organ nakli ve kanser üzerine araştırmalar yapmak ve tedavi yöntemleri ortaya koymaktı. Böyle bir tedavi yöntemi uygulamak istediğimizi Cumhurbaşkanımızla paylaştığımız zaman bu fikir çok hoşuna gitti. Onun desteğiyle bu güzel binayı kurguladık ve başardık. 5 yıllık bir serüvendi bu. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu kanser merkezine kavuşmuş olduk" dedi.</p>

<p><strong>‘YERLİ VE MİLLİ OLMASI ÇOK ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Kanser tedavilerinin öneminden bahseden Prof. Dr. Özkan, "Kanserde en çok insanları muzdarip eden hastalıkların başında lenfoma ve lösemi geliyor. Bizim ilk hedefimiz lenfoma üzerine oldu. Dünyada şu anda en çok kullanılan, en yeni teknik olan CAR-T zemininde hücresel tedaviler üzerine çalıştık. Bu hücre tedavilerini özellikle lenfoma tedavisi görmüş ancak başarısız olmuş, çok dirençli hastalar için planladık. Hastanın kendi bağışıklık hücreleri güçlendirilerek sayıları artırılacak ve yaklaşık 10 gün içinde tekrar hastaya enjekte edilecek. Böylece hastanın kanserle mücadelesi daha güçlü şekilde desteklenecek. Dünyada sadece 7 merkezde ve 7 ülkede yapılıyor ve yüz binlerce dolarlık tedavi masrafları oluyor. Bunları göz önüne aldığımız zaman bunun yerli ve milli olması çok önemli. Bu merkezin başka bir özelliği de hem araştırma yapılabilmesi hem de o araştırmanın hemen klinikte hastalara uygulanabilmesi. Türkiye’de bildiğim kadarıyla hem araştırmanın hem klinik tedavinin birlikte uygulandığı böyle bir merkez yok" ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong>‘SADECE KAN KANSERİ DEĞİL, BAŞKA HEDEFLERİMİZ DE VAR’</strong></p>

<p>15 Nisan itibarıyla ilk hastaların tedavilerine başlanacağını duyuran Prof. Dr. Özkan, "Burada hastanın kendisinden alınan kan tekrar işlem görerek hastaya geri naklediliyor. Kemoterapiyi bir hayli azaltan bir tedavi yöntemi. Başarı oranı yüzde 95’in üzerinde. Türkiye’de bu merkezin olması, hastaların başka yerlerde tedavi aramasının önüne geçecek. Çünkü bu tedaviler çok maliyetli ve herkesin gidebildiği yerler değil. Bu anlamda 14 Mart gibi önemli bir günde bu merkeze sahip olduğumuz için ve Türk halkına bu hizmeti verebileceğimiz için gerçekten çok heyecanlıyım. Sadece kan kanseri değil, başka hedeflerimiz de var. O kadar çok hasta ve doktor bu merkezi aradı ki açıkçası bu tedaviye ihtiyacı olan hasta sayısı beni şaşırttı" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ÜNİVERSİTEMİZİN KENDİ İMKANLARI VE BAP PROJELERİYLE KURDUK’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Özkan, ayrıca, "Öncelikle hastalar başka merkezlere gitmek zorunda kalmasın. En yakın merkez İsrail’de. Oraya gitmek zaten çok kolay değil. Ayrıca böyle bir merkezin burada olması, özellikle savaş gibi durumlarda kendi kendine yetebilmek açısından da çok kıymetli. Bunu covid döneminde de gördük. Dünyada bu tedavinin maliyeti yaklaşık 200 bin dolar civarında. Bu sadece tedavi maliyeti. Hastanın orada kalması ve diğer giderler bunun içinde değil. Biz ise üniversitemizin kendi imkanları ve BAP projeleriyle bu maliyetleri ciddi şekilde düşürdük. Bu tamamen üniversitemizin imkanlarıyla gerçekleştirilen bir proje. Bu anlamda çok daha uygun fiyatlarla hastalarımıza bu tedaviyi sunacağız" dedi.</p>

<p><img height="390" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/k-a-n-s-e-r-e-k-a-r-s-i-y-e-n-i-u-m-u-t-d-u-n-y-a-d-a-7-m-e-r-k-e-1212482-360545.png" width="700" /></p>

<p><strong>‘ÖNCELİĞİMİZ KENDİ VATANDAŞLARIMIZA HİZMET VEREBİLMEK’</strong></p>

<p>Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan da yoğun talep olduğunu belirterek, "14 Mart’ta böyle bir müjdeyi vermek istedik. Dün ilk lansmanını yaptık. Burada önceliğimiz kendi vatandaşlarımıza hizmet verebilmek. Ama aynı zamanda bu merkez hem prestij hem de stratejik açıdan çevre ve dost ülkelere de tedavi imkanı sunabilecek. Bu tedavi çok az ülkede uygulanıyor. Maliyetler ve konaklama gibi nedenlerle birçok hasta bu tedaviye ulaşamıyor. Türkiye sağlık turizmi açısından güçlü bir ülke. Ancak yıllardır söylediğimiz bir şey var; klinikte çok iyiyiz ama araştırma ve üretim kısmında daha güçlü olmamız gerekiyor. Dışarıya bağımlılığı azaltmak için bu tür merkezler çok önemli. Eğer sağlıkta kullanılan bu tür stratejik ürünleri dışarıdan almak zorunda kalırsanız ve herhangi bir nedenle size verilmezse, o zaman binlerce insanın tedavisi zorlaşabilir. Bu yüzden bu laboratuvarlar stratejik öneme sahip" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘BU MERKEZ ÜLKEMİZ İÇİN STRATEJİK BİR YATIRIM’</strong></p>

<p>Kurulan laboratuvarın kapasitesinin yüzde 25’ini kullandıklarına dikkati çeken Prof. Dr. Ömer Özkan, "İhtiyaç olduğunda kapasiteyi çok daha fazla artırabilecek alt yapımız var. Bu laboratuvar sadece tedavi uygulanan bir yer değil, aynı zamanda araştırma ve geliştirme merkezi. Lenfoma ile başlıyoruz ancak hedefimiz diğer kanser türleri için de araştırmalar yapmak. Burası GMP standartlarında bir laboratuvar. Çok zor kurulan bir altyapı. Hatırlarsanız aşı döneminde bu tür üretim altyapılarının ne kadar önemli olduğunu gördük. Burada sadece kanser tedavisi değil, ihtiyaç olduğunda aşı geliştirme gibi çalışmaların da yapılabileceği bir laboratuvardan bahsediyoruz. Bu yüzden bu merkez ülkemiz için stratejik bir yatırım. Biz de bu alt yapıyı ülkemize kazandırdığımız için mutluyuz" dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/kansere-karsi-yeni-umut-dunyada-7-merkezde-uygulaniyordu-8incisi-akdeniz-universitesinde</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 20:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/03/basliksiz-8-667.png" type="image/jpeg" length="60829"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilara Moran’dan “CENTERED”: Şehrin ortasında dengeye davet]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dilara-morandan-centered-sehrin-ortasinda-dengeye-davet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dilara-morandan-centered-sehrin-ortasinda-dengeye-davet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ONG Center kurucusu Dilara Moran, Mandarin Oriental Bosphorus, Istanbul’da “CENTERED” buluşmasıyla sinir sistemi regülasyonunu odağına alan özel bir deneyim sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">Kundalini yoga ve meditasyon eğitmeni, ses rehberi ve ONG Center kurucusu Dilara Moran, Mandarin Oriental Bosphorus, Istanbul’da “CENTERED” buluşmasıyla sinir sistemi regülasyonunu odağına alan özel bir deneyim sundu.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/1-sukran-yidiz-dilara-moran.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>ŞÜKRAN YIDIZ - DİLARA MORAN</strong><br />
<br />
Nefes, meditasyon ve gong titreşimlerinin bir araya geldiği etkinlikte katılımcılar, modern hayatın temposundan uzaklaşıp bedensel dengeyi yeniden keşfetti.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/2-sedef-calarkan.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>SEDEF ÇALARKAN</strong></p>

<p style="text-align:center">Naad/Sound Yoga alanında dünyaca tanınan Leo Cosendai ile uzmanlık programını tamamlayan Moran, stresin yalnızca zihinsel değil fizyolojik bir süreç olduğuna dikkat çekti.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/dilara-moran.png" width="500" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><strong>DİLARA MORAN</strong><br />
<br />
CENTERED, Dilara Moran’ın sinir sistemi regülasyonu üzerine geliştirdiği bütünsel yaklaşımın bir parçası olarak konumlanıyor.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/3-ilksen-mutlu.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>İLKSEN MUTLU</strong></p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/gul-ercetingoz-10.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>İLKSEN MUTLU</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>HABER VE FOTOĞRAFLAR:</strong></p>

<p style="text-align:center">Murat Tamay </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dilara-morandan-centered-sehrin-ortasinda-dengeye-davet</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/03/basliksiz-7-674.png" type="image/jpeg" length="63445"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
