<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>HABERCHANNEL.COM - Güncel Haberler - Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.haberchannel.com</link>
    <description>HABERCHANNEL.COM - Güncel Haberler - Son Dakika Haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberchannel.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 15:01:25 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Motosiklet kazalarında ekipman kullanımı hayati önem taşıyor’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/motosiklet-kazalarinda-ekipman-kullanimi-hayati-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/motosiklet-kazalarinda-ekipman-kullanimi-hayati-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Azboy, hastanelere ağır travmalarla gelen genç sürücü sayısındaki artışa dikkat çekerek uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İki tekerlekli araçların, yanlış kullanım ve eksik ekipmanla kalıcı sakatlıkların baş sorumlusu haline geldiğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Azboy, hastanelere ağır travmalarla gelen genç sürücü sayısındaki artışa dikkat çekerek uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Azboy, “Motosiklet kazalarında ekipman kullanımı hayati önem taşıyor. Sadece kask takmak yeterli değil. ‘Kısa mesafe gideceğim’ düşüncesi çok yanlış. Eldiven, dizlik, ayak bileğini, sırtı ve omurgayı koruyan ekipmanlar mutlaka kullanılmalı” dedi.</p>

<p>Büyük şehirlerde artan trafik yoğunluğuyla birlikte motosiklet kazalarının, genç yaşta kalıcı sakatlığın en büyük nedenlerinden biri haline geldiğini belirten Medipol Sağlık Grubu’ndan Prof. Dr. İbrahim Azboy, motosiklet kazalarında ayak bileği, diz ve kalça çevresinde ciddi kırıklarla sıkça karşılaştıklarını belirterek sürücülere hayati uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Azboy, motosiklet kazaları sonrası hastanelere ağır travmalarla başvuran gençlerin sayısında ciddi oranda artış yaşandığını söyledi.</p>

<p><strong>‘GENÇ HASTALARIMIZ CİDDİ KIRIKLARLA GELİYOR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Motosiklet kazalarının ortopedi kliniklerinde en sık karşılaşılan travmalar arasında yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Azboy, “Özellikle İstanbul gibi trafiğin yoğun ve zeminin engebeli olduğu şehirlerde motosiklet kazaları daha sık görülüyor. Aşırı hız nedeniyle hastalarımız bize ciddi travmalarla geliyor. Çoğu genç olan sürücülerde ayak bileği, diz ve kalça çevresinde parçalı ve eklem içi kırıklarla karşılaşıyoruz. Bazı kırıklar uzun vadeli sakatlık riski taşıyor. Kalça yuvasının kırılıp femur başının yuvadan çıktığı asetabulum kırıklarıyla sık karşılaşıyoruz. Bu kırıkların tedavisi oldukça zor. Eklem içi kırıklarda ilerleyen yıllarda hareket kısıtlılığı ve kalıcı sakatlıklar görülebiliyor. Genç yaşta yaşanan bu kazalar, hastalarımızın hem iş hem de sosyal hayatını ciddi şekilde etkiliyor” ifadelerine yer verdi.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/04/m-o-t-o-s-i-k-l-e-t-k-a-z-a-l-a-r-i-n-d-a-e-k-i-p-m-a-n-k-u-l-l-a-n-i-m-1259431-374785.png" width="700" /></p>

<p><strong>PROF. DR. İBRAHİM AZBOY </strong></p>

<p><strong>‘SADECE KASK YETERLİ DEĞİL’</strong></p>

<p>Kazaları önlemenin en etkili yolunun trafik kurallarına uymak olduğunu vurgulayan Prof. Azboy, “Ekipman kullanımı hayati önem taşıyor. Sadece kask takmak yeterli değil. ‘Kısa mesafe gideceğim’ düşüncesi çok yanlış. Eldiven, dizlik, ayak bileğini, sırtı ve omurgayı koruyan ekipmanlar mutlaka kullanılmalı. Motosiklet kazalarının ne kadar ciddi travmalara yol açtığını unutmamak gerekiyor. Motosiklet kazaları sonrası yapılan yanlış müdahaleler de hasarı artırabiliyor. Boyun kırıkları, omurga kırıkları, kalça kırıklı çıkıkları gibi hayati risk taşıyan durumlar görülebiliyor. Acil ekipler gelene kadar hastanın hareket ettirilmemesi, ‘Bir şeyin yok, kalk yürü’ denmemesi gerekir. Hastanın travma tahtasına alınarak en yakın sağlık merkezine doğru şekilde transfer edilmesi çok önemlidir” şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/motosiklet-kazalarinda-ekipman-kullanimi-hayati-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/04/basliksiz-3-714.png" type="image/jpeg" length="41775"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gülcan Pirbudak: ‘Diş eti hastalıkları kalp ve alzheimer riskiyle ilişkili olabilir’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/gulcan-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/gulcan-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, Ağız sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını, kalp ve beyin sağlığıyla da yakından ilişkili olabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını, kalp ve beyin sağlığıyla da yakından ilişkili olabileceğini söyleyen Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, “Diş eti hastalıkları kalp ve alzheımer riskiyle ilışkili olabilir. İnsan vücudundaki tüm sistemler arasında güçlü ve karmaşık bir ilişki bulunur. Çoğu kişi ağız ve diş sağlığını yalnızca estetik görünüm ya da diş çürükleriyle ilişkilendirirken, bilimsel çalışmalar ağız sağlığının vücudun genel sağlığı üzerinde önemli etkileri olduğunu ortaya koymaktadır” dedi.</p>

<p>Ağız içinde gelişen enfeksiyonların zaman zaman kan dolaşımına karışabildiğini belirten Medicana International İstanbul Hastanesi'nden Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, diş eti hastalıkları bulunan kişilerde kalp ve damar hastalıklarının daha sık görülebildiğini ifade etti. Ağızdaki bakterilerin kan dolaşımına geçmesiyle birlikte vücutta iltihabi yanıtın artabileceğini belirten Pirbudak, kronik inflamasyonun damar iç yüzeyinde yapısal değişikliklere yol açabileceğini ve bunun da damar sertliği, damar daralması ve tıkanıklık gibi sorunlara zemin hazırlayarak kalp krizi ve felç riskini artırabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>‘DİŞ ETİ HASTALIKLARI KALP DAMAR SİSTEMİNİ ETKİLEYEBİLİR’</strong></p>

<p>Bilimsel çalışmaların diş eti hastalıkları ile kalp damar hastalıkları arasında dikkat çekici bir ilişki olduğunu ortaya koyduğunu belirten Pirbudak, ağız içinde bulunan bazı bakterilerin kan dolaşımı yoluyla damar duvarlarına yerleşebildiğini aktardı. Bu bakterilerin damar sertliği oluşumuna katkıda bulunabileceğini ifade eden Pirbudak, bazı durumlarda diş ve diş eti enfeksiyonlarına neden olan bakterilerin kalp kapakçıklarına ulaşarak kalp kapakçığı enfeksiyonlarına yol açabileceğini belirtti. Yapılan bazı klinik araştırmaların diş eti tedavisinin vücuttaki inflamasyon seviyesini azaltabildiğini ve damar fonksiyonlarının iyileşmesine katkı sağlayabildiğini gösterdiğini söyledi.</p>

<p><img height="857" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/04/d-i-s-e-t-i-h-a-s-t-a-l-i-k-l-a-r-i-k-a-l-p-v-e-a-l-z-h-e-i-m-e-r-1259468-374794.png" width="600" /></p>

<p><strong>DR. DT. GÜLCAN PİRBUDAK</strong></p>

<p><strong>‘AĞIZ SAĞLIĞI BEYİN SAĞLIĞIYLA DA BAĞLANTILI OLABİLİR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda yapılan araştırmaların ağız sağlığı ile Alzheimer hastalığı arasında da olası bir ilişki bulunduğunu gösterdiğini belirten Pirbudak, özellikle diş eti hastalıklarıyla ilişkili bazı bakterilerin Alzheimer hastalarının beyin dokusunda tespit edildiğini ifade etti. Bu bakterilerin ürettiği toksinlerin beyin dokusunda iltihabi süreçleri tetikleyebileceğinin düşünüldüğünü belirten Pirbudak, kronik enfeksiyonların kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini artırarak nöroinflamasyonu tetikleyebileceğine dair çalışmalar bulunduğunu söyledi.</p>

<p><strong>‘DİŞ KAYBI VE ÇİĞNEME FONKSİYONU BEYİN SAĞLIĞINI ETKİLEYEBİLİR’</strong></p>

<p>Diş kaybı ve ağız içi enfeksiyonların yalnızca enfeksiyon açısından değil fonksiyonel açıdan da önemli olduğunu belirten Pirbudak, çiğneme fonksiyonunun azalmasının beyne giden kan akışını etkileyebileceğini dile getirdi. Sigara kullanımı, diyabet, kronik inflamasyon, ileri yaş ve yetersiz ağız</p>

<p>hijyeni gibi faktörlerin hem diş eti hastalıkları hem de kalp damar hastalıkları için ortak risk faktörleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p><strong>‘AĞIZ SAĞLIĞI GENEL SAĞLIĞIN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR’</strong></p>

<p>Ağız sağlığının korunmasının yalnızca dişleri korumak anlamına gelmediğini belirten Pirbudak, düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve diş hekimi kontrollerinin genel sağlık açısından da önemli olduğunu vurguladı. Vücudun bir bütün olduğunu ve ağızda başlayan bir sorunun zamanla farklı sistemleri etkileyebileceğini belirten Pirbudak, sağlıklı bir ağız yapısının kalp ve beyin sağlığının korunmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/gulcan-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/04/basliksiz-2-745.png" type="image/jpeg" length="32915"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kansere karşı yeni umut; dünyada 7 merkezde uygulanıyordu, 8’incisi Akdeniz Üniversitesi’nde]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/kansere-karsi-yeni-umut-dunyada-7-merkezde-uygulaniyordu-8incisi-akdeniz-universitesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/kansere-karsi-yeni-umut-dunyada-7-merkezde-uygulaniyordu-8incisi-akdeniz-universitesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Dünyada yüz binlerce dolara uygulanan bu tedaviyi yerli ve milli imkanlarla Türkiye’de hastalarımıza sunacağız" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Üniversitesi’nde (AÜ) kanser tedavisinde kullanılan CAR-T hücre tedavisi için hücre üretiminin yapılacağı İleri Sağlık Araştırma Merkezi kuruldu. Dünyada yalnızca 7 merkezde uygulanan bu yöntemin 8’incisi Akdeniz Üniversitesi’nde hayata geçirildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Dünyada yüz binlerce dolara uygulanan bu tedaviyi yerli ve milli imkanlarla Türkiye’de hastalarımıza sunacağız" dedi.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/k-a-n-s-e-r-e-k-a-r-s-i-y-e-n-i-u-m-u-t-d-u-n-y-a-d-a-7-m-e-r-k-e-1212478-360545.png" width="700" /></p>

<p>Akdeniz Üniversitesi’nde kanser tedavisinde kullanılan CAR-T hücre tedavisi için hücre üretiminin yapılacağı İleri Sağlık Araştırma Merkezi kuruldu. Özellikle lösemi ve lenfoma gibi kan kanserlerinin tedavisinde kullanılan CAR-T hücre yönteminin uygulandığı dünyada 7 merkez bulunurken, 8’incisi Akdeniz Üniversitesi oldu. Merkezde hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvar ortamında güçlendirilerek kanser hücreleriyle mücadele etmesinin hedeflendiği belirtildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, merkezin kuruluş süreci ve tedavi yöntemine ilişkin detayları CNN Türk canlı yayınında Demirören Haber Ajansı muhabiri İrem Başdaş’a anlattı.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/k-a-n-s-e-r-e-k-a-r-s-i-y-e-n-i-u-m-u-t-d-u-n-y-a-d-a-7-m-e-r-k-e-1212475-360545.png" width="700" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5 YILLIK SERÜVEN HAYATA GEÇTİ</strong></p>

<p>14 Mart Tıp Bayramı’nda tedaviyi duyurdukları için mutlu olduklarını ifade eden Prof. Dr. Özlenen Özkan, "2020 yılında göreve geldiğimizde Ömer Hoca’yla bir fikrimiz vardı. Biz organ nakli yapıyoruz. Bu anlamda bu üniversitenin kuruluş felsefesi de bunun üzerineydi. Amacımız organ nakli ve kanser üzerine araştırmalar yapmak ve tedavi yöntemleri ortaya koymaktı. Böyle bir tedavi yöntemi uygulamak istediğimizi Cumhurbaşkanımızla paylaştığımız zaman bu fikir çok hoşuna gitti. Onun desteğiyle bu güzel binayı kurguladık ve başardık. 5 yıllık bir serüvendi bu. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu kanser merkezine kavuşmuş olduk" dedi.</p>

<p><strong>‘YERLİ VE MİLLİ OLMASI ÇOK ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Kanser tedavilerinin öneminden bahseden Prof. Dr. Özkan, "Kanserde en çok insanları muzdarip eden hastalıkların başında lenfoma ve lösemi geliyor. Bizim ilk hedefimiz lenfoma üzerine oldu. Dünyada şu anda en çok kullanılan, en yeni teknik olan CAR-T zemininde hücresel tedaviler üzerine çalıştık. Bu hücre tedavilerini özellikle lenfoma tedavisi görmüş ancak başarısız olmuş, çok dirençli hastalar için planladık. Hastanın kendi bağışıklık hücreleri güçlendirilerek sayıları artırılacak ve yaklaşık 10 gün içinde tekrar hastaya enjekte edilecek. Böylece hastanın kanserle mücadelesi daha güçlü şekilde desteklenecek. Dünyada sadece 7 merkezde ve 7 ülkede yapılıyor ve yüz binlerce dolarlık tedavi masrafları oluyor. Bunları göz önüne aldığımız zaman bunun yerli ve milli olması çok önemli. Bu merkezin başka bir özelliği de hem araştırma yapılabilmesi hem de o araştırmanın hemen klinikte hastalara uygulanabilmesi. Türkiye’de bildiğim kadarıyla hem araştırmanın hem klinik tedavinin birlikte uygulandığı böyle bir merkez yok" ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong>‘SADECE KAN KANSERİ DEĞİL, BAŞKA HEDEFLERİMİZ DE VAR’</strong></p>

<p>15 Nisan itibarıyla ilk hastaların tedavilerine başlanacağını duyuran Prof. Dr. Özkan, "Burada hastanın kendisinden alınan kan tekrar işlem görerek hastaya geri naklediliyor. Kemoterapiyi bir hayli azaltan bir tedavi yöntemi. Başarı oranı yüzde 95’in üzerinde. Türkiye’de bu merkezin olması, hastaların başka yerlerde tedavi aramasının önüne geçecek. Çünkü bu tedaviler çok maliyetli ve herkesin gidebildiği yerler değil. Bu anlamda 14 Mart gibi önemli bir günde bu merkeze sahip olduğumuz için ve Türk halkına bu hizmeti verebileceğimiz için gerçekten çok heyecanlıyım. Sadece kan kanseri değil, başka hedeflerimiz de var. O kadar çok hasta ve doktor bu merkezi aradı ki açıkçası bu tedaviye ihtiyacı olan hasta sayısı beni şaşırttı" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ÜNİVERSİTEMİZİN KENDİ İMKANLARI VE BAP PROJELERİYLE KURDUK’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Özkan, ayrıca, "Öncelikle hastalar başka merkezlere gitmek zorunda kalmasın. En yakın merkez İsrail’de. Oraya gitmek zaten çok kolay değil. Ayrıca böyle bir merkezin burada olması, özellikle savaş gibi durumlarda kendi kendine yetebilmek açısından da çok kıymetli. Bunu covid döneminde de gördük. Dünyada bu tedavinin maliyeti yaklaşık 200 bin dolar civarında. Bu sadece tedavi maliyeti. Hastanın orada kalması ve diğer giderler bunun içinde değil. Biz ise üniversitemizin kendi imkanları ve BAP projeleriyle bu maliyetleri ciddi şekilde düşürdük. Bu tamamen üniversitemizin imkanlarıyla gerçekleştirilen bir proje. Bu anlamda çok daha uygun fiyatlarla hastalarımıza bu tedaviyi sunacağız" dedi.</p>

<p><img height="390" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/k-a-n-s-e-r-e-k-a-r-s-i-y-e-n-i-u-m-u-t-d-u-n-y-a-d-a-7-m-e-r-k-e-1212482-360545.png" width="700" /></p>

<p><strong>‘ÖNCELİĞİMİZ KENDİ VATANDAŞLARIMIZA HİZMET VEREBİLMEK’</strong></p>

<p>Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan da yoğun talep olduğunu belirterek, "14 Mart’ta böyle bir müjdeyi vermek istedik. Dün ilk lansmanını yaptık. Burada önceliğimiz kendi vatandaşlarımıza hizmet verebilmek. Ama aynı zamanda bu merkez hem prestij hem de stratejik açıdan çevre ve dost ülkelere de tedavi imkanı sunabilecek. Bu tedavi çok az ülkede uygulanıyor. Maliyetler ve konaklama gibi nedenlerle birçok hasta bu tedaviye ulaşamıyor. Türkiye sağlık turizmi açısından güçlü bir ülke. Ancak yıllardır söylediğimiz bir şey var; klinikte çok iyiyiz ama araştırma ve üretim kısmında daha güçlü olmamız gerekiyor. Dışarıya bağımlılığı azaltmak için bu tür merkezler çok önemli. Eğer sağlıkta kullanılan bu tür stratejik ürünleri dışarıdan almak zorunda kalırsanız ve herhangi bir nedenle size verilmezse, o zaman binlerce insanın tedavisi zorlaşabilir. Bu yüzden bu laboratuvarlar stratejik öneme sahip" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>‘BU MERKEZ ÜLKEMİZ İÇİN STRATEJİK BİR YATIRIM’</strong></p>

<p>Kurulan laboratuvarın kapasitesinin yüzde 25’ini kullandıklarına dikkati çeken Prof. Dr. Ömer Özkan, "İhtiyaç olduğunda kapasiteyi çok daha fazla artırabilecek alt yapımız var. Bu laboratuvar sadece tedavi uygulanan bir yer değil, aynı zamanda araştırma ve geliştirme merkezi. Lenfoma ile başlıyoruz ancak hedefimiz diğer kanser türleri için de araştırmalar yapmak. Burası GMP standartlarında bir laboratuvar. Çok zor kurulan bir altyapı. Hatırlarsanız aşı döneminde bu tür üretim altyapılarının ne kadar önemli olduğunu gördük. Burada sadece kanser tedavisi değil, ihtiyaç olduğunda aşı geliştirme gibi çalışmaların da yapılabileceği bir laboratuvardan bahsediyoruz. Bu yüzden bu merkez ülkemiz için stratejik bir yatırım. Biz de bu alt yapıyı ülkemize kazandırdığımız için mutluyuz" dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/kansere-karsi-yeni-umut-dunyada-7-merkezde-uygulaniyordu-8incisi-akdeniz-universitesinde</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 20:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/03/basliksiz-8-667.png" type="image/jpeg" length="48153"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilara Moran’dan “CENTERED”: Şehrin ortasında dengeye davet]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dilara-morandan-centered-sehrin-ortasinda-dengeye-davet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dilara-morandan-centered-sehrin-ortasinda-dengeye-davet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ONG Center kurucusu Dilara Moran, Mandarin Oriental Bosphorus, Istanbul’da “CENTERED” buluşmasıyla sinir sistemi regülasyonunu odağına alan özel bir deneyim sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">Kundalini yoga ve meditasyon eğitmeni, ses rehberi ve ONG Center kurucusu Dilara Moran, Mandarin Oriental Bosphorus, Istanbul’da “CENTERED” buluşmasıyla sinir sistemi regülasyonunu odağına alan özel bir deneyim sundu.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/1-sukran-yidiz-dilara-moran.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>ŞÜKRAN YIDIZ - DİLARA MORAN</strong><br />
<br />
Nefes, meditasyon ve gong titreşimlerinin bir araya geldiği etkinlikte katılımcılar, modern hayatın temposundan uzaklaşıp bedensel dengeyi yeniden keşfetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/2-sedef-calarkan.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>SEDEF ÇALARKAN</strong></p>

<p style="text-align:center">Naad/Sound Yoga alanında dünyaca tanınan Leo Cosendai ile uzmanlık programını tamamlayan Moran, stresin yalnızca zihinsel değil fizyolojik bir süreç olduğuna dikkat çekti.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/dilara-moran.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>DİLARA MORAN</strong><br />
<br />
CENTERED, Dilara Moran’ın sinir sistemi regülasyonu üzerine geliştirdiği bütünsel yaklaşımın bir parçası olarak konumlanıyor.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/3-ilksen-mutlu.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>İLKSEN MUTLU</strong></p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/gul-ercetingoz-10.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>İLKSEN MUTLU</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>HABER VE FOTOĞRAFLAR:</strong></p>

<p style="text-align:center">Murat Tamay </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dilara-morandan-centered-sehrin-ortasinda-dengeye-davet</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/03/basliksiz-7-674.png" type="image/jpeg" length="57614"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu: ‘Ramazanda bağırsak tembelliğine karşı pideyi azaltın’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-alpaslan-tanoglu-ramazanda-bagirsak-tembelligine-karsi-pideyi-azaltin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-alpaslan-tanoglu-ramazanda-bagirsak-tembelligine-karsi-pideyi-azaltin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Park Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, Ramazan ayında mide ve bağırsak sağlığını korumanın temel koşulunun, uzun süreli açlığın ardından sindirim sistemine ani ve ağır bir yük bindirmemek olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>RAMAZANDA en sık karşılaşılan sorunlar olan kabızlık ve şişkinlikten korunmanın ilk kuralının iftar ve sahur arasında lifli gıda tüketimini maksimuma çıkarmak olduğunu belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, “İftar sofrasında mutlaka bol yeşillikli bir salataya yer ayırmak, ana yemeklerde ise haftada en az iki veya üç gün kuru baklagiller veya zeytinyağlı sebze yemeklerini tercih etmek, bağırsak hareketliliğini destekler. Beyaz ekmek veya pide tüketimini sınırlandırıp yerine tam tahıllı ekmekler veya tam buğday unlu ürünler koymak, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olarak bağırsak tembelliğinin önüne geçer” dedi.</p>

<p>Ramazan ayında mide ve bağırsak sağlığını korumanın temel koşulunun, uzun süreli açlığın ardından sindirim sistemine ani ve ağır bir yük bindirmemek olduğunu vurgulayan Medical Park Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, özellikle iftar saatinde yapılan beslenme hatalarının birçok şikâyetin temel nedeni olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>‘AĞIR KIZARTMALAR VE BAHARATLI SOSLARDAN UZAK DURUN’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gün boyu dinlenen mideye iftar anında birdenbire çok miktarda ve ağır yemek göndermenin hazımsızlık, şişkinlik ve yanmaya yol açacağını belirten Prof. Dr. Tanoğlu, “Orucu su ve hurma ile açtıktan sonra az yağlı bir çorba içmek ve ana yemeğe geçmeden önce 5-10 dakikalık bir ara vermek sindirim sistemini rahatlatır. Bu kısa mola, tokluk sinyallerinin beyne ulaşmasını sağlar ve aşırı yemenin önüne geçer. Ana yemeklerde kızartma, kavurma ve yoğun baharatlı soslar yerine haşlama, ızgara ya da fırında pişirilmiş et ve sebze yemekleri tercih edilmelidir. Lokmaların küçük alınması ve iyi çiğnenmesi de sindirimi kolaylaştırır” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>‘SAHURDA YAĞLI GIDA TÜKETİMİ MİDE PROBLEMİ SEBEBİ’</strong></p>

<p>Sahurun ramazan ayının en stratejik öğünü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tanoğlu, “Sahurda mideyi yormayacak ama gün boyu tok tutacak yumurta, peynir ve tam tahıllı ekmek gibi protein ve lif ağırlıklı besinlere yer vermek gerekir. Böylece reflü riski de azalır. Gece yenen tuzlu ve yağlı gıdalar, ertesi gün hem susuzluğa hem de mide problemlerine neden olabilir. Bu nedenle bu gıdaları sahurda tüketmemek gerekir” uyarısında bulundu.</p>

<p><img height="500" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/r-a-m-a-z-a-n-d-a-b-a-g-i-r-s-a-k-t-e-m-b-e-l-l-i-g-i-n-e-k-a-r-s-i-p-1184567-351936.png" width="700" /></p>

<p><strong>‘PASTIRMA, SUCUK GİBİ GIDALAR REFLÜ ATAKLARINA YOL AÇABİLİR’</strong></p>

<p>Uzun süreli açlık sonrası mide asidinin artış gösterebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tanoğlu, “Bu dönemde pastırma, sucuk gibi işlenmiş ve yoğun baharatlı ürünlerin tüketilmesi reflü ataklarını tetikleyebilir. Ayrıca kızartılmış sebzeler, aşırı yağlı et yemekleri ve hamur işleri midenin boşalma süresini uzatarak ağırlık ve şişkinlik hissine neden olur” dedi.</p>

<p><strong>‘BOL ŞERBETLİ TATLILAR GASTRİTE YOL AÇABİLİR’</strong></p>

<p>Tatlı tüketiminin de ramazan beslenmesinde kritik rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, “Bol şerbetli, ağır hamur işi tatlılar, kan şekerini bir anda yükseltip düşürdüğü gibi mukoza dediğimiz mide çeperini tahriş ederek gastrite sebep olabilir. Benzer şekilde acı soslar, fazla miktarda sarımsak ve soğan içeren yiyecekler de özellikle gastrit veya ülser hassasiyeti olan kişilerde şiddetli rahatsızlığa yol açabilir. Ayrıca asitli meşrubatlar, iftar sofrasında hızlıca içilen çok soğuk sular ve yemekten hemen sonra tüketilen demli çay veya koyu kahveler, mide kapakçığının gevşemesine ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasına (reflü) sebep olmaktadır. Sahurda tüketilen tuzlu zeytinler, salamura gıdalar veya beyaz unla yapılmış hamur işleri de gece boyunca mide asidini artırıp ertesi gün hem susuzluğu tetikler hem de mide yanmasıyla uyanmaya sebep olabilir. Bu besinlerin porsiyonlarını küçültmek ve pişirme yöntemlerini değiştirmek midenizin çok daha huzurlu bir ramazan geçirmesini sağlayacaktır” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘SAHURDAN HEMEN SONRA UYUMAK GÖĞÜSTE YANMA YAPABİLİR’</strong></p>

<p>Sahurdan hemen sonra uzanmanın mide asidinin yemek borusuna kaçmasına neden olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tanoğlu, bu durumun sabah göğüste yanma ve ağızda acı tat şikâyetiyle uyanmaya yol açabileceğini; bu nedenle sahurda yemekten sonra en az 45-60 dakika dik pozisyonda kalınması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>‘İFTARDAN 1 SAAT SONRA YÜRÜMEK BAĞIRSAK HAREKETLİLİĞİNİ ARTIRIR’</strong></p>

<p>İftardan yaklaşık bir saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif tempolu yürüyüşün bağırsak hareketliliğini artıracağını ve sindirimi hızlandıracağını belirten Prof. Dr. Tanoğlu, “Ayrıca probiyotik içeren yoğurt ve kefir gibi besinler bağırsak florasını destekleyerek gaz ve şişkinliği azaltır. Laktoz intoleransı olan kişiler laktozsuz ürünleri tercih etmelidir” dedi.</p>

<p><strong>‘SUYU BİR ANDA DEĞİL, İFTAR İLE SAHUR ARASINA YAYARAK İÇİN’</strong></p>

<p>Suyu bir anda ve aşırı miktarda içmek yerine iftar ile sahur arasındaki zamana yayarak tüketmek gerektiğini belirten Prof. Dr. Tanoğlu, bu yöntemin hem mide şişkinliğini önleyeceğini hem de böbreklerin yükünü azaltacağını vurguladı. Reflü riskini azaltmak için yemekten hemen sonra uzanılmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Tanoğlu, sahur sonrası uyurken yastığın baş kısmının hafif yüksek tutulması önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>‘RİSK GRUBUNDAKİ HASTALAR ORUÇ TUTMAMALI’</strong></p>

<p>Düzenli ilaç kullanan ve kronik hastalığı bulunan kişilerin, oruç kararı öncesinde mutlaka doktorlarına danışması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, “Aktif mide veya onikiparmak bağırsağı ülseri olanlar, inflamatuar bağırsak hastalığının alevlenme dönemindeki hastalar, sindirim sistemi kanseri tedavisi görenler ve ileri karaciğer hastalığı bulunan kişiler için uzun süreli açlık risk oluşturabilir. Bu hastalar oruç kararını mutlaka uzman kontrolünde vermelidir. Safra kesesi taşı olup sık atak yaşayan kişiler de ağır iftar yemekleri nedeniyle sorun yaşayabilir” ifadelerine yer verdi. </p>

<p>Prof. Dr. Tanoğlu, son olarak ramazan boyunca dengeli, ölçülü ve bilinçli beslenmenin; lif tüketimini artırmanın, sıvıyı zamana yaymak ve ağır yemeklerden kaçınmanın hem mide hem de bağırsak sağlığını koruyarak daha konforlu bir oruç süreci geçirilmesini sağlayacağına dikkat çekerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-alpaslan-tanoglu-ramazanda-bagirsak-tembelligine-karsi-pideyi-azaltin</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-4-679.png" type="image/jpeg" length="29707"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeliz Mavi: ‘İftar ve sahurda hızlı yemek yeme hazımsızlığa yol açabilir’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/yeliz-mavi-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/yeliz-mavi-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Yeliz Mavi, iftar ve sahurda hızlı ve yoğun yemek yeme alışkanlıklarının mide rahatsızlıklarına, şişkinliğe ve hazımsızlığa yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İftar ve sahurda hızlı ve yoğun yemek yeme alışkanlıklarının mide rahatsızlıklarına, şişkinliğe ve hazımsızlığa yol açabileceğini söyleyen Diyetisyen Yeliz Mavi, “Sindirim sisteminin bu süreçte desteklenmesi, besinlerin daha verimli bir şekilde emilimini sağlamak için oldukça önemlidir. Sindirim enzim takviyeleri, sindirimi kolaylaştırarak ramazan boyunca oruç tutanlar için konforlu bir deneyim sunabilir” dedi.</p>

<p><img height="762" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/i-f-t-a-r-v-e-s-a-h-u-r-d-a-h-i-z-l-i-y-e-m-e-k-y-e-m-e-h-a-z-i-m-1184045-351153.png" width="750" /></p>

<p><strong>'İFTAR VE SAHURDA HIZLI YEMEK YEME HAZIMSIZLIĞA YOL AÇABİLİR'</strong></p>

<p>Uzun süreli açlık sonrası aniden yemek yemenin, mideye fazla yük bindirerek sindirim sürecini zorlaştırabileceğini söyleyen Diyetisyen Yeliz Mavi, “Sindirim enzim takviyeleri, protein, karbonhidrat ve yağ gibi temel besin bileşenlerinin daha kolay sindirilmesine yardımcı olarak vücudun gıdalardan en iyi şekilde faydalanmasını sağlar. Proteaz, lipaz ve amilaz gibi temel enzimlerin yanı sıra selülaz ve laktaz gibi özel enzimler de bu süreci destekleyebilir” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mavi, “Selülaz enzimi, lifli gıdaların sindirimini kolaylaştırarak bağırsak sağlığını korurken laktaz enzimi ise ramazanda sık tüketilen süt ve sütlü tatlıları daha rahat sindirmeye yardımcı olur. Sindirim enzim takviyeleri, mide asidine dayanıklı formülasyonuyla ince bağırsakta aktif hale gelerek sindirimi destekler. Bu sayede yiyeceklerin tam anlamıyla sindirilmesine ve vücudun gerekli besinleri daha iyi emmesine yardımcı olur. Sindirim enzim takviyelerinin yemekle birlikte alınması, yiyeceklerin daha kolay sindirilmesini sağlayarak şişkinlik ve hazımsızlığı azaltabilir. Ramazan boyunca sindirim sisteminin yükünü hafifletmek ve oruç süresince enerjinizi dengede tutmak için sindirim enzim takviyeleri güvenilir bir destek sunar” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/yeliz-mavi-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-3-671.png" type="image/jpeg" length="34843"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Cevper Ersöz: ‘Su yerine tüketilen asitli içecekler böbrek sağlığına zarar veriyor’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/doc-dr-cevper-ersoz-su-yerine-tuketilen-asitli-icecekler-bobrek-sagligina-zarar-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/doc-dr-cevper-ersoz-su-yerine-tuketilen-asitli-icecekler-bobrek-sagligina-zarar-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, Ramazan ayında uzun süreli susuzluğun, böbrek taşı şikayetlerinde artışa neden olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında uzun süreli susuzluğun, böbrek taşı şikayetlerinde artışa neden olabileceğini belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, “Yeterli sıvı tüketilmemesi idrarın koyulaşmasına ve kristal oluşumuna zemin hazırlıyor. Asitli ve şekerli içecekler suyun yerine geçmiyor. İftar ile sahur arasında en az 2–2,5 litre su tüketilmesi gerekir. ” dedi</p>

<p>Ramazan ayında uzun saatler süren susuzluğu iftar sonrasında yanlış içeceklerle gidermeye çalışmak, böbrek sağlığına zarar veriyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, “Ramazan ayında uzun saatler süren susuzluğu iftar sonrasında yanlış içeceklerle gidermeye çalışmak, böbrek sağlığına zarar veriyor. ‘Çok sıvı alıyorum’ düşüncesiyle su yerine tüketilen asitli içecekler, şekerli meyve suları ve aşırı çay-kahve, vücudun ihtiyaç duyduğu nemi sağlamadığı gibi böbrek taşı oluşumuna da davetiye çıkarıyor” dedi.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/s-u-y-e-r-i-n-e-t-u-k-e-t-i-l-e-n-a-s-i-t-l-i-i-c-e-c-e-k-l-e-r-1183026-351409.png" width="700" /></p>

<p><strong>‘ASİTLİ VE ŞEKERLİ İÇECEKLER SUYUN YERİNE GEÇMEZ’</strong></p>

<p>Daha önce böbrek taşı ameliyatı geçirenler, ailesinde taş öyküsü bulunanlar ve daha önce taş düşüren hastaların risk grubunda olduğunu belirten Doç. Dr. Ersöz, “Böbrek taşı öyküsü bulunan kişiler özellikle dikkatli olmalı. İftar ile sahur arasında en az 2–2,5 litre su tüketilmesi gerekir. Suyun zamana yayılarak içilmesi ramazanda büyük bir öneme sahip. Asitli ve şekerli içecekler suyun yerine geçmiyor. İşlenmiş, tuzlu ve aşırı proteinli gıdalardan da kaçınılması gerekiyor” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘LAZER ENERJİSİYLE TAŞ KIRMA İŞLEMLERİ’</strong></p>

<p>Aktif taş hastalığı bulunan ya da yakın zamanda taş ameliyatı geçiren kişilerin oruç tutmadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirten Doç. Dr. Ersöz, “Bulantı ve kusmayla başlayan yan ağrısı, idrarda kanama ve ateş gibi şikayetler varsa vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalı ve ardından bir üroloji hekimi tarafından değerlendirilmelidir. Hastaların çoğunda küçük taşlar kendiliğinden düşebiliyor. Ancak 4 milimetreden büyük ve düşmeyen taşlarda müdahale gerekebiliyor. Bu tür durumlarda genellikle endoskopik yöntemleri tercih ediyoruz. İdrar kanalından doğal yollarla ulaşılarak lazer enerjisiyle taş kırma işlemleri uygulanabiliyor” ifadelerine yer verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/doc-dr-cevper-ersoz-su-yerine-tuketilen-asitli-icecekler-bobrek-sagligina-zarar-veriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-2-698.png" type="image/jpeg" length="38163"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müge Boz, VIVAMAYR Maria Wörth’te yenilendi!..]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/muge-boz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/muge-boz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oyuncu ve sunucu Müge Boz, Avusturya’nın güneyinde, İtalya sınırında olan dünyaca ünlü sağlıklı yaşam merkezi VIVAMAYR Maria Wörth’e giderek 2 hafta yenilenme deneyimi yaşadı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">Oyuncu ve sunucu Müge Boz, Avusturya’nın güneyinde, dünyaca ünlü <strong>VIVAMAYR </strong><strong>Maria Wörth’</strong>te on gün süren sağlıklı yaşam ve yenilenme programına katılarak yoğun temposuna kısa bir mola verdi.</p>

<p style="text-align:center"><img height="800" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-3.png" width="600" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>MÜGE BOZ </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center">Doğayla iç içe huzurlu atmosferiyle dikkat çeken VIVAMAYR, modern Mayr Tıbbı yaklaşımıyla kişiye özel olarak planlanan programlar sunarak bütüncül bir sağlık deneyimi yaşatıyor.</p>

<p style="text-align:center"><img height="800" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-7.png" width="600" /></p>

<p style="text-align:center">Merkez, hem fiziksel hem de zihinsel arınmayı hedefleyen uygulamalarıyla dünyanın dört bir yanından misafirleri ağırlıyor.</p>

<p style="text-align:center"><img height="800" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-21.png" width="600" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>MÜGE BOZ’UN VIVAMAYR’DA YENİLENME DENEYİMİ!</strong></p>

<p style="text-align:center">Müge Boz, VIVAMAYR’daki konaklaması boyunca bağırsak sağlığına odaklanan modern Mayr Tıbbı protokolünü içeren kişiye özel bir programa katıldı.</p>

<p style="text-align:center"><img height="422" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-vivamayr-2.png" width="750" /></p>

<p style="text-align:center">Program kapsamında uygulanan beslenme düzeni, sindirim sistemini destekleyen terapiler ve farkındalık çalışmaları sayesinde hem fiziksel hem de zihinsel bir arınma sürecini deneyimledi.</p>

<p style="text-align:center"><img height="422" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-vivamayr-4.png" width="750" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>SAĞLIKLI, ZİNDE VE YENİLENMİŞ OLARAK YENİ PROJELERİNE HAZIRLANDI</strong></p>

<p style="text-align:center">Boz, VIVAMAYR detoks merkezindeki deneyimini sosyal medya hesabından takipçileriyle paylaştı.</p>

<p style="text-align:center"><img class="" height="504" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-vivamayr-3-1.png" width="750" /></p>

<p style="text-align:center">Ünlü oyuncu, duygularını şu sözlerle anlattı: “Kendimle baş başa kalıp bedenimi ve zihnimi dinleyebildiğim çok kıymetli bir zaman oldu. Buradan daha dengeli, daha hafif ve yenilenmiş hissederek ayrılıyorum.”</p>

<p style="text-align:center"><img height="422" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-vivamayr-5.png" width="750" /></p>

<p style="text-align:center">Program süresince beslenme alışkanlıklarını yeniden düzenleyen, sindirim sağlığına odaklanan Boz, merkezden yenilenip ve dengelenmiş olarak ayrıldı.</p>

<p style="text-align:center"><img height="867" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-4.png" width="650" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>MÜGE BOZ </strong></p>

<p style="text-align:center">VIVAMAYR’ın diğer müdavimleri arasında Elizabeth Hurley, Naomi Campbell, Mert Alaş, Tommy Hilfiger, Mischa Barton, Monako prensesi Caroline, Türkiye cemiyet hayatından Alara Koçibey, Biricik Suden, Serenay Sarıkaya, Reha Özcan, Afra Saraçoğlu, Anıl Altan, İbrahim Çelikkol, Eda Taşpınar gibi pek çok isim yer alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAGAZİN, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/muge-boz</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-5-666.png" type="image/jpeg" length="83095"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ufuk Özkan'ın nakil ameliyatı başarıyla tamamlandı]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/ufuk-ozkanin-nakil-ameliyati-basariyla-tamamlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/ufuk-ozkanin-nakil-ameliyati-basariyla-tamamlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karaciğer yetmezliği nedeniyle tedavi gören oyuncu Ufuk Özkan'ın yaklaşık 11 saat süren nakil ameliyatı başarıyla tamamlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğer yetmezliği nedeniyle tedavi gören oyuncu Ufuk Özkan'ın yaklaşık 11 saat süren nakil ameliyatı başarıyla tamamlandı. Ameliyatın ardından açıklamada bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Organ Nakli Bölümü cerrahlarından Prof. Dr. Onur Yaprak, "Türkiye'nin dört gözle beklediği ameliyatı bugün gerçekleştirdik. Ameliyat sırasında beklenmeyen herhangi bir komplikasyonla karşılaşmadık. Hastamız bu geceyi yoğun bakımda geçirecek. Yarın uyandırma aşamasını deneyeceğiz" dedi.</p>

<p><img height="471" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/i-s-t-a-n-b-u-l-u-f-u-k-o-z-k-a-n-i-n-n-a-k-i-l-a-m-e-l-i-y-a-t-i-1148981-341212.png" width="650" /></p>

<p>Uzun süredir karaciğer yetmezliği tedavisi gören oyuncu Ufuk Özkan bugün yaklaşık 11 saat süren karaciğer nakli ameliyatına girdi. Medipol Sağlık Grubu Organ Nakli Bölümü hekimleri naklin başarıyla tamamlandığını ve sanatçının durumunun iyi olduğunu duyurdu.</p>

<p>Türkiye'nin sevilen yüzü Ufuk Özkan, bir süredir mücadele ettiği hastalıkta en kritik eşiği aştı. Karaciğer yetmezliği teşhisiyle tedavi gören ünlü oyuncu, Medipol Mega Üniversite Hastanesi Organ Nakli Bölümü'nün deneyimli cerrahlarına emanet edildi. Prof. Dr. Murat Dayangaç, Prof. Dr. Onur Yaprak ve Doç. Dr. Cenk Şimşek liderliğindeki uzman ekip, operasyonun ardından sanatçının sağlık durumuna dair açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>'GECEYİ YOĞUN BAKIMDA GEÇİRECEK'</strong></p>

<p>Operasyonun planlandığı gibi başarılı ve sorunsuz şekilde geçtiğini dile getiren Prof. Dr. Onur Yaprak, "Türkiye’nin dört gözle beklediği ameliyatı bugün gerçekleştirdik. Ameliyat sırasında beklenmeyen herhangi bir komplikasyonla karşılaşmadık. Hastamız bu geceyi yoğun bakımda geçirecek. Yarın uyandırma aşamasını deneyeceğiz. Her şey yolunda giderse yüksek ihtimalle yarın ekstübe etmeyi planlıyoruz. Normal şartlarda yoğun bakımda kalış süresi bir ya da iki gün oluyor. Hastanede yatış süresi ise genellikle iki ila üç hafta arasında değişiyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/i-s-t-a-n-b-u-l-u-f-u-k-o-z-k-a-n-i-n-n-a-k-i-l-a-m-e-l-i-y-a-t-i-1148980-341212.png" width="700" /></p>

<p><strong>PROF. DR. MURAT DAYANGAÇ - PROF. DR. ONUR YAPRAK - DOÇ. DR. CENK ŞİMŞEK </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'SÜRECİ YAKINDAN TAKİP ETTİK'</strong></p>

<p>Yaklaşık üç yıldır Ufuk Özkan’ın sağlık sürecini yakından takip ettiklerini vurgulayan Prof. Yaprak, "Bu süreçte kendisinin ne kadar çok sevildiğini hem bizlere hem de ailesine ulaşan mesajlar sayesinde yakından hissettik. Ameliyat sürecinde dualarıyla yanımızda olan tüm sevenlerine teşekkür ediyoruz. Dualarını çok yakınımızda hissederek bu süreci yürüttük. Onlar da iyi ki varlar. Sevenlerinin gözü aydın olsun" diye konuştu.</p>

<p><strong>AMELİYAT 11 SAAT SÜRDÜ</strong></p>

<p>Prof. Dr. Murat Dayangaç, "Tüm cerrahi ekibimizle birlikte hem verici hem de alıcı ameliyatını başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Zorlu bir ameliyattı. Yaklaşık 10–11 saat süren yorucu bir operasyon oldu. Anestezi süreci ve cerrahi aşamalarla birlikte uzun sürmesini beklediğimiz bir ameliyattı, çünkü hastamız daha önce cerrahi işlemler geçirmişti. Ancak tüm süreci son derece başarılı biçimde tamamladık ve sonuçtan oldukça mutluyuz" dedi.</p>

<p><strong>OLUMSUZLUK YOK</strong></p>

<p>Bugün planlanan ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Doç. Dr. Cenk Şimşek, "Hastamızı şimdi yoğun bakıma alıyoruz. Bundan sonraki süreçte de yakın takibine devam edeceğiz. Şu an için herhangi bir olumsuzluk bulunmuyor" ifadelerine yer verdi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/ufuk-ozkanin-nakil-ameliyati-basariyla-tamamlandi</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 20:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-32-92.png" type="image/jpeg" length="15591"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Fatih Güngören: 'Soğuk havada sabahları dışarı çıkarken kalbinizi koruyun’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/doc-dr-fatih-gungoren</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/doc-dr-fatih-gungoren" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Ataköy Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Güngören, Soğuk hava, kalp ve damar sağlığı üzerine olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Soğuklarda damarların büzüşmesiyle birlikte kalp krizi ve inme riskinin arttığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk hava, kalp ve damar sağlığı üzerine olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Soğuklarda damarların büzüşmesiyle birlikte kalp krizi ve inme riskinin arttığını söyleyen Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Güngören, “Sabah erken saatlerde hormonların etkisi ile vücudun tansiyonu daha yüksek ve kanın pıhtılaşma eğilimi artmıştır. Buna bir de soğuk havanın etkileri eklendiğinde kalp krizi riski çok artar. Sabah işe gitme, hızlı yürüme, servisi veya otobüsü yakalama gibi durumlar sıkça yapılır. Özellikle kalp hastalarının sabah erken saatlerde ani efor gerektiren aktivitelerden kaçınması önerilir” dedi.</p>

<p>Soğuğa maruz kalmış bir kişinin damarlarında vazokontriksiyon denilen kasılma/büzüşme meydana gelebileceğine değinen Medicana Ataköy Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Güngören, “Bu durum kan basıncında artışa yol açarak kalbin büzüşmüş damara kan pompalamasını zorlaştırarak kalbin iş yükünü arttırır. Ayrıca soğuk havalar hormon dengesini de değiştirerek adrenalin hormonunun artışına sebep olur ve bu da hem kalp hızımızı hem de kan basıcını yükseltir. Soğuk havaların bir diğer etkisi ise pıhtılaşmaya eğilim oluşturmasıdır. Pıhtılaşmaya eğilimin artması hem kalp krizi hem de inme dediğimiz durumun oluşma riskinin artışı anlamına gelir” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SOĞUKTA KALP KRİZİ RİSKİ ARTIYOR</strong></p>

<p>Kış aylarında artan kalp krizi riskinin temelinde soğuk havanın damarlar üzerinde yarattığı büzüşme, tansiyon yükselmeleri, kalbin artan iş yükü ve kalbin artan oksijen ihtiyacının yer aldığına değinen Doç. Dr. Fatih Güngören, “Ayrıca soğuğun pıhtılaşmaya eğilimi arttırması da kalp krizi riskini arttırır. Buna ek olarak kışın insanların daha hareketsiz yaşamaları, kilo artışları ve solunum yolu enfeksiyonları da kalp krizini tetikleyen önemli faktörlerdir. Soğuk havalarda risk artışı herkeste görülse de bazı gruplarda bu artış çok daha belirgindir. Daha önce kalp krizi geçirmiş olanlar, kalp damarında stenti olan veya bypass ameliyatı olanlar, hipertansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği olan hastalar soğuk havalarda daha yüksek risk taşır. Bunun yanı sıra ileri yaştaki bireyler, sigara kullananlar ve düzenli fiziksel aktivitesi olmayan kişiler de soğuk havanın olumsuz etkilerine karşı daha hassas gruptadır” dedi.</p>

<p><img height="900" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/s-o-g-u-k-h-a-v-a-d-a-s-a-b-a-h-l-a-r-i-d-i-s-a-r-i-c-i-k-a-r-k-e-n-1147836-340878.png" width="600" /></p>

<p>Soğuk havada ani ve yüksek tempodaki eforun kalbi zorlayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Fatih Güngören, “Çünkü soğuğun yarattığı damar büzüşmesi ile egzersizin yarattığı yük artışı aynı anda üst üste biner. Yani kalp birdenbire hem daha fazla çalışmak zorunda kalır hem de daha daralmış damarlara karşı kan pompalamaya çalışır. Bu da özellikle soğuk havalarda yapılan kar temizleme veya hızlı yürüyüşler sırasında kalp krizi yaşanmasına neden olabilir. Üşümek kalbi doğrudan etkileyebilir. Soğuk, damar büzüşmesini artırarak kalbin iş yükünü yükseltir. Kat kat giyinmek, ısı kontrolünü daha iyi sağlar ve terleyip sonra üşümeyi önler. Bu nedenle kalp hastalarının kat kat giyinmesi, özellikle göğüs, boyun, sırt ve baş bölgesini koruması önemlidir. Çok soğuk havalarda atkı, bere ve eldiven kullanmak çok işe yarar. Ani ısı kaybı kalp üzerinde stres yaratabileceği için soğuktan korunmak basit ama etkili bir önlemdir” diye konuştu.</p>

<p><strong>SABAHLARI EVDEN ÇIKARKEN DİKKAT</strong></p>

<p>“Sabah erken saatlerde hormonların etkisi ile vücudun tansiyonu daha yüksek ve kanın pıhtılaşma eğilimi artmıştır” diyen Doç. Dr. Fatih Güngören, “Buna bir de soğuk havanın etkileri eklendiğinde kalp krizi riski çok artar. Sabah işe gitme, hızlı yürüme, servisi veya otobüsü yakalama gibi durumlar sıkça yapılır. Özellikle kalp hastalarının sabah erken saatlerde ani efor gerektiren aktivitelerden kaçınması önerilir. Kalp kaynaklı göğüs ağrısı ile ‘üşütme/soğuk alma’ sonrası gelişen kas-iskelet veya solunumsal ağrılar bazen karışabilir. Kalp kaynaklı göğüs ağrısı göğsün orta kısmında, baskı-yanma-sıkıştırma tarzında, boyna-çeneye-kola-sırta yayılabilen ağrılar iken; soğuk algınlığına bağlı ağrılar tek bir noktada, daha az yayılım gösteren bazen yan tarafta olabilen iğne batar gibi olan ağrılardır. Kalp kaynaklı ağrılar eforla ortaya çıkarken, soğuk algınlığı ağrısı nefes almakla ve pozisyon ile değişen ağrılardır. Bazen bu iki ağrı birbirine karışabilir. Bunun ayrımının bir hekim tarafından yapılması gerekebilir” dedi.</p>

<p><strong>SANAL ANJİYO İLE DAMARLARINIZA BAKTIRIN</strong></p>

<p>Düzenli kardiyolojik kontrollerin kalp krizi riskini önlemede büyük önem taşıdığını kaydeden Doç. Dr. Fatih Güngören, “Risk faktörleri olan bireylerde EKG, efor testi, ekokardiyografi gibi tetkiklerle kalp fonksiyonları değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmenin sonucunda riskli bulunan hastalara sanal anjiyografi yapılarak hastaların kalp damarlarında bir sorun olup olmadığı netliğe kavuşturulabilir. Son yıllarda hem teknolojik ilerlemelerin sağlandığı tomografi cihazlarındaki yüksek çözünürlük hem de bu alandaki görüntü yorumlayıcı yapay zekâ destekli programlar ile kalp damarları girişimsel bir işleme gerek kalmadan görüntülenebilmektedir. Sanal anjiyonun sunduğu erken tanı imkânı sayesinde uygun tedavi ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle ciddi kalp olaylarının önüne geçmek mümkün hale gelmiştir” şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/doc-dr-fatih-gungoren</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-20-383.png" type="image/jpeg" length="36770"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Serra Oğuz Aydın: 'Diş kaybı sadece gülüşü değil, tüm vücut dengesini etkiliyor']]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-serra-oguz-aydin-dis-kaybi-sadece-gulusu-degil-tum-vucut-dengesini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-serra-oguz-aydin-dis-kaybi-sadece-gulusu-degil-tum-vucut-dengesini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil; çiğneme fonksiyonundan vücut dengesine, yüz görünümünden genel sağlığa kadar birçok sistemi etkileyen ciddi bir sağlık problemi yaratabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil; çiğneme fonksiyonundan vücut dengesine, yüz görünümünden genel sağlığa kadar birçok sistemi etkileyen ciddi bir sağlık problemi yaratabiliyor. Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, tedavi edilmeyen diş eksikliklerinin kişiyi 5-10 yıl daha yaşlı gösterebildiğini söyledi.</p>

<p>Sağlığımızı birçok açıdan etkileyen dişlerimizde yaşanan kayıpların tedavi edilmemesi zincirleme sorunlara sebep oluyor. BAU Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, diş eksikliğinin çene kemiğinin zayıflamasına, yüz şeklinin değişmesine, sindirim sorunlarına ve duruş bozukluklarına yol açabildiğini belirtti. Ahmet, bu sürecin zamanla zincirleme sağlık sorunlarına neden olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Çoğu zaman estetik kaygı ya da çiğneme zorluğuyla dikkat çeken diş kayıplarının genel sağlığımız açısında birçok etkisi bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, diş kayıplarının oluşturduğu etkinin birbirlerini tetikleyen sağlık sorunlara yol açtığına dikkat çekti. Diş kayıplarını değerlendiren Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, “Diş kaybı çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun ya da çiğneme zorluğu olarak düşünülür. Oysa bilimsel araştırmalar, eksik dişlerin yalnızca yüzü yaşlandırmakla kalmadığını; kas, eklem ve iskelet sistemini de olumsuz etkilediğini, hastanın postürünü değiştirdiğini de ortaya koyuyor. Başka bir deyişle dişler, sandığımızdan çok daha büyük bir denge sisteminin parçası olduğundan, tek bir diş eksikliğinin bile göz ardı edilmemesi gerekir" dedi.</p>

<p><img height="432" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/d-i-s-k-a-y-b-i-s-a-d-e-c-e-g-u-l-u-s-u-d-e-g-i-l-t-u-m-v-u-c-1147602-340790.png" width="650" /></p>

<p><strong>ÇENE KEMİĞİNDE YÜZDE 40'A VARAN KAYIP</strong></p>

<p>Dişlerin yüzün alt bölümünü şekillendiren ve çiğneme sistemini oluşturan yapılar olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet, bilimsel çalışmalara göre diş çekimini takip eden ilk 6-12 ay içinde çene kemiğinde yüzde 25 ila yüzde 40'a varan kemik kaybı görülebildiğini belirtti. Ahmet, tek bir diş kaybının bile çiğneme sistemindeki dengeyi bozabildiğini söyledi.</p>

<p><strong>5-10 YIL DAHA YAŞLI GÖRÜNÜM</strong></p>

<p>Diş kaybının çiğneme kaslarının zayıflamasına ve çiğneme gücünün azalmasına sebep olabildiğini de aktaran Prof. Dr. Ahmet, “Çiğneme sırasında aktif olarak çalışan kaslar diş eksikliği nedeniyle yeterince kullanılamadığında bu kasların etkinliklerinin azalmaya başladığını görüyoruz. Bu durum; yüzde sarkma hissi, ağız çevresinde kırışıklıkların artması, dudakların birbiri üzerine yığılması yorgun ve çökmüş bir yüz ifadesine sebep olurken, birçok hasta da bu süreci 'yüzüm eski dolgunluğunu kaybetti' diyerek ifade ediyor" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diş eksikliğinin oluşturduğu kemik kaybıyla dudakların desteğini yitirerek içe doğru çekilmelerine, yanakların çökmesine, alt yüz yüksekliğinin azalmasına çene hattının belirginliğini kaybetmesine neden olabildiğine değinen Prof. Dr. Ahmet, bu durumun kişinin kronolojik yaşından 5-10 yıl daha yaşlı bir görünüme sahip almasına sebep olabildiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>'VÜCUT DENGESİNİ ETKİLİYEBİLİYOR'</strong></p>

<p>Diş eksikliklerinin etkisinin yüzle sınırlı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Ahmet, çiğneme sisteminin; çene eklemi (TME), boyun kasları, omuzlar ve hatta omurga ile doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Ahmet “Eksik dişler nedeniyle çiğnemenin tek taraflı yapılmaya başlanmasıyla birlikte çene eklemine ve kalan dişlere binen yük artar. Çene ekleminde ağrı, ses gelmesi ve kilitlenme gibi olumsuzluklar görülebilir. Boyun ve omuz kaslarında gerginlik oluşabilirken, duruş bozuklukları, baş ağrıları da ortaya çıkabilir. Yapılan birçok çalışma, uzun süreli diş eksikliği olan bireylerde çene eklemi rahatsızlıkları ve boyun ağrılarının daha sık görüldüğünü göstermektedir. Yani ağızdaki küçük bir eksiklik, zamanla tüm vücut dengesini etkileyebilecek hale gelebilir" ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong>'BEYİN DEĞİŞİME UYUM SAĞLAMAYA ÇALIŞIYOR'</strong></p>

<p>Çiğnemenin beynin motor ve duyusal alanlarını aktif tutan önemli bir fonksiyon olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet, diş eksikliği sonucu çiğnemenin azalmasıyla birlikte beynin de bu duruma uyum sağlamaya çalıştığını belirtti. Ahmet, yemek yerken çabuk yorulma, sert gıdalardan kaçınma, beslenme alışkanlıklarının değişmesi gibi durumlara da sebep olan diş eksikliği tedavisinin önemli olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>ZAMANINDA TEDAVİ ÇOK ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Tedavi süreciyle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, özellikle implant destekli protetik tedavilerin, mevcut çene kemiğini koruyarak kemik kaybını yavaşlattığını ve yüzün doğal destek yapısını koruduğunu belirtti. Ahmet, “Tedaviyle birlikte, çiğneme fonksiyonu yeniden sağlanır, çene eklemi üzerindeki yükler dengelenir, yüz kasları tekrar aktif çalışmaya başlar, boyun ve omuz kaslarındaki dengesizlikler azalır. Bu nedenle protetik tedavilerin, yalnızca ağız ve diş sağlığı değil aynı zamanda genel vücut sağlığı açısından da önemdir" dedi.</p>

<p>Diş kaybından sonraki 1-2 yıl içinde yapılmayan tedavilerin hem kemik kaybını artırdığını hem de ilerideki tedavi seçeneklerini sınırladığını belirten Ahmet sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Diş kaybı sonrası 'Nasıl olsa sonra yaptırırım' düşüncesi, kemik ve kas sistemindeki olumsuz değişimlerin hızlanmasına neden oluyor. Bu nedenle tedavi sürecini geciktirmemek gerekiyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-serra-oguz-aydin-dis-kaybi-sadece-gulusu-degil-tum-vucut-dengesini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-19-395.png" type="image/jpeg" length="91975"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Uzun süre ekrana bakmak göz ve kas sistemini zorluyor’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/uzun-sure-ekrana-bakmak-goz-ve-kas-sistemini-zorluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/uzun-sure-ekrana-bakmak-goz-ve-kas-sistemini-zorluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Avcılar Hastanesi'nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mesut Toğaç, özellikle ofis çalışanları, öğrenciler ve uzaktan çalışan bireylerde günlük ekran süresinin artmasının göz sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle ofis çalışanları, öğrenciler ve uzaktan çalışan bireylerde günlük ekran süresinin artmasının göz sağlığını olumsuz etkilediğini söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mesut Toğaç, “Dijital göz yorgunluğu, dijital ekranlara uzun süreli bakış sonucu ortaya çıkan geçici ancak tekrarlayıcı göz ve göz dışı semptomlarla karakterizedir. Ekran başında uzun zaman geçiren kişilerde göz kuruluğu, yanma, batma ve yabancı cisim hissi, kızarıklık, bulanık veya çift görme, ışığa hassasiyet, baş ağrısı, boyun, omuz ve sırt ağrıları, konsantrasyon güçlüğü ve genel yorgunluk hissi görülmektedir” dedi.</p>

<p>Medicana Avcılar Hastanesi'nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mesut Toğaç, “Bilgisayarlar, akıllı telefonlar ve tabletler modern yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Dijital Göz Yorgunluğu Sendromu (DGYS), ilk kez ‘Computer Vision Syndrome’ terimiyle tanımlanmış olup günümüzde tüm dijital ekranları kapsayacak şekilde ele alınıyor. Çalışmalar, ekran kullanan bireylerin yüzde 50–90’ında dijital göz yorgunluğuna ait en az bir semptomun görüldüğünü bildiriyor” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="750" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/01/u-z-u-n-s-u-r-e-e-k-r-a-n-a-b-a-k-m-a-k-g-o-z-v-e-k-a-s-s-i-s-1128676-335092.jpg" width="500" /></p>

<p><strong>‘EKRANA BAKARKEN GÖZ KIRPMA SAYISININ AZALMASI KURULUĞA YOL AÇMAKTADIR’</strong></p>

<p>Ekrana bakarken göz kırpma sayısının farkında olmadan azaldığını belirten Op. Dr. Toğaç, “Bu durum göz yüzeyinin yeterince nemlenmemesine ve kuruluğa yol açmaktadır. Yanlış oturma pozisyonu, uygun olmayan ekran mesafesi, düzeltilmemiş kırma kusurları ve uygunsuz gözlük kullanımının da göz yorgunluğunu artıran önemli faktörler arasında yer almaktadır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘BAZI GRUPLAR DİJİTAL GÖZ YORGUNLUĞU AÇISINDAN DAHA FAZLA RİSK TAŞIYOR’</strong></p>

<p>Günlük ekran süresi 4–6 saatin üzerinde olanlar, kontakt lens kullananlar, yetersiz ortam nemi ve aydınlatması olan ortamlarda çalışanlar, önceden mevcut göz kuruluğu bulunan kişiler ile uygun olmayan ekran mesafesi ve ergonomide çalışan bireylerin risk grubunda yer aldığını belirten Op. Dr. Toğaç, özellikle çocuklar ve gençlerin artan dijital cihaz kullanımı nedeniyle daha fazla risk altında olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>‘BASİT ÖNLEMLERLE DİJİTAL GÖZ YORGUNLUĞU AZALTILABİLİYOR’</strong></p>

<p>Dijital göz yorgunluğunun önlenebilir bir sendrom olduğunu vurgulayan Op. Dr. Toğaç, “Her 20 dakikada bir 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaklıktaki bir noktaya bakılmasını içeren 20-20-20 kuralı uygulanması göz kaslarını rahatlatmaktadır. Ekranların göz hizasından biraz aşağıda ve yaklaşık bir kol mesafesinde konumlandırılması ve ekran parlaklığı ve yazı boyutunun gözleri yormayacak şekilde ayarlanması gerekmektedir. Ekran kullanımında bilinçli olarak daha sık göz kırpılması gözün nem dengesini korumaya yardımcı olmaktadır. Düzenli göz muayenesi ihmal edilmemeli ve gerekli durumlarda hekime danışılarak suni gözyaşı kullanılabilmektedir” dedi.</p>

<p><strong>‘UYARI İŞARETLERİ GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’</strong></p>

<p>Bu önlemlerin semptomların şiddetini belirgin şekilde azalttığını ifade eden Op. Dr. Toğaç, “Şikayetlerin önerilere rağmen geçmemesi, bulanık görmenin kalıcı hale gelmesi veya sık baş ağrısı yaşanması durumunda mutlaka bir göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerekmektedir. Dijital göz yorgunluğu sendromu dijitalleşen dünyada giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Dijital cihazlar hayatı kolaylaştırmasına rağmen bilinçsiz kullanımı durumunda göz sağlığını tehdit edebilmekte, erken farkındalık, ergonomik düzenlemeler ve koruyucu önlemlerle bu olumsuz etkilerin azaltılabilmektedir” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/uzun-sure-ekrana-bakmak-goz-ve-kas-sistemini-zorluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/01/basliksiz-2-674.png" type="image/jpeg" length="42953"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşk dolu güzellik sırları!...]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/ask-dolu-guzellik-sirlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/ask-dolu-guzellik-sirlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş, sevgililer gününde daha çekici bir görünüm için güzellik sırlarını paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sevgililer Günü, aşk ve güzellikle dolu bir gün olarak karşımıza çıkıyor. Bu özel günde, hem cildinize hem de dudaklarınıza dokunarak, genç ve parlak bir görünüme kavuşabilirsiniz. BBL uygulaması ve dudak dolgusunun, bu konuda etkili çözümler sunan popüler uygulamalar olduğunu söyleyen Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş, sevgililer gününde daha çekici bir görünüm için güzellik sırlarını paylaştı.</p>

<p>Aşk, her şeyi aydınlatan bir enerji. Âşık olan kişi her anlamda parlar. BBL uygulamasının cildi aşkla aydınlatan bir yöntem olduğunu söyleyen Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş,“Aşk kadar olmasa da cilde iyi gelir, ona canlılık ve parlaklık katar.” diyor. Savaş, BBL uygulaması ve dudak dolgusu kombinasyonunun oldukça etkili bir seçenek olduğunu “BBL, cildi yenilerken dudak dolgusu da yüzünüzdeki uyumu korur ve gülümsemenizi daha çekici hale getirir.” sözleriyle destekliyor. &nbsp;</p>

<p><img height="1920" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/1707121733-d-d7137.png" width="1280" /></p>

<p>Y<strong>ASEMİN SAVAŞ&nbsp;</strong></p>

<p><strong>KENDİNİZİ SEVGİYLE ŞIMARTIN&nbsp;</strong></p>

<p>Sevgililer günü kendinizi sevgiyle şımartmak için mükemmel bir zaman. Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş, BBL uygulamasının gençleşme, kırışıklık azaltma ve leke tedavisi gibi birçok yöntem sunduğunu, cilde verdiği parlaklığın, adeta bir aşk dokunuşu gibi uzun süreli gençlik sunduğunu söylüyor.&nbsp;</p>

<p>Aşkın simgesi dudakları ise daha çekici ve dolgun hale getirmenin yolunun dudak dolgusu uygulaması ön plana çıkıyor. Ancak ölçüyü de kaçırmamak gerekiyor. İdeal dudağın, doğal, nemli, yüzün uyumlu bir parçası ve gülümsemeyi bozmayan bir yapıda olması gerektiğini vurgulayan Dr. Yasemin Savaş, üst dudaktaki ‘eros yayı’ adı verilen belirgin kıvrımın, dudakların çekiciliğini artırdığını ifade ediyor.</p>

<p><img height="853" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/1707121818-d-d7686.jpg" width="1280" /></p>

<p><strong>YAŞLANMA BELİRTİLERİNİ AZALTARAK YENİ PROBLEMLERİ GECİKTİRİYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BBL uygulaması ve ideal dudak dolgusu hakkında detaylara da değinen Dr. Yasemin Savaş, “BBL uygulaması, geniş dalga boyunda ışık veren ve cilt tedavilerinde kullanılan FDA onaylı özel bir ışık kaynağıdır. Kullanılan cihaz, cildin üst tabakalarına ışık enerjisi gönderir. Bu ışık enerjisi cildin katmanlarını hafif biçimde ısıtır. Hedeflenen bölgelerdeki cilt katmanları tarafından kademe kademe emilen bu ısı enerjisi var olan hücrelerin kolajen üretimlerini tetikler ve cildi ilk uygulamadan daha sıkı ve parlak bir görünüme kavuşturur. BBL uygulaması cildi yenileyip gençleştirirken, cilt yaşlanmasını doğal yolları uyararak geciktirir. BBL daha genç bir görünüm sağlayacak şekilde gen yapısını yeniler.” bilgisini paylaştı.&nbsp;</p>

<p><img height="853" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/1707121792-d-d7635.jpg" width="1280" /></p>

<p><strong>ÖNCE KENDİNİZ SEVİN&nbsp;</strong></p>

<p>Dudak dolgusunun incelikleri hakkında da bilgi veren Dr. Yasemin Savaş, dudağa fazla hacim eklenirse yüzün dengesinin bozulacağına dikkat çekiyor. Savaş, “Dudaklar yandan bakıldığında önden göründüğünden daha ince durabilir. Alt dudak ve üst dudak arasında olması gereken bir oran vardır. Bu oran aynı zamanda yüzün tamamında da olmalıdır. Bu oranın korunması veya oluşturulması çekiciliği, güzelliği aynı anda doğal görüntüyü de getirir” diye&nbsp;konuştu.</p>

<p><img height="853" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/1707121823-shutterstock-231098773.jpg" width="1280" /></p>

<p>Üst dudağımızın ortasıyla alt dudakta ona karşılık gelen yerin toplamından oluşan bölgeye dudak kalbi denildiğini söyleyen Savaş, “Bu bölgeyi hacim veren dolgu enjeksiyonu ile belirginleştirip kontur oluşturmak dudağın kaybettiği hacmi dengeler ve yıllar içinde yaşla beraber incelen dudaklara dolgu ile kaybettiği verimlilik kazandırılır” dedi.</p>

<p><img height="1920" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/1707121702-bbl-uygulama-1.png" width="1280" /></p>

<p>“BBL ve dudak dolgusu uygulamaları ile bu özel günü kendiniz ve partneriniz için unutulmaz kılabilirsiniz.” diyen Dr. Yasemin Savaş, bir hatırlatma yaparak sözlerini tamamladı: “Unutmayın, gerçek güzellik kendinizi sevmenin bir sonucu olarak ortaya çıkar.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/ask-dolu-guzellik-sirlari</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Feb 2024 12:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/02/basliksiz-24-274.png" type="image/jpeg" length="42503"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzm. Dr. Yıldıray Tanrıver: "Dünya’da her 5 kişiden 1’i kansere yakalanıyor"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/uzm-dr-yildiray-tanriver-dunyada-her-5-kisiden-1i-kansere-yakalaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/uzm-dr-yildiray-tanriver-dunyada-her-5-kisiden-1i-kansere-yakalaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Yıldıray Tanrıver, Türkiye’de yılda 250 bin yeni kanser tanısı konulduğunu ve bunun günde 600’den fazla kişiye denk geldiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de yılda 250 bin yeni kanser tanısı konulduğunu ve bunun günde 600’den fazla kişiye denk geldiğini söyleyen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Yıldıray Tanrıver, “2030 yılında 13 milyondan fazla kişiyi maalesef kanserden kaybediyor olacağız. 22 milyon kişiye ise yeni kanser tanısı konuyor olacak. Dünyada her 5 kişiden 1’i ne yazık ki kansere yakalanıyor. Her 8 erkekten 1’i ve her 11 kadından 1’i kanserden hayatını kaybediyor. Bunların önlenmesi mümkün. Lütfen erken tanıya önem verelim. Sağlıklı ve uzun yaşamın formüllerini birlikte arayalım” şeklinde&nbsp;konuştu.</p>

<p>4 Şubat Dünya Kanser Günü’ne yönelik konuşan&nbsp;Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve Infinity Regenerative Clinic Medikal Direktörü Yıldıray Tanrıver, “Kanserden korunabiliriz. Kanser aslında bizim kaderimiz değil. Birçok genetik faktör tabii ki rol oynuyor ama epigenetik faktör dediğimiz çevresel faktörleri etkileyerek kanserden korunmamız mümkün. Daha da önemli olan konu erken tanı. Kansere ne kadar erken tanı koyarsak o kadar hızlı hareket edebilir ve tedavisine hızlıca ulaşabiliriz” dedi.</p>

<p><img height="720" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/4fecc8b1d7101f078a6fbf1ab357df40.jpg" width="1280" /></p>

<p><strong>UZM. DR. TANRIVER: "HERHANGİ BİR ORGANDAKİ DEĞİŞİKLİK KANSERE GİDEN YOLDA ALARM VERİYOR OLABİLİR"</strong></p>

<p>Kanserin birçok belirtisi olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Tanrıver, “Vücutta herhangi bir organdaki değişiklik kansere giden yolda alarm veriyor olabilir. Örneğin;&nbsp;ben, bendeki kanamalar, üstündeki dokunun değişmesi veya renginin değişmesi bizim için önemlidir. Çok fazla öksürük, balgam, kanlı balgam, ağrı, vücuttaki şişme de aynı şekilde çok önemlidir. Hepsi kanserin belirtisi olabilir. Bu belirtilerin mutlaka uzman hekim tarafından kontrol edilmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>“İYİ BİR UYKU ÇOK ÖNEMLİ”</strong></p>

<p>Tanı yöntemlerinde genetik testlerin önemli olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Tanrıver, &nbsp;“Yapay zekayı da kullanarak genetik testlerde aslında risk faktörlerimizi belirleyebiliyoruz. Bu risk faktörlerini belirledikten sonra yaşam tarzımız bizim için çok önemli oluyor. İyi bir uyku çok önemli. Egzersiz yapmak, hareketli olmak, bol su içmek de çok önemlidir. İşlenmiş gıdalardan uzak durmamız gerekiyor ki günümüzdeki en büyük sorunlardan bir tanesi bu. Uzun ve sağlıklı yaşayarak kanserden korunmak mümkün olabiliyor. Kanserin hem tanısında hem de tedavisinde yapay zekayı kullanıyoruz. Örneğin ultrasonda&nbsp;yapay zekayla üç boyutlu olarak biyopsi alarak birçok damarı, arteri, dokuyu, karaciğeri, safra kesesini, pankreası ve şah damarını incelemek mümkün olabiliyor. COVID-19’dan sonra damarlardaki değişiklikleri bu tip ultrason cihazlarıyla bulmamız ve önceden saptamamızda mümkün” şeklinde&nbsp;konuştu.</p>

<p><strong>“HİDROJEN TEDAVİSİNİN HEM KANSERİ KÜÇÜLTÜCÜ ETKİSİ VAR HEM DE KANSERDEN KORUNMADA ÇOK ÖNEMLİ”</strong></p>

<p>Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedavilerin yanı sıra yeni tedavi yollarının olduğunu aktaran Uzm. Dr. Tanrıver, “Şu an immünoterapiler, akıllı ilaçlar ve hedefe yönelik tedaviler ön plana çıkıyor. Hidrojen tedavisi ise daha da farklı bir yöntemdir. Bu çok yeni yöntemlerden bir tanesi olarak gündeme gelmiş durumda. Birçok literatüre, çalışmaya baktığımız zaman hidrojenin medikal hidrojenden alınmasıyla kanser tedavisinde rol oynadığını görebiliyoruz. Hem kanseri küçültücü etkisi var hem de kanserden korunmada çok önemli. Çünkü serbest radikalleri ve oksidatif stresi yok ediyor. Yani paslanmayı engelliyor. Hücrelerde paslanma, dokularda kansere giden yolda önemli adımlardan bir tanesi. Hidrojen inhalasyonu tedavisiyle birlikte bu paslanmayı yok edersek kanserin yolaklarından bir tanesini engellemiş olabiliriz. Bu yeni bir yöntem. Kemoterapi ve kanserin diğer tedavi yöntemleriyle beraber ortaya çıkan hidrojen tedavisi, korunma yollarından bir tanesi olarak gündeme gelmiş durumda. Hidrojen inhalasyonu, tedavisinin bir diğer etkisi diyabette çok etkili olmasıdır. Diyabette şekeri düşürdüğüne dair birçok çalışma var. Birçok diyabet hastasında aslında kanser riskinin daha fazla arttığını, daha büyük oranda görüldüğünü fark ediyoruz. Bu bilgiler ışığında eğer tip 2 diyabet hastalarında hidrojen tedavisini kullanabilirsek şeker seviyesini düşürerek ve insülin direncini azaltarak kanser tedavisinde ve korunma yöntemlerinde yeni çığır açmış olabiliriz” diye&nbsp;konuştu.</p>

<p><strong>EPİGENETİK FAKTÖRLER ARTIK ÇOK DAHA ÖN PLANDA</strong></p>

<p>Çevresel faktörlerin genetiği de değiştirebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Tanrıver, “Kanserde genetik önemlidir. Ama zannedilen kadar değil. Epigenetik faktörler artık çok daha ön planda. Epigenetik faktörler dediğimiz çevresel faktörlerdir. Örneğin, soluduğumuz havanın oksijeni azsa genetiği değiştirebiliyor. Yine aynı şekilde işlenmiş gıdaları çok fazla yersek, genetiği değiştirebiliyor. Bağışıklık sistemimizi korumak için çok önemli. Sindirim sistemimiz de artık ön planda. Birçok kişiye mikrobiyom testi yani bağırsaktaki bakterilerin oranına bakarak tedaviler uyguluyoruz. Çünkü bağışıklık sisteminin yaklaşık yüzde 80- 85’i sindirim sisteminden kaynaklanıyor. Bu nedenle işlenmiş gıdalardan uzak duralım. Uzun ve sağlıklı yaşamın ön koşullarından biri olarak iyi beslenelim” ifadelerine yer verdi.&nbsp;</p>

<p><img height="741" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/f0450d198db54ad2a08d41053f12dacd.jpg" width="1280" /></p>

<p><strong>“TÜRKİYE’DE KANSERİN GÖRÜLME SIKLIĞI DÜNYANIN BİRÇOK ÜLKESİNE GÖRE DAHA AZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’de kanserin görülme sıklığının nispeten dünyanın birçok ülkesine göre daha az olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Tanrıver, “Burada sanırım şanslı genlere sahibiz diyebiliriz. Toplum geliştikçe kanser riski de artıyor. Bu durumda beslenme, uykusuz kalma ve hareketsiz kalmanın da rolü var. Tanıyla beraber kanser görülme sıklığı daha fazla artıyor. Ülkemizde, akciğer kanseri, meme kanseri, bağırsak kanseri, prostat ve tiroid kanserleri çok sık görülüyor" şeklinde&nbsp;konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>HEKİME DANIŞMADAN VİTAMİN KULLANILMAMALI</strong></p>

<p><strong>Kanserden korunmak için tütün ve türevlerinden mutlaka uzak durulması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Tanrıver, erken tanının önemine dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:</strong></p>

<p>“Alkolden, işlenmiş gıdalardan da uzak duracağız. Hareketsiz bir yaşam sürmeyeceğiz ve beslenmemize çok dikkat edeceğiz. Bunları yaparsak kanserden büyük ölçüde korunuyor olacağız. Bir önemli nokta daha var. Çok fazla vitaminler, mineraller kullanılmaya başlandı. Özellikle bitkisel olanlar çok fazla kullanılıyor. Bunlar kanserden korunmada ve tedavisinde etkili olabilir. Fakat bunları kullanmadan önce hekiminize danışınız. Çünkü vücudunuza aldığınız her şeyin bir yan etkisi olabilir. Özellikle kanserden korunmak için ve kanser tedavisinde bu durum olabilir. Bunu vurgulamak istiyorum. Hekiminize danışmadan bu tür uygulamaları yaptırmayın. Gerek bitkisel gerek farklı şekilde üretilmiş olan maddeleri hekiminizden habersiz almayın.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/uzm-dr-yildiray-tanriver-dunyada-her-5-kisiden-1i-kansere-yakalaniyor</guid>
      <pubDate>Sun, 04 Feb 2024 13:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/02/basliksiz-3-512.png" type="image/jpeg" length="93436"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Vedat Işıkhan: "13 ilacı daha geri ödeme listesine aldık"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/bakan-vedat-isikhan-13-ilaci-daha-geri-odeme-listesine-aldik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/bakan-vedat-isikhan-13-ilaci-daha-geri-odeme-listesine-aldik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 11'i yerli üretim olmak üzere 13 ilacın daha geri ödeme listesine alındığını duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 11'i yerli üretim olmak üzere 13 ilacın daha geri ödeme listesine alındığını duyurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="171" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/49be29a8f5061f8d824df413b42ce623.jpg" width="450" /></p>

<p><strong>"13 İLACI DAHA GERİ ÖDEME LİSTESİNE ALDIK"</strong></p>

<p>Bakan Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Sosyal Güvenlik Kurumumuzun 'Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi'nde yapılan düzenleme ile 11'i yerli üretim olmak üzere 13 ilacı daha geri ödeme listesine aldık. İlaçların hastalarımıza şifa olmasını temenni eder, vatandaşlarımıza sağlıklı bir ömür dilerim"&nbsp;ifadelerine yer verdi.&nbsp;</p>

<p><img height="1482" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/4d43fddfcab3e7e9b62a6545c60db51c.jpg" width="1280" /></p>

<p>Geri ödeme listesine alınan ilaçlar arasında; 2 kanser, 1 acil antihipertansif, 1 antibiyotik, 2 romatolojik hastalık ilacı, 1 antiromatizmal, 1 psikiyatri ilacı, 1 astım ilacı, 1 kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ilacı, 1 antibakteriyel ve 1 antiviral ilaç bulunuyor. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/bakan-vedat-isikhan-13-ilaci-daha-geri-odeme-listesine-aldik</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 15:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/02/basliksiz-3-510.png" type="image/jpeg" length="34735"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: "2050 yılında kanser vakalarında yüzde 77 artış olacak"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dso-2050-yilinda-kanser-vakalarinda-yuzde-77-artis-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dso-2050-yilinda-kanser-vakalarinda-yuzde-77-artis-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün kanser ajansının hazırladığı projeksiyona göre, 2050 itibariyle 35 milyondan fazla yeni kanser vakasının olacağını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün kanser ajansının hazırladığı projeksiyona göre, 2050 itibariyle 35 milyondan fazla yeni kanser vakasının olacağını ve bunun 2022’ye kıyasla yüzde 77 artış anlamına geldiğini açıkladı.</p>

<p><img height="1280" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/4413c22d2db9b5b357a85c1d2e77f1bf.jpg" width="1255" /></p>

<p><strong>'2050 YILINDA KANSER VAKALARINDA YÜZDE 77 ARTIŞ OLACAK'</strong></p>

<p>DSÖ’ye bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), kanserin küresel yüküne ilişkin en son tahminleri yayınladı. 2022 yılında ülkelerde mevcut olan en iyi veri kaynaklarına dayanan IARC tahminleri, kanserin artan yükünü, yetersiz hizmet alan nüfus üzerindeki orantısız etkisini ve dünya çapında kanser eşitsizliklerinin acilen ele alınması ihtiyacını vurguladığı ifade edildi. Buna göre 2022'de tahminen 20 milyon yeni kanser vakası ve buna bağlı 9.7 milyon ölüm meydana geldi.</p>

<p><img height="466" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/02/e9bc2ad8889b8793ef90b76eba395d78.jpg" width="700" /></p>

<p><strong>AKCİĞER KANSERİ, EN SIK GÖRÜLEN VE EN ÇOK ÖLÜME NEDEN OLAN KANSER</strong></p>

<p>DSÖ, IARC’nin tahminlerine dayandırdığı açıklamasında “2.5 milyon yeni vakayla akciğer kanseri,&nbsp;toplam yeni vakaların yüzde 12.4'ünü oluşturmasıyla dünya çapında en sık görülen kanser oldu. Kadın&nbsp;meme kanseri ikinci sırada (2.3 milyon vaka, yüzde11.6), bunu kolorektal (kolon kanseri) kanser (1.9 milyon vaka, yüzde 9.6), prostat kanseri (1.5 milyon vaka, yüzde 7.3) ve mide kanseri (970 bin vaka, yüzde 4.9) takip ediyor” denildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DSÖ, yine akciğer kanserinin kanserden ölümlerin önde gelen nedeni olduğunu ve bunu kolorektal kanser, karaciğer kanseri, meme ve mide kanserinin takip ettiğini belirtti. Cinsiyete dayalı verilerde kadınlarda en çok görülen meme kanseri olurken, erkeklerde en çok görülen kanser türünün akciğer kanseri olduğu ifade edildi.</p>

<p><strong>İLERLEMEYE RAĞMEN DÜŞÜK GELİR, TEDAVİ SONUCUNU ETKİLİYOR</strong></p>

<p>IARC, 2050 yılında 35 milyondan fazla yeni kanser vakası olacağını öngörerek bunun 2022’ye kıyasla yüzde 77 bir artışı ifade ettiğini vurguladı. Uluslararası Kanser Kontrol Birliği başkanı Dr. Cary Adams’ın sözlerine yer verilen açıklamada “Kanserlerin erken teşhisi ve kanser hastalarının tedavi ve bakımında kaydedilen ilerlemelere rağmen, kanser tedavisi sonuçlarında yalnızca dünyanın yüksek ve düşük gelirli bölgeleri arasında değil, aynı zamanda ülkeler arasında da önemli eşitsizlikler mevcut” denildi. &nbsp;<br />
<br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dso-2050-yilinda-kanser-vakalarinda-yuzde-77-artis-olacak</guid>
      <pubDate>Thu, 01 Feb 2024 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/02/basliksiz-10-475.png" type="image/jpeg" length="73954"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Budapeşte Liv Duna Medical Center'da görkemli vip resepsiyon...]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/budapeste-liv-duna-medical-centerda-gorkemli-vip-resepsiyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/budapeste-liv-duna-medical-centerda-gorkemli-vip-resepsiyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Budapeşte’de hizmete giren Liv Duna Medical Center özel bir resepsiyon ile misafirlerini ağırladı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'nin lider özel hastane zinciri Liv Hospital Grubu tarafından devralınan ve grubun sekizinci hastanesi olarak kısa bir süre önce Budapeşte’de hizmete giren Liv Duna Medical Center özel bir resepsiyon ile misafirlerini ağırladı.&nbsp;</p>

<p><img height="853" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/01/1706597197-meri-istiroti.jpg" width="1280" /></p>

<p><strong>BUDAPEŞTE LIV DUNA MEDICAL CENTER’DA GÖRKEMLİ VIP RESEPSİYON</strong></p>

<p>Türkiye’den giden heyetle, bir araya gelen büyükelçi, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, iş ve sanat dünyasından önemli isimlerin katılımıyla gerçekleşen etkinlik Matild Palas Otel’de gerçekleştirildi.</p>

<p><img height="801" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/01/1706597195-meri-istiroti.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>MERİ İSTİROTİ</strong></p>

<p><strong>HASTA ODAKLI HİZMET ANLAYIŞI MACARİSTAN'IN BİLGİSİYLE BİRLEŞTİ</strong></p>

<p>Yenilenen Liv Duna Medical Center'ın vizyonu ve çalışmaları hakkında bilgi veren,&nbsp;<strong>Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti&nbsp;</strong>“Türkiye’nin hastane yönetimi, sağlık turizmi ve hasta odaklı hizmet anlayışı ile Macaristan’ın dünyaca ünlü tıp bilgisi, ileri sağlık teknoloji birleşerek üst düzeyde başarıyı getirecek” dedi. Kısa süre içinde Liv Duna Medical Center’ın, bölgenin lider özel sağlık kuruluşu olmasını hedeflediklerini vurgulayan Meri İstiroti “Üst düzey hasta güvenliği, tıpta bütünsel yaklaşım, kapsamlı bir hasta yolculuğunun yanı sıra sağlık profesyonelleri için de olağanüstü kariyer fırsatları sağlamaya çalışacağız” şeklinde&nbsp;konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="800" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2024/01/1706597198-meri-istiroti-1.jpeg" width="1118" /></p>

<p><strong>TÜRKİYE-MACARİSTAN ARASINDAKİ EKONOMİ İLİŞKİSİ MEMNUNİYET VERİCİ&nbsp;</strong></p>

<p>Etkinlikte konuşan Türkiye'nin Macaristan Büyükelçisi Gülşen Karanis Ekşioğlu, Liv Hospital'ın artık Macaristan'da olmasından gurur duyduğunu ve bunun, zaten yakın ve köklü olan Türkiye-Macaristan ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi açısından memnuniyet verici bir adım olduğunu söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/budapeste-liv-duna-medical-centerda-gorkemli-vip-resepsiyon</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/01/basliksiz-21-334.png" type="image/jpeg" length="55789"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TÜİK: "Sağlık harcamaları yüzde 71,5 arttı"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/tuik-saglik-harcamalari-yuzde-715-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/tuik-saglik-harcamalari-yuzde-715-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 yılına ilişkin sağlık harcama istatistiklerini açıkladı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK),&nbsp;2022'de toplam sağlık harcamalarının önceki yıla göre&nbsp;yüzde 71,5 artarak 606 milyar 835 milyon TL olduğunu açıkladı.</p>

<p>TÜİK, 2022 yılına ilişkin sağlık harcama istatistiklerini açıkladı. Buna göre; toplam sağlık harcaması 2022'de bir önceki yıla göre yüzde 71,5 artarak 606 milyar 835 milyon TL'ye yükseldi. Genel devlet sağlık harcaması yüzde 65,4 artarak 463 milyar 516 milyon TL'ye ulaştı. Özel sektör sağlık harcaması ise yüzde 94,4'lük artış oranıyla 143 milyar 319 milyon TL oldu.</p>

<p><img height="557" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2023/12/2156faf106b535f68e5d2703fc05a41c.jpg" width="1100" /></p>

<p><strong>YÜZDE 76,4'Ü GENEL DEVLET BÜTÇESİNDEN KARŞILANDI</strong></p>

<p>Genel devlet sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı 2022'de yüzde 76,4, özel sektör sağlık harcamasının oranı ise yüzde 23,6 olarak gerçekleşti. Harcamalarda Sosyal Güvenlik Kurumu yüzde 44,2, merkezi devlet yüzde 31,6, hanehalkları yüzde 18,5, sigorta şirketleri yüzde 2,7, hanehalklarına hizmet eden kar amacı gütmeyen kuruluşlarla diğer işletmeler yüzde 2,4, mahalli idareler yüzde 0,6'lık paya sahip.</p>

<p><strong>HARCAMANIN YÜZDE 50,3'Ü HASTANELERDE YAPILDI</strong></p>

<p>Sağlık hizmetleri ve ürünleri satın almak için başvurulan sağlık kurumları içerisinde en büyük payı 2022'de yüzde 50,3 ile hastaneler oluşturdu. Hastaneleri yüzde 21,7 ile perakende satış ve diğer tıbbi malzeme sunanlar ve yüzde 10,6 ile ayakta bakım sunanlar izledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişi başına sağlık harcaması 2021 yılında 4 bin 206 TL iken, 2022'de yüzde 69,8 artarak 7 bin 141 TL'ye yükseldi.&nbsp;Hanehalkları tarafından tedavi, ilaç ve benzeri amaçlı yapılan cepten sağlık harcaması 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 98,8 artarak 112 milyar 18 milyon TL'ye ulaştı. Hanehalkı cepten sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı 2022'de yüzde 18,5 olarak gerçekleşti. (DHA)<br />
&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/tuik-saglik-harcamalari-yuzde-715-artti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Dec 2023 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2023/12/basliksiz-4-445.png" type="image/jpeg" length="45965"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Dünya ciddi bir sınavdan geçiyor”]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-nevzat-tarhan-dunya-ciddi-bir-sinavdan-geciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-nevzat-tarhan-dunya-ciddi-bir-sinavdan-geciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dair değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Siyaset biliminde sivillere, kadınlara ve çocuklara uygulanan silahlı eylemlerin terör olarak kabul edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, herhangi bir örgüt terörü olması fark etmeksizin benzer durumların o bölgedeki insanların da psikolojisini hatta bütün dünyanın da psikolojisini etkilediğine dikkat çekti. &nbsp;</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dair değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, orantısız güçle bir savaşın yaşandığına dikkat çekerek, Üsküdar Üniversitesi’nde 300’e yakın Filistinli öğrenci ve bir de akademisyen olduğunu, onlardan birinin ‘Benim ailemden 21 kişi öldü’, bir diğerinin ‘Anneme telefon ediyorum, annem çok şükür hayattayım diyor’ dediğini anlattı.</p>

<p><strong>GAZZE'DEKİ OLAYLAR BÜTÜN DÜNYANIN PSİKOLOJİSİNİ ETKİLİYOR&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Siyaset biliminde sivillere, kadınlara ve çocuklara uygulanan silahlı eylemlerin terör olarak kabul edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</strong></p>

<p>“Bu nedenle devlet terörü veya herhangi bir örgüt terörü olması fark etmiyor. Bu o bölgedeki insanların da psikolojisini etkiliyor, bütün dünyanın da psikolojisini etkiliyor ve dünya ciddi bir sınavdan geçiyor. Filistin’deki zulmü protesto için Amerika’nın tarihinin en büyük yürüyüşlerinden birisi yapıldı. Bu aslında küresel vicdanın harekete geçmeye başladığını gösteriyor. Küresel vicdan harekete geçerse ancak kötülükler durur. Çünkü dış önlemlerden çok iç önlemler önemlidir. Bir insanın içindeki kötücül duyguları durduracak şey vicdani bekçileridir. Küresel vicdanda da aynı şekilde…”</p>

<p><strong>EN ÇOK İHTİYAÇ OLAN ŞEY KÜRESEL VİCDANIN HAREKETE GEÇMESİ</strong></p>

<p>İslam dünyasının vicdanının da harekete geçmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, ‘Kötülüğe hayır’ diyebilmenin ancak ahlaki normlarla olduğunu, menfaatin norm olduğu kapital sistemde, çıkarın ölçü olduğu şuandaki dünya düzeninde, en çok ihtiyaç olan şeyin küresel vicdanın harekete geçmesi olduğunu söyledi.</p>

<p>Filistin’de mücadele eden Kassam Tugaylarının yüzde 80’inin yetim çocuklardan oluştuğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Terörle öldürülen insanlar, böyle zulme uğrayan insanlar silahı tek çare gören anlayış geliştirebiliyorlar.” dedi.</p>

<p>Paranoid düşünceli insanların potansiyel düşman ürettiklerini ve o kişilerin kendi ego tatminleri yapabilmek için hep düşmana ihtiyaç duyduklarını belirten Tarhan, “O bölgedeki insanlarda ciddi bir şekilde soğukkanlılık görüyoruz, ciddi bir şekilde direnç görüyoruz. Sanki şahadet arzusunun kabullenişini görüyoruz, onları ayakta tutuyor. Onları korkutup, sindirebileceğini düşünen insanlar hayal kırıklığı yaşıyorlar. Zafer ne zaman kazanılır? Karşı taraf yenilgiyi kabul ettiği zaman kazanılır ama şu anda karşı taraf yani Filistinli insanlar yenilgiyi kabul etmiyor. Demek ki zafer kazanamayacak korkuyla mücadele edenler…” diye konuştu.</p>

<p><strong>ARAP DÜNYASININ ŞU ANDA BİR GANDİ ÇIKARMASINA İHTİYACI VAR&nbsp;</strong></p>

<p>Gandi’nin yaptığı Sivil İtaatsizlikle 200 sene süren İngiltere İmparatorluğu’nun Hindistan’daki hakimiyetine son verdiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Arap dünyasının şu anda bir Gandi çıkarmasına ihtiyacı var. Savaşa karşı savaşla, silaha karşı silahla hakikatler anlatılamıyor ve artık sonuç almak da zorlaştı hatta imkansızlaştı.” diye konuştu.</p>

<p>Dünyanın bu derece barışı arzuladığı bir dönemde barışçıl çözüm taraftarı olabilmenin, diplomatik yolları harekete geçirmenin önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, sağlam fikirleri olan bir insanın şiddete ihtiyacı olmadığını, sabredenlerin zafere ulaşabildiğini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SAVAŞLAR ÇOCUĞA SAVAŞ OYUNLARINDAN ZEVK ALMA DUYGUSUNU SORGULATMA FIRSATI&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Tarhan, çocukların bilgisayarda savaş oyunları oynayıp insanları öldürdüklerini ifade ederek, şöyle devam etti:</strong></p>

<p>“Burada şiddeti öğreniyorlar, orada da gerçek şiddet var. İşte çocuklarımıza şiddetin ne kadar kötü olduğunu anlatmak için bu bir fırsat! Oradaki insanı rahatsız eden görüntüleri, kolu bacağı kanlar içerisindeki insan ve çocuk görüntülerini abartılı olmayacak şekilde çocuklara gösterildiği zaman ‘bak savaş böyle bir şeydir, bu çocuğun da annesi babası var, öksüz kaldılar, zayıf kaldılar, yetim kaldılar, çaresiz kaldılar, korumasız kaldılar. Demek ki savaş iyi bir şey değil, sen oyunlarda bunu oynuyorsun ama gerçek budur.’ denmeli. Bu çocuğun savaş oyunlarından zevk alma duygusunu sorgulama fırsatıdır.”</p>

<p><strong>BU ÇAĞIN KÜRESEL DİNİ İNSAN HAKLARI&nbsp;</strong></p>

<p>Kötülüğün dünyada yayılmasının en önemli sebeplerinden birinin kötülüğe karşı sessiz kalmak olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, Aliya İzzetbegoviç’in ‘Aklımızda kalan düşmanların bize yaptıkları değil, dostlarımızın sessizliğiydi’ sözünü hatırlattı.</p>

<p>“Bu çağın küresel dini insan haklarıdır, çocuk haklarıdır, kadın haklarıdır. Bütün bu hakların zarar gördüğünü görüyoruz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, insan haklarını yücelten bir çağda, insan hakları konusundaki çifte standardın ciddi bir şekilde batı medeniyetinin çürüdüğünü, ikiyüzlülüğünü ve aslında sömürgeci zihniyetin devam ettiğini gösterdiğini anlattı.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, “Doğuştan, insanlığın tarihinden, Hz. Adem’in yaradılışından itibaren iyi kötü mücadelesi hep devam etmiştir ve kıyamete kadar edecektir. Biz iyilerden mi yoksa kötülerden mi olacağız? Buna karar vermek durumundayız. Bu kendi şahsımız için de geçerlidir. Şunu da örnek vermek istiyorum; İstiklal Savaş’ında Türkiye de benzer zor durumlar yaşadı. İngilizler ’in desteğindeki Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkış yaptı. O zaman Anadolu’daki manevi rehberlerin yaptığı sivil itaatsizlik var, sivil direniş yaptılar.” diye konuştu.</p>

<p><strong>AMAN İZLETMEYİN DEMEK ÇOCUKLARIN İYİYİ VE KÖTÜYÜ AYIRT ETMESİNE ENGEL OLUR&nbsp;</strong></p>

<p>Çocukların kısmen hayatın gerçeklerini görmelerinde fayda olduğunu, uzun uzun seyrettirmeden, abartmadan ama böyle bir gerçek var diyerek çocuğa dünyada yaşananların gösterilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Çocuklarınıza aman göstermeyin, aman uzaklaştırın demek böyle bir durumda çocukların iyiyi ve kötüyü ayırt etmesine engel olur. Bencil çocuklar ortaya çıkarır, sadece kendi çıkarını düşünen kişiler üretmiş oluruz.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Her savaşta sivillerin öldüğünü ama bunun yüzde 10-20 civarında olduğunu, Gazze’de ise yüzde 50-60’’ın üzerinde sivil ölümü olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, sivillerin ve çocukların ölümüyle, hastanelerin, okulların, Birleşmiş Milletlere ait mülteci kamplarının bombalanmasında kasıt unsuru olduğunu, bu nedenle bunun insanlığın küresel vicdanını etkilediğini söyledi.</p>

<p><strong>ZOR ZAMANLAR GÜÇLÜ İNSANLARI ORTAYA ÇIKARIYOR</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</strong></p>

<p>“Bu olayın tehdit boyutunun dışında kader boyutuyla baktığımızda bir de fırsat boyutu var. Orada insanların iyi ile kötüyü ayırt edebilmesine sebep olabilecektir. Bu şuna benziyor; nasıl bir topraktan maden çıktığında o madeni siyanüre sokarsınız, ateşe sokarsınız., kimyasal muameleden geçirirsiniz ve içindeki pırlantalar, altınlar çıkar ama çürükler de çıkar. Bu iyinin doğrunun güzellerin ortaya çıkmasına sebep olacak.</p>

<p>İnsanlık tarihine baktığımız zaman zor zamanlar güçlü insanları ortaya çıkarıyor, güçlü insanlar olduğu zaman da zayıf insanlar ortaya çıkmaya başlıyor. Zayıf insanlar çoğaldığı zaman tekrar güçlü insanlar çıkıyor. Bu yüzden böyle zamanlarda güçlü insanların ortaya çıkması şeklinde herkes bir pozisyon alırsa insanlık bence kötüye değil daha da iyiye gider. Kesinlikle ümitsiz olmak doğru değil. Evrendeki sistem, yaradılış sisteminin kurallarında iyi ve kötü mücadelesi hep vardır. Biz kendi pozisyonumuza, tutumuza bakalım. Doğru hedefler belirleyelim diyeceğim.”&nbsp;Doi numarası:&nbsp;<a data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://doi.org/10.32739/uha.id.42851&amp;source=gmail&amp;ust=1700053178675000&amp;usg=AOvVaw3woM1H3l2sF1kfnIuvBOs6" href="https://doi.org/10.32739/uha.id.42851" rel="nofollow" target="_blank">https://doi.org/10.32739/uha.<wbr />id.42851</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-nevzat-tarhan-dunya-ciddi-bir-sinavdan-geciyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Nov 2023 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2023/11/basliksiz-11-405.png" type="image/jpeg" length="67121"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Timur Erk: "Organ bağışıyla ilgili Diyanet'in halkı yönlendirmesi lazım"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/timur-erk-organ-bagisiyla-ilgili-diyanetin-halki-yonlendirmesi-lazim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/timur-erk-organ-bagisiyla-ilgili-diyanetin-halki-yonlendirmesi-lazim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, beyin ölümü sonrası yapılan organ bağışının yüzde 22'lerden yüzde 15'lere kadar düştüğünü söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, beyin ölümü sonrası yapılan organ bağışının yüzde 22'lerden yüzde 15'lere kadar düştüğünü söyledi. Erk,&nbsp;"Organ bağışıyla ilgili Diyanet İşleri'nin devamlı fetva vererek ve cuma hutbelerinde konuyu işleyerek halkı bilinçlendirmesi ve yönlendirmesi lazım" dedi.</p>

<p><strong>Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, Organ Bağışı Haftası nedeniyle Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Diyaliz Merkezi'nde diyalize giren hastaları ziyaret etti. Ziyaretin ardından organ bağışı ile ilgili değerlendirmede&nbsp;bulunan Erk, organ nakli sayısının pandemi nedeniyle azaldığını, ilk hedeflerinin bu sayıyı eski düzeye getirmek olduğunu belirtti. Pandemiden sonra düşen organ bağışının arttığını&nbsp;ancak mevcut rakamların tatmin edici olmadığını ifade eden Timur Erk, şunları söyledi:</strong></p>

<p>"Türkiye'de şu anda 23 bin vatandaşımız böbrek nakli için sırada bekliyor. Böbrek nakli için sırada bekleyen 23 bin vatandaşa karşın şu andaki rakamlara göre yıllık&nbsp;3 bin 500 böbrek nakli yapılıyor. Pandemi döneminde organ bağışında artış yaşanmıştı ama daha sonra düştü. Şimdi toparlanıyor ama hala eski rakamlara ulaşmış değiliz. Ne yazık ki beyin ölümü sonrası aile onayı gerekli malum. Bunun için de eskiden yüzde 22 civarında onay verilirken şimdi bu rakam yüzde 15'lere düşmüş durumda. İvedilikle yine bunu yüzde 20'lere, 25'lere taşımamız lazım, bu ciddi sıkıntı. Onun için organ bağışıyla ilgili Diyanet İşleri devamlı bu konuda fetva vererek ve cuma hutbelerinde bu konuyu işleyerek halkı bilinçlendirmesi ve yönlendirmesi lazım. Gelişmiş ülkelerde kültür oranı arttıkça organ bağışı sayısı artmakta. Burada da en fazla Antalya, Aydın, Muğla, İzmir bölgesinde daha çok organ bağışı yapılıyor."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="868" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2023/11/1a4027af1485a30c476a87dcb18a0f0b.jpg" width="1300" /></p>

<p><strong>'BEYİN ÖLÜMÜ İLE BİTKİSEL HAYAT BİRBİRİNE KARIŞTIRILIYOR'</strong></p>

<p><strong>Türklerin, yardımsever insanlar olduğunu ancak organ bağışı konusunda cimri davrandığını ifade eden Timur Erk, şöyle devam etti:</strong></p>

<p>"Bizim bu kendi güzel yeteneklerimizi, bu konudaki inançlarımızı ve bilinçlenmemizi sağlamamız lazım. Burada bir güven ortamız söz konusu, bitkisel hayat ile beyin ölümü ne yazık ki birbirine karıştırılıyor. 'Acaba doktorlar gereğinden erken mi müdahale etti?' diye bir şüphe var. Beyin ölümü bilimsel bir tespittir ve 4 tane tespit aracı vardır ve bu tartışılamaz. Dolayısıyla vatandaşlarımıza şunu söylemek istiyorum; tartışmayalım, beyin ölümü kesindir geri dönüşüm yoktur, bitkisel hayatta geri dönüş vardır, birbirine karıştırılmamalı. Dolayısıyla eğer kişi, eğer sağlığında organlarını bağışlamışsa bunu bir vasiyet olarak kabul etmeli ve gerekli onaylar verilmelidir. Avrupa ve gelişmiş batı ülkelerinde organ bağışçısı sayısı oransal olarak daha fazla. Ama emin olun ki diyaliz hizmetlerinde ve börek nakli konusunda biz Avrupa'nın ilk 3'üne giriyoruz."</p>

<p><strong>11 YIL SONRA YENİDEN DİYALİZE GİRMEYE BAŞLADI</strong></p>

<p>Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk'in ziyaret ettiği hastalardan Gülizar Kelçik (36), diyalizle 2002 yılında 15 yaşındayken tanıştığını söyledi. 2010 yılında annesi Meliha Terlik'in böbreğini aldığını belirten Kelçik, "8 yıl diyalize girdim, sonra annemden nakil oldum. Daha sonra evlendim ve bir kızım oldu ama hamilelikte değerlerim yükselince 11 yıl sonra vücudum böbreği kabullenmedi ve 2021'de tekrar diyalize girmeye başladım. 2 yıldır diyalize giriyorum ve rahat hissediyorum kendimi. Organ nakli çok iyi, diyalizden daha iyi oluyoruz. Umarım Allah'ım tekrarını nasip eder. Herkes organlarını bağışlasın çünkü bir can kurtuluyor" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/timur-erk-organ-bagisiyla-ilgili-diyanetin-halki-yonlendirmesi-lazim</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Nov 2023 15:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2023/11/basliksiz-5-426.png" type="image/jpeg" length="22120"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
