<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>HABERCHANNEL.COM - Güncel Haberler - Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.haberchannel.com</link>
    <description>HABERCHANNEL.COM - Güncel Haberler - Son Dakika Haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberchannel.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 21 Jun 2026 18:09:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[“Bir Günde Kalıcı Diş” yaklaşımı Sağlık Turizminde dikkat çekiyor]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/bir-gunde-kalici-dis-yaklasimi-saglik-turizminde-dikkat-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/bir-gunde-kalici-dis-yaklasimi-saglik-turizminde-dikkat-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KTM Kartal Tıp Merkezi, ileri implant teknolojileriyle kısa sürede sabit diş uygulamalarına yönelik çözümleriyle özellikle Avrupa’dan gelen hastaların ilgisini çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>KTM Kartal Tıp Merkezi, ileri implant teknolojileriyle kısa sürede sabit diş uygulamalarına yönelik çözümleriyle özellikle Avrupa’dan gelen hastaların ilgisini çekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KTM Kartal Tıp Merkezi, son dönemde sağlık turizmi alanında öne çıkan uygulamalarıyla dikkat çekiyor. Özellikle Avrupa’da yaşayan Türkler başta olmak üzere yurt dışından gelen hastalar, uzun süren klasik implant tedavilerine alternatif olarak geliştirilen “bir günde implant ve sabit diş” yaklaşımına yoğun ilgi gösteriyor.</p>

<p>Gelişen dijital diş hekimliği teknolojileri, üç boyutlu planlama sistemleri ve yeni nesil implant uygulamaları sayesinde; geçmişte uzun tedavi süreçleri gerektiren birçok vaka artık daha kısa sürede planlanabiliyor. Sağlık Merkezinde uygun hastalarda gerçekleştirilen uygulamalarla, detaylı değerlendirme süreçlerinin ardından aynı gün içerisinde implant operasyonu ve sabit diş uygulamaları yapılabiliyor.</p>

<p>KTM Kartal Tıp Merkezi diş uzmanları, özellikle yurt dışından gelen hastaların tedavi sürecinde zaman yönetimine önem verdiğini belirterek, kısa süreli seyahatlerde tamamlanabilen planlamaların son yıllarda daha fazla talep gördüğünü ifade ediyor.</p>

<p><img height="378" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/06/1781596960-kartal-t-p-merkezi-di-klini-i.png" width="650" /></p>

<p>Merkezde tedavi öncesinde yalnızca ağız ve diş yapısı değil, hastanın genel sağlık durumu da detaylı şekilde değerlendiriliyor. Check-up süreçleri, görüntüleme sistemleri, 3D ağız içi taramalar ve uzman hekim değerlendirmeleriyle kişiye özel bir tedavi planı oluşturuluyor. Uzmanlar, özellikle implantın kemiğe ilk tutunma gücünün yüksek olmasının, aynı gün sabit diş planlamalarında önemli rol oynadığına dikkat çekiyor.</p>

<p>KTM Kartal Tıp Merkezi’nde kullanılan dijital planlama sistemleri sayesinde hastaların operasyon öncesinde yeni gülüş tasarımları üç boyutlu olarak analiz edilebiliyor. Bu yaklaşımın hem estetik hem de fonksiyonel açıdan daha öngörülebilir sonuçlar sunduğu belirtiliyor.</p>

<p>Merkez; Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinden hasta ağırlarken, şehir dışından gelen hastalar için de konaklama destekli süreç yönetimi sağlıyor. Böylece tedavi sürecinin daha kontrollü ve konforlu ilerlemesi hedefleniyor.</p>

<p><img height="450" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/06/1781596960-what-is-complete-mouth-dental-implant-treatment.png" width="600" /></p>

<p>Uzmanlara göre günümüzde sağlık turizminde hastaların beklentileri yalnızca ekonomik avantajlarla sınırlı değil. Güvenli sağlık altyapısı, uzman doktor kadrosu, dijital teknoloji kullanımı ve hasta deneyimi gibi kriterler de tercih süreçlerinde belirleyici rol oynuyor. KTM Kartal Tıp Merkezi sunduğu kapsamlı yaklaşım ile İstanbul’da bu alanda öne çıkan merkezlerden biri olarak gösteriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/bir-gunde-kalici-dis-yaklasimi-saglik-turizminde-dikkat-cekiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/06/basliksiz-19-500.png" type="image/jpeg" length="51487"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmplant tedavisinde aynı gün yeni diş mümkün]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş kayıpları yalnızca estetik açıdan değil, ağız ve çene yapısının sağlıklı işleyişi açısından da önemli sorunlara yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">Diş kayıpları yalnızca estetik açıdan değil, ağız ve çene yapısının sağlıklı işleyişi açısından da önemli sorunlara yol açabiliyor. Günümüzde eksik dişlerin tedavisinde en güvenilir ve etkili yöntemlerin başında diş implantlarının geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Kaybedilen diş kökünün yerine çene kemiğine yerleştirilen titanyum vidalar olarak tanımlanan diş implantları, gelişen teknoloji ve yüksek başarı oranları sayesinde artık rutin ve güvenilir tedaviler arasında yer alıyor” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:center">İmplant tedavisinde dikkat çeken gelişmelerden birinin de bazı hastalarda aynı gün yeni diş uygulanabilmesi olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Yerleştirilen implantın çene kemiğine ilk anda yeterli sağlamlıkla tutunduğu durumlarda bu yöntem güvenle tercih edilebiliyor. Her hasta için uygun olmasa da gerekli şartların sağlandığı vakalarda, kişiler tedavinin ardından yeni dişleriyle klinikten ayrılarak günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına kısa sürede dönebiliyor” dedi.</p>

<p style="text-align:center"><strong>DİJİTAL PLANLAMA OPERASYON SÜRESİNİ KISALTIYOR, BAŞARIYI ARTIRIYOR</strong></p>

<p style="text-align:center">Dijital planlama ve üç boyutlu (3D) ileri görüntüleme yöntemlerinin, hastaların çene ve kemik yapısının ayrıntılı değerlendirilmesini mümkün kıldığını dile getiren Tekkeli, “Böylece implantın kemiğe hangi açıyla ve ne kadar derinlikte yerleştirileceği, cerrahi başlamadan bilgisayar ortamında planlanabiliyor. Rehberli cerrahi sayesinde uygun hastalarda geniş kesi ve dikiş ihtiyacı olmadan uygulama yapılabiliyor. Bu yöntem operasyon süresini kısaltırken iyileşme konforunu da artırıyor. Ancak bu teknik her hasta için standart bir seçenek olmadığından, kişinin genel sağlık durumu, çene kemiğinin yapısı ve ihtiyaçları doğrultusunda uygunluk olup olmadığı kontrol ediliyor” dedi.</p>

<p style="text-align:center"><strong>KEMİK YETERSİZLİĞİ GÜNÜMÜZDE İMPLANT İÇİN ENGEL OLUŞTURMUYOR</strong></p>

<p style="text-align:center">Geçmişte çene kemiğinde ciddi hacim kaybı bulunan hastalar için implant tedavisinin sınırlı kaldığını vurgulayan Tekkeli, “Günümüzde gelişen cerrahi yaklaşımlar sayesinde bu durum büyük ölçüde aşılabiliyor. Kemik miktarının yeterli olmadığı vakalarda, implant öncesinde veya implant uygulaması sırasında kemik grefti (kemik tozu) ve membran gibi destekleyici yöntemlerden yararlanılabiliyor. Bu uygulamalarla kemik dokusunun güçlendirilmesi hedeflenirken, implant tedavisinin sağlam ve uzun ömürlü sonuçlar vermesi için uygun altyapı oluşturulabiliyor” bilgilerini verdi.</p>

<p style="text-align:center"><img height="316" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/06/1781511795-a-s-m-arzu-tekkeli-gorseli.png" width="650" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><strong>DİYABET, TEDAVİYİ SEKTE UĞRATAN FAKTÖRLER ARASINDA</strong></p>

<p style="text-align:center">İmplant tedavisinde başarısızlığın çoğu zaman implantın vücut tarafından reddedilmesinden değil, implantın kemikle sağlıklı şekilde bütünleşmesini engelleyen çeşitli risk faktörlerinden kaynaklandığını dile getiren Tekkeli, “Biyouyumlu bir materyal olan titanyumun vücut tarafından kabul edilmemesi genellikle beklenmez. Ancak; kontrolsüz diyabet, bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar, kanser tedavileri, ileri derecede diş sıkma alışkanlığı, yetersiz ağız hijyeni ve ciddi kemik kayıpları tedavinin başarısını olumsuz etkileyebilir. Bu tür risklerin bulunmadığı hastalarda ise yeni nesil implant sistemleriyle oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor” dedi.</p>

<p style="text-align:center"><strong>İMPLANTIN ÖMRÜNÜ TEDAVİ SONRASI BAKIM BELİRLİYOR</strong></p>

<p style="text-align:center">Gelişen cerrahi teknikler sayesinde implant tedavisi sonrasında görülen ağrı, şişlik ve morluk gibi şikayetlerin önemli ölçüde azaldığının altını çizen Tekkeli, “Ancak tedavinin uzun vadeli başarısında cerrahi kadar tedavi sonrası bakım da kritik rol oynuyor. Hekimin önerdiği ilaçların düzenli kullanılması, ağız hijyenine özen gösterilmesi ve rutin diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması implantların sağlıklı şekilde kullanılmasına katkı sağlıyor. Bunun yanında sigaradan uzak durulması, sistemik hastalıkların kontrol altında tutulması ve çene kapanışının doğru planlanması da implantların ömrünü etkileyen kritik faktörler arasında” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 16:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/06/basliksiz-29-177.png" type="image/jpeg" length="18460"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KKTC'den Ebola virüsüne karşı yeni tedbirler]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/kktcden-ebola-virusune-karsi-yeni-tedbirler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/kktcden-ebola-virusune-karsi-yeni-tedbirler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi, Ebola virüsüne ilişkin tanı ve tedavi süreçlerine yönelik alınan kararları duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi, Ebola virüsüne ilişkin tanı ve tedavi süreçlerine yönelik alınan kararları duyurdu.</p>

<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi, Ebola virüsüne ilişkin açıklama yaparak, hastalığın tanı ve tedavi süreçlerine yönelik alınan kararları bildirdi. Komitenin açıklamasında, Ebola’nın nadir ancak hayatı tehdit edebilen bulaşıcı bir viral enfeksiyon olduğu vurgulanarak, enfekte hayvanlardan ve insan vücut sıvılarından bulaşabildiği kaydedildi. Açıklamada, hastalığın belirtileri arasında ateş, üşüme, titreme, baş ile kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal ve döküntünün yer aldığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlerleyen evrelerde ise mukozal kanamalar, septik şok ve çoklu organ yetmezliği gelişebileceği, hastalığın ölümle sonuçlanabileceği belirtildi. Komite, Ebola virüsünün tanısının konulabilmesi amacıyla alınan örneklerin, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Ulusal Halk Sağlığı Referans Laboratuvarı’na gönderilmesine karar verildiğini bildirdi.</p>

<p>KKTC Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi, uluslararası sağlık kuruluşlarının konuya ilişkin açıklama ve kararlarını yakından takip etmeyi sürdürdüğünü vurgulayarak, ek tedbirlerin alınmasını gerektirecek bir durum ortaya çıkması halinde kamuoyunun bilgilendirileceğini kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/kktcden-ebola-virusune-karsi-yeni-tedbirler</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/06/basliksiz-2-798.png" type="image/jpeg" length="46606"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ / Tedros Ghebreyesus: "Ebola salgınının bölgesel riski yüksek, küresel riski düşük"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ghebreyesus-ebola-salgininin-bolgesel-riski-yuksek-kuresel-riski-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ghebreyesus-ebola-salgininin-bolgesel-riski-yuksek-kuresel-riski-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Bundibugyo virüsü kaynaklı Ebola salgınıyla ilgili basın toplantısı düzenleyerek son gelişmeleri değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Uganda'da yayılan Ebola salgınına ilişkin yaptığı açıklamada, “Salgının ulusal ve bölgesel düzeyde yüksek, küresel düzeyde ise düşük risk taşıdığını değerlendiriyoruz” dedi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Bundibugyo virüsü kaynaklı Ebola salgınıyla ilgili basın toplantısı düzenleyerek son gelişmeleri değerlendirdi. Acil durum ilan ettiklerini hatırlatan Ghebreyesus, “Bu, bir Genel Direktörün Acil Durum Komitesi'ni toplamadan önce acil durum ilan ettiği ilk seferdir. Komite dün toplandı ve durumun uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu olduğu, ancak bir pandemik acil durum olmadığı konusunda hemfikir oldu. Salgının ulusal ve bölgesel düzeyde yüksek, küresel düzeyde ise düşük risk taşıdığını değerlendiriyoruz” ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Salgının ulaştığı boyutlara ilişkin verileri paylaşan Ghebreyesus, “Şu ana kadar Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde 51 vaka doğrulandı, ancak salgının boyutunun çok daha büyük olduğunu biliyoruz. Uganda'da, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nden seyahat eden iki kişide vaka doğrulandı ve biri hayatını kaybetti. Ayrıca Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde çalışan bir ABD vatandaşı da pozitif çıktı ve Almanya'ya sevk edildi” şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="493342 145965 Dsö Genel Diröktörü Dha 2024" class="detail-photo img-fluid" height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2025/01/493342-145965-dso-genel-diroktoru-dha-2024.jpg" width="700" /></p>

<p><strong>Virüsün yayılma potansiyelinin ciddi endişe yarattığını vurgulayan Ghebreyesus, sürece dair riskleri şu sözlerle sıraladı:</strong></p>

<p>“Doğrulanmış vakaların ötesinde yaklaşık 600 şüpheli vaka ve 139 şüpheli ölüm bulunuyor. Salgın kentsel alanlara yayıldı ve sağlık çalışanları arasında ölümler rapor edildi. İturi eyaletinde çatışmalar önemli ölçüde arttı ve 100 binden fazla insan yerinden edildi. Bu salgına onaylanmış hiçbir aşısı veya tedavisi bulunmayan Bundibugyo virüsü neden oluyor.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge ülkelerinin attığı adımlara değinen ve maddi destekleri artırdıklarını aktaran Ghebreyesus, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:</p>

<p>“Ebola salgını riski nedeniyle 2 milyon kişinin katılabileceği Şehitler Günü kutlamalarını erteleyen Uganda hükümetine ve Devlet Başkanı Yoweri Museveni'ye teşekkür ediyorum. Sahadaki ekiplerimizle ulusal makamları destekliyoruz. Müdahalemizi güçlendirmek için Acil Durum Fonu'ndan 3,4 milyon dolar ek fonu onaylayarak toplam kaynağı 3,9 milyon dolara çıkardık. Aşı ve tedavinin yokluğunda, virüsün yayılmasını durdurmak ve hayat kurtarmak için ülkelerin alabileceği pek çok önlem bulunuyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ghebreyesus-ebola-salgininin-bolgesel-riski-yuksek-kuresel-riski-dusuk</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-15-622.png" type="image/jpeg" length="73947"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: "Hantavirüsün küresel nüfus için riski hala düşük"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Hollanda bandıralı bir gemide görülen hantavirüsün küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) yetkilileriyle ülkenin kuzeydoğusundaki Ituri eyaletinde ortaya çıkan yeni Ebola salgını hakkında görüştüklerini kaydeden Ghebreyesus, şu ana kadar 13 Ebola vakasının doğrulandığını söyledi.</p>

<p><img alt="493342 145965 Dsö Genel Diröktörü Dha 2024" class="detail-photo img-fluid" height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2025/01/493342-145965-dso-genel-diroktoru-dha-2024.jpg" width="700" /></p>

<p>Hanbatvirüs vakalarıyla ilgili açıklama yapan Ghebreyesus, Hollanda bandıralı ‘MV Hondius’ gemisinin yolcularına ve mürettebatına gösterdikleri dayanışma için Kanarya Adaları'nın Tenerife kentinin halkına teşekkürlerini yineledi. Ghebreyesus, bu krizi yönetmek için yaklaşık 30 hükümet ve diğer paydaşlarla birlikte çalıştıklarını kaydederek, “Geminin yolcularının Tenerife'den transfer operasyonunun başarıyla tamamlandığını ve 120'den fazla kişinin şu anda kendi ülkelerinde bakıma alındığını veya nihai varış noktalarına giderken ev sahibi ülkelerde karantinaya alındığını bildirmekten memnuniyet duyuyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Geminin kaptanı Jan Dobrogowski ve 26 mürettebatın ‘MV Hondius'ta yolculuğa devam ettiğini hatırlatan Ghebreyesus, geminin 18 Mayıs'ta Hollanda'ya varmasının beklendiğini dile getirdi. Ghebreyesus, “DSÖ, bu olayın küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu tekrarlıyor ve gerektiğinde güncellemeler yayınlamaya devam edeceğiz. Bugün itibarıyla DSÖ'ye 3 ölüm dahil toplam 10 vaka bildirildi” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-5-754.png" type="image/jpeg" length="76910"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ / Tedros: "Ülkeler yeni hantavirüs vakalarına karşı hazırlıklı olmalı"]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ulkeler-yeni-hantavirus-vakalarina-karsi-hazirlikli-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ulkeler-yeni-hantavirus-vakalarina-karsi-hazirlikli-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, İspanya’nın başkenti Madrid'de düzenlenen basın toplantısında konuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, hantavirüs salgınıyla ilgili uyarılarda bulundu.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, İspanya’nın başkenti Madrid'de düzenlenen basın toplantısında konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="493342 145965 Dsö Genel Diröktörü Dha 2024" class="detail-photo img-fluid" height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2025/01/493342-145965-dso-genel-diroktoru-dha-2024.jpg" width="700" /></p>

<p>Ghebreyesus, İspanya'ya zor durumdaki gemiyi kabul ederek gösterdiği ‘dayanışma’ için teşekkür etti. Mevcut durumun daha büyük bir salgın işareti taşımadığını kaydeden Ghebreyesus, “Ancak kuluçka süresinin uzunluğu göz önüne alındığında, önümüzdeki haftalarda yeni vakalar görmemiz muhtemel” ifadelerine yer verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dso-tedros-ulkeler-yeni-hantavirus-vakalarina-karsi-hazirlikli-olmali</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-5-750.png" type="image/jpeg" length="36463"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu: 'Hantavirüsün insandan insana yayılım riski düşük']]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-meral-sonmezoglu-hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-meral-sonmezoglu-hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Hantavirüsün bulaşma dinamikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi oluşturma riski düşük" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Hantavirüsün bulaşma dinamikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi oluşturma riski düşük. Virüsün esas olarak kemirgenler aracılığıyla bulaşması ve insandan insana yayılımın son derece sınırlı olması nedeniyle pandemi beklemiyoruz" dedi.</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hantavirüsler, kemirgenler ve bazı böcekçil hayvanlar aracılığıyla taşınan, zarflı RNA yapısına sahip virüslerdir. Bunyaviridae ailesi içerisinde yer alan bu virüs grubu, farklı türleriyle insanlarda çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bugüne kadar en az 40 hantavirüs türü tanımlanmış olup bunların en az 22'sinin insanlarda hastalık yapabildiği biliniyor. Her hantavirüs tipi genellikle belirli bir kemirici türü ile ilişkilidir ve virüs doğada bu hayvanlar arasında dolaşımını sürdürür” şeklinde konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu, "Virüs adını, ilk kez izole edildiği Hantaan Nehri'nden alıyor. 1978 yılında Ho Wang Lee tarafından Kore'de bu nehir çevresinde yaşayan bir kemiriciden izole edilerek bilim dünyasına kazandırılmıştır. Bu keşif, hastalığın nedeninin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Hantavirüs yeni bir virüs değil. Hastalık ilk olarak Kore Savaşı sırasında dikkat çekiyor. O dönemde Amerikan askerleri arasında yüksek ateş, şiddetli kanamalar ve böbrek yetmezliği ile seyreden vakalar görülüyor ve hastalık 'Kore Kanamalı Ateşi' olarak adlandırılıyor. Amerikan ordusu 1951-1952 yılları arasında 3500'den fazla vaka ve yaklaşık 400 ölüm kaydetmiş. Savaş sonrası asker hareketliliği ve lojistik faaliyetler nedeniyle hastalığın belirtileri dünyanın farklı bölgelerinde de görülmeye başlanmış" dedi.</p>

<p><strong>‘BÖBREK YETMEZLİĞİ GÖRÜLEBİLİR’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu,"Hantavirüsler, coğrafi dağılımına ve virüs tipine bağlı olarak iki ana klinik tabloya neden olur; Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu (HCPS). Daha çok Amerika kıtasında görülür. Akciğer tutulumu ön plandadır. Hastalık ani başlangıçlı olup hızla ağırlaşabilir. Öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi ve dolaşım yetmezliği gelişebilir. Bu formun ölüm oranı oldukça yüksektir. Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) ise Avrupa ve Asya'da yaygındır. Böbrek tutulumu ile karakterizedir. Hastalarda düşük tansiyon, kanama eğilimi ve böbrek yetmezliği görülebilir. Türkiye'de bildirilen vakalar genellikle bu klinik tablo ile uyumludur" diye konuştu.</p>

<p><img height="515" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/05/1778575294-meral-so-nmezog-lu-2026.png" width="600" /></p>

<p><strong>‘ÇİFTÇİLİK VE ORMANCILIK GİBİ FAALİYETLER BULAŞ RİSKİNİ ARTIRIR’</strong></p>

<p>Hantavirüslerin çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaştığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile çevreye yayılan virüs, kuruyarak havaya karışabilir ve solunum yoluyla insanlara geçebilir. Kontamine partiküllerin solunması, kemirgen atıklarıyla temas, nadiren kemirgen ısırıkları ile bulaşabilir. Kapalı ve yetersiz havalandırılan alanların temizlenmesi, kemirgen istilasına uğramış ortamlarda bulunmak, çiftçilik ve ormancılık gibi faaliyetler bulaş riskini artırır. Genel olarak hantavirüsler insanlar arasında bulaşmaz. Ancak Amerika kıtasında görülen Andes virüsü için nadir de olsa insandan insana bulaş bildirilmiştir. Bu bulaşın genellikle aynı evde yaşayan kişiler veya yakın temaslılar arasında, uzun süreli temas sonucu gerçekleştiği belirtilmektedir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'BELİRTİLER 1 İLA 8 HAFTA İÇİNDE ORTAYA ÇIKAR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Belirtiler genellikle virüse maruz kalındıktan sonra 1 ila 8 hafta içinde ortaya çıkar. Erken dönem belirtileri; ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma. İleri dönem belirtileri; HCPS'de: öksürük, nefes darlığı, akciğer ödemi. HFRS'de: düşük tansiyon, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği. Hastalık bazı hastalarda hızla ağırlaşarak hayati risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonunun erken tanısı, belirtilerin diğer birçok hastalıkla benzerlik göstermesi nedeniyle zor olabilir. Bu nedenle hastanın öyküsü büyük önem taşır. Özellikle kemirgen teması, mesleki riskler ve seyahat geçmişi sorgulanmalıdır. Tanı yöntemleri olarak serolojik testler (IgM ve IgG antikorlarının tespiti), PCR ile viral RNA'nın gösterilmesi kullanılır. Laboratuvar çalışmaları yüksek biyogüvenlik önlemleri gerektirir" dedi.</p>

<p><strong>'DÜNYA GENELİNDE HER YIL BİNLERCE VAKAYA NEDEN OLUR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonu için onaylanmış spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmuyor. Tedavi tamamen destekleyicidir. Solunum desteği, sıvı ve elektrolit dengesi, böbrek fonksiyonlarının izlenmesi, gerekli durumlarda yoğun bakım desteği yapılır. Erken dönemde uygun tıbbi müdahale, özellikle ağır vakalarda hayatta kalma şansını artırır. Hantavirüs enfeksiyonları nadir görülmekle birlikte dünya genelinde her yıl binlerce vakaya neden olur. Yıllık tahmini vaka sayısı; 10.000 - 100.000 civarındadır. Vakaların büyük çoğunluğu Asya ve Avrupa'da görülür. Amerika kıtasında daha az vaka olmasına rağmen hastalık daha ağır seyreder. Ölüm oranları Avrupa ve Asya'da yüzde 1 - yüzde 15, Amerika kıtasında yüzde 20 - yüzde 50 arasındadır" şeklinde konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonları dünya genelinde farklı bölgelerde görülüyor. Çin en yüksek vaka sayısına sahip ülke. Güney Kore düzenli olarak vaka bildiriliyor. Kuzey ve Orta Avrupa'da her yıl binlerce vaka görülüyor. Güney Amerika daha az vaka ancak daha yüksek ölüm oranına sahip. Türkiye'de hantavirüs vakaları 2009 yılından bu yana bildiriliyor. 2009-2025 yılları arasında yıllık vaka sayıları 4 ile 58 arasında değişmiş. Türkiye'de görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyreden HFRS formundadır. Hantavirüs enfeksiyonu açısından risk altında olan gruplar; çiftçiler, orman işçileri, depo, ahır ve kapalı alan çalışanları, kemirgenlerle temas riski olanlardır. Ayrıca uzun süre kapalı kalmış alanları temizleyen kişiler de risk grubunda yer alır" ifadelerine yer verdi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="434" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/05/1778574582-h-a-n-t-a-v-r-s2.png" width="650" /></p>

<p><strong>'KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU KEMİRGENLERLE TEMASI AZALTMAKTIR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Yaşam alanlarının temiz tutulmalıdır. Kemirgen girişleri engellenmelidir. Gıdalar güvenli şekilde saklanmalıdır. Temizlik sırasında toz oluşumu önlenmelidir. Kirli alanlar temizlenmeden önce nemlendirilmelidir. El hijyenine dikkat edilmelidir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-meral-sonmezoglu-hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-10-706.png" type="image/jpeg" length="97749"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Bayındır: 'Hantavirüs grip belirtileriyle başlayabiliyor']]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-bayindir-hantavirus-grip-belirtileriyle-baslayabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-bayindir-hantavirus-grip-belirtileriyle-baslayabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Bayındır, hantavirüsün özellikle kemirgenlerin idrar, dışkı ve salyasıyla kirlenmiş ortamların solunmasıyla bulaştığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Bayındır, hantavirüsün özellikle kemirgenlerin idrar, dışkı ve salyasıyla kirlenmiş ortamların solunmasıyla bulaştığını söyleyerek, yaz aylarında kırsal alan kullanımı ve kapalı alan temaslarının artmasıyla riskin yükselebileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. Bayındır, “Grip benzeri belirtilerle başlayabilen bu hastalık bazı vakalarda ağır akciğer ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. Özellikle riskli temas öyküsü bulunan kişilerde ateş ve solunum şikâyetleri hafife alınmamalıdır” dedi.</p>

<p>Güven Hastanesi Başhekimi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Bayındır, hantavirüsün yeni bir virüs olmadığını ancak son dönemde dünya genelindeki vakalar nedeniyle yeniden gündeme geldiğini belirtti. Bayındır, özellikle fare ve diğer kemirgenler aracılığıyla bulaşan bu enfeksiyonun bazı hastalarda ağır seyredebildiğini söyleyerek, “Hantavirüs çoğunlukla kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla kirlenmiş ortamların solunmasıyla bulaşır. Özellikle depo, ahır, bağ evi, yayla evi gibi uzun süre kapalı kalmış alanlarda risk artabilir. Virüs, havaya karışan partiküller aracılığıyla solunum yoluyla alınabilir. İnsandan insana bulaş ise oldukça nadir görülür ve bugüne kadar yalnızca bazı özel hantavirüs türlerinde sınırlı sayıda bildirilmiştir” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>‘BELİRTİLER GRİP İLE KARIŞTIRILABİLİYOR’</strong></p>

<p>Hastalığın ilk belirtilerinin çoğu zaman grip veya üst solunum yolu enfeksiyonu ile karıştırılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Bayındır, erken dönemde görülen semptomların dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Yüksek ateş, yoğun halsizlik, kas ve sırt ağrıları, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler görülebilir. İlk günlerde basit bir viral enfeksiyon gibi başlayabilen tablo, bazı hastalarda kısa sürede ağırlaşabilir. Özellikle nefes darlığı gelişmesi önemli bir uyarı işaretidir. Ancak, tanı koymak için hastalığın belirtileri kadar, belki daha önemli konu bu hastalık için epidemiyolojik öyküdür. Yani hastaların kemirgenlere veya onların idrar, dışkı ve salyasına maruziyetlerinin sorgulanması gereklidir. Hantavirüsün bazı türlerinde akciğerler, kalp ve böbrekler ciddi şekilde etkilenebilir. Özellikle ani gelişen solunum sıkıntısı, idrar çıkışında azalma ve kanlı idrar önemsenmelidir. Bazı vakalarda akciğerlerde yoğun sıvı birikimi gelişebilir ve hasta kısa sürede yoğun bakım ihtiyacı duyabilir. Bunun yanında böbrek fonksiyonlarında bozulma, idrar miktarında azalma ve tansiyon problemleri de görülebilir. Yine bazı hastalarda ise akut böbrek hasarı gelişebilir. İdrar volümünde azalma, idrarda protein ve kan hücreleri görülebilir. Özellikle riskli temas öyküsü bulunan kişilerde ateş ve solunum şikâyetleri hafife alınmamalıdır” dedi.</p>

<p><strong>‘YAZ AYLARINDA RİSK ARTABİLİYOR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz mevsiminde doğa aktiviteleri, kampçılık ve kırsal alan kullanımının artmasının hantavirüs açısından riski yükseltebildiğini belirten Prof. Dr. Bayındır, şunları söyledi: “Uzun süre kullanılmamış alanlar temizlenmeden önce mutlaka havalandırılmalı. Toz kaldıracak şekilde süpürme yapılmamalı. Kemirgen teması riski bulunan alanlarda maske ve eldiven kullanımı teşvik edilmelidir. Hantavirüs vakaları nadir görülse de ağır akciğer ve böbrek yetersizliği tablolarına yol açabiliyor. Özellikle yaz döneminde kırsal alanlarda geçirilen zaman boyunca hijyen ve koruyucu önlemlerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Hantavirüs 900’lü yıllardan beri bilinmekte olup salgınlara da neden olmuştur. Örneğin Kore Savaşı sırasında 1951-1953 yılları arasında 2 binden fazla Birleşmiş Milletler askerin hastalanmasına ve yaklaşık yüzde 5’inin ölümüne neden olmuştur. Ayrıca insandan insana bulaşma teorik olarak yok kabul edilmekte veya bazı virüs türlerinden nadiren bulaş olasılığı bilinmektedir. Bu nedenle yakın dönemde yaşadığımız pandemi olasılığı mümkün gözükmemekle birlikte, gerekli koruyucu önlemlerin alınması ve hastalığın küresel izlemi önem arz etmektedir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-bayindir-hantavirus-grip-belirtileriyle-baslayabiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-12-677.png" type="image/jpeg" length="35584"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Hüsrev Diktaş: ‘Hantavirüs ağır enfeksiyonlara yol açabiliyor’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/doc-dr-husrev-diktas-hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/doc-dr-husrev-diktas-hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, son günlerde gündeme gelen hantavirüsün ağır enfeksiyonlara yol açabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde gündeme gelen hantavirüsün ağır enfeksiyonlara yol açabileceğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, virüsün KOVİD-19 gibi küresel bir pandemiye dönüşmesinin beklenmediğini ancak özellikle kemirgen temasına ve kapalı alan temizliğine karşı önlemler alınması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Türkiye’de de en son 1997’de görülen hastalığın çıkış noktasını, bulaşma yollarını ve korunma yöntemlerini değerlendiren Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, paniğe kapılmadan bilinçli hareket edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>‘HANTAVİRÜS AĞIR TABLOLARA YOL AÇABİLİYOR’</strong></p>

<p>Hantavirüsün ciddi enfeksiyon tablolarına neden olabildiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, “Hastalık ateş, ishal, bulantı ve kusma gibi belirtilerle başlayabiliyor. Ancak ilerleyen süreçte ağır solunum problemleri, kanama ve böbrek yetmezliği gibi ciddi klinik tablolar gelişebiliyor. Virüsün temel bulaş yolu kemirgenlerden oluşuyor. Farelerin dışkı, idrar ve salgılarının ortama karışmasıyla enfekte partiküller oluşuyor. Bu partiküllerin solunması sonucu hastalık bulaşabiliyor. Özellikle garaj, depo, bodrum ve uzun süre kullanılmayan yazlık evler riskli alanlar arasında bulunuyor” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>‘TEMİZLİK YAPARKEN DİKKAT EDİLMELİ’</strong></p>

<p>Riskli alanların temizliği sırasında gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, “Fare dışkısı bulunan alanlar süpürülerek temizlenmemeli. Öncelikle dezenfektanla ıslatılmalı, ardından maske ve eldiven kullanılarak dikkatli şekilde temizlenmeli. Hantavirüsün insandan insana bulaş riski düşük. Dünya Sağlık Örgütü şu an için KOVİD-19 benzeri büyük bir pandemi beklemediğini açıkladı. Ancak nadir de olsa insandan insana bulaş ihtimali göz önünde bulundurulmalı” dedi.</p>

<p><strong>‘ERKEN MÜDAHALE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Virüse karşı özel bir tedavi bulunmadığını belirten Doç. Dr. Diktaş, “Bu nedenle erken tanı, hastaların izole edilmesi ve yoğun bakım desteğinin sağlanması büyük önem taşıyor” ifadelerine yer verdi. </p>

<p>Doç. Dr. Diktaş, “DSÖ tarafından Türkiye, Kanada, Danimarka, Almanya, Hollanda, Yeni Zelanda, Saint Kitts ve Nevis, Singapur, İsveç, İsviçre, İngiltere, ABD bilgilendirilme geçilen ülkelerin arasında yer alıyor” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/doc-dr-husrev-diktas-hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/05/basliksiz-11-696.png" type="image/jpeg" length="30367"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Motosiklet kazalarında ekipman kullanımı hayati önem taşıyor’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/motosiklet-kazalarinda-ekipman-kullanimi-hayati-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/motosiklet-kazalarinda-ekipman-kullanimi-hayati-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Azboy, hastanelere ağır travmalarla gelen genç sürücü sayısındaki artışa dikkat çekerek uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İki tekerlekli araçların, yanlış kullanım ve eksik ekipmanla kalıcı sakatlıkların baş sorumlusu haline geldiğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Azboy, hastanelere ağır travmalarla gelen genç sürücü sayısındaki artışa dikkat çekerek uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Azboy, “Motosiklet kazalarında ekipman kullanımı hayati önem taşıyor. Sadece kask takmak yeterli değil. ‘Kısa mesafe gideceğim’ düşüncesi çok yanlış. Eldiven, dizlik, ayak bileğini, sırtı ve omurgayı koruyan ekipmanlar mutlaka kullanılmalı” dedi.</p>

<p>Büyük şehirlerde artan trafik yoğunluğuyla birlikte motosiklet kazalarının, genç yaşta kalıcı sakatlığın en büyük nedenlerinden biri haline geldiğini belirten Medipol Sağlık Grubu’ndan Prof. Dr. İbrahim Azboy, motosiklet kazalarında ayak bileği, diz ve kalça çevresinde ciddi kırıklarla sıkça karşılaştıklarını belirterek sürücülere hayati uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Azboy, motosiklet kazaları sonrası hastanelere ağır travmalarla başvuran gençlerin sayısında ciddi oranda artış yaşandığını söyledi.</p>

<p><strong>‘GENÇ HASTALARIMIZ CİDDİ KIRIKLARLA GELİYOR’</strong></p>

<p>Motosiklet kazalarının ortopedi kliniklerinde en sık karşılaşılan travmalar arasında yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Azboy, “Özellikle İstanbul gibi trafiğin yoğun ve zeminin engebeli olduğu şehirlerde motosiklet kazaları daha sık görülüyor. Aşırı hız nedeniyle hastalarımız bize ciddi travmalarla geliyor. Çoğu genç olan sürücülerde ayak bileği, diz ve kalça çevresinde parçalı ve eklem içi kırıklarla karşılaşıyoruz. Bazı kırıklar uzun vadeli sakatlık riski taşıyor. Kalça yuvasının kırılıp femur başının yuvadan çıktığı asetabulum kırıklarıyla sık karşılaşıyoruz. Bu kırıkların tedavisi oldukça zor. Eklem içi kırıklarda ilerleyen yıllarda hareket kısıtlılığı ve kalıcı sakatlıklar görülebiliyor. Genç yaşta yaşanan bu kazalar, hastalarımızın hem iş hem de sosyal hayatını ciddi şekilde etkiliyor” ifadelerine yer verdi.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/04/m-o-t-o-s-i-k-l-e-t-k-a-z-a-l-a-r-i-n-d-a-e-k-i-p-m-a-n-k-u-l-l-a-n-i-m-1259431-374785.png" width="700" /></p>

<p><strong>PROF. DR. İBRAHİM AZBOY </strong></p>

<p><strong>‘SADECE KASK YETERLİ DEĞİL’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazaları önlemenin en etkili yolunun trafik kurallarına uymak olduğunu vurgulayan Prof. Azboy, “Ekipman kullanımı hayati önem taşıyor. Sadece kask takmak yeterli değil. ‘Kısa mesafe gideceğim’ düşüncesi çok yanlış. Eldiven, dizlik, ayak bileğini, sırtı ve omurgayı koruyan ekipmanlar mutlaka kullanılmalı. Motosiklet kazalarının ne kadar ciddi travmalara yol açtığını unutmamak gerekiyor. Motosiklet kazaları sonrası yapılan yanlış müdahaleler de hasarı artırabiliyor. Boyun kırıkları, omurga kırıkları, kalça kırıklı çıkıkları gibi hayati risk taşıyan durumlar görülebiliyor. Acil ekipler gelene kadar hastanın hareket ettirilmemesi, ‘Bir şeyin yok, kalk yürü’ denmemesi gerekir. Hastanın travma tahtasına alınarak en yakın sağlık merkezine doğru şekilde transfer edilmesi çok önemlidir” şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/motosiklet-kazalarinda-ekipman-kullanimi-hayati-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/04/basliksiz-3-714.png" type="image/jpeg" length="67448"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gülcan Pirbudak: ‘Diş eti hastalıkları kalp ve alzheimer riskiyle ilişkili olabilir’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/gulcan-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/gulcan-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, Ağız sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını, kalp ve beyin sağlığıyla da yakından ilişkili olabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını, kalp ve beyin sağlığıyla da yakından ilişkili olabileceğini söyleyen Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, “Diş eti hastalıkları kalp ve alzheımer riskiyle ilışkili olabilir. İnsan vücudundaki tüm sistemler arasında güçlü ve karmaşık bir ilişki bulunur. Çoğu kişi ağız ve diş sağlığını yalnızca estetik görünüm ya da diş çürükleriyle ilişkilendirirken, bilimsel çalışmalar ağız sağlığının vücudun genel sağlığı üzerinde önemli etkileri olduğunu ortaya koymaktadır” dedi.</p>

<p>Ağız içinde gelişen enfeksiyonların zaman zaman kan dolaşımına karışabildiğini belirten Medicana International İstanbul Hastanesi'nden Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, diş eti hastalıkları bulunan kişilerde kalp ve damar hastalıklarının daha sık görülebildiğini ifade etti. Ağızdaki bakterilerin kan dolaşımına geçmesiyle birlikte vücutta iltihabi yanıtın artabileceğini belirten Pirbudak, kronik inflamasyonun damar iç yüzeyinde yapısal değişikliklere yol açabileceğini ve bunun da damar sertliği, damar daralması ve tıkanıklık gibi sorunlara zemin hazırlayarak kalp krizi ve felç riskini artırabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>‘DİŞ ETİ HASTALIKLARI KALP DAMAR SİSTEMİNİ ETKİLEYEBİLİR’</strong></p>

<p>Bilimsel çalışmaların diş eti hastalıkları ile kalp damar hastalıkları arasında dikkat çekici bir ilişki olduğunu ortaya koyduğunu belirten Pirbudak, ağız içinde bulunan bazı bakterilerin kan dolaşımı yoluyla damar duvarlarına yerleşebildiğini aktardı. Bu bakterilerin damar sertliği oluşumuna katkıda bulunabileceğini ifade eden Pirbudak, bazı durumlarda diş ve diş eti enfeksiyonlarına neden olan bakterilerin kalp kapakçıklarına ulaşarak kalp kapakçığı enfeksiyonlarına yol açabileceğini belirtti. Yapılan bazı klinik araştırmaların diş eti tedavisinin vücuttaki inflamasyon seviyesini azaltabildiğini ve damar fonksiyonlarının iyileşmesine katkı sağlayabildiğini gösterdiğini söyledi.</p>

<p><img height="857" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/04/d-i-s-e-t-i-h-a-s-t-a-l-i-k-l-a-r-i-k-a-l-p-v-e-a-l-z-h-e-i-m-e-r-1259468-374794.png" width="600" /></p>

<p><strong>DR. DT. GÜLCAN PİRBUDAK</strong></p>

<p><strong>‘AĞIZ SAĞLIĞI BEYİN SAĞLIĞIYLA DA BAĞLANTILI OLABİLİR’</strong></p>

<p>Son yıllarda yapılan araştırmaların ağız sağlığı ile Alzheimer hastalığı arasında da olası bir ilişki bulunduğunu gösterdiğini belirten Pirbudak, özellikle diş eti hastalıklarıyla ilişkili bazı bakterilerin Alzheimer hastalarının beyin dokusunda tespit edildiğini ifade etti. Bu bakterilerin ürettiği toksinlerin beyin dokusunda iltihabi süreçleri tetikleyebileceğinin düşünüldüğünü belirten Pirbudak, kronik enfeksiyonların kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini artırarak nöroinflamasyonu tetikleyebileceğine dair çalışmalar bulunduğunu söyledi.</p>

<p><strong>‘DİŞ KAYBI VE ÇİĞNEME FONKSİYONU BEYİN SAĞLIĞINI ETKİLEYEBİLİR’</strong></p>

<p>Diş kaybı ve ağız içi enfeksiyonların yalnızca enfeksiyon açısından değil fonksiyonel açıdan da önemli olduğunu belirten Pirbudak, çiğneme fonksiyonunun azalmasının beyne giden kan akışını etkileyebileceğini dile getirdi. Sigara kullanımı, diyabet, kronik inflamasyon, ileri yaş ve yetersiz ağız</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>hijyeni gibi faktörlerin hem diş eti hastalıkları hem de kalp damar hastalıkları için ortak risk faktörleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p><strong>‘AĞIZ SAĞLIĞI GENEL SAĞLIĞIN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR’</strong></p>

<p>Ağız sağlığının korunmasının yalnızca dişleri korumak anlamına gelmediğini belirten Pirbudak, düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve diş hekimi kontrollerinin genel sağlık açısından da önemli olduğunu vurguladı. Vücudun bir bütün olduğunu ve ağızda başlayan bir sorunun zamanla farklı sistemleri etkileyebileceğini belirten Pirbudak, sağlıklı bir ağız yapısının kalp ve beyin sağlığının korunmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/gulcan-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/04/basliksiz-2-745.png" type="image/jpeg" length="57975"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kansere karşı yeni umut; dünyada 7 merkezde uygulanıyordu, 8’incisi Akdeniz Üniversitesi’nde]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/kansere-karsi-yeni-umut-dunyada-7-merkezde-uygulaniyordu-8incisi-akdeniz-universitesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/kansere-karsi-yeni-umut-dunyada-7-merkezde-uygulaniyordu-8incisi-akdeniz-universitesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Dünyada yüz binlerce dolara uygulanan bu tedaviyi yerli ve milli imkanlarla Türkiye’de hastalarımıza sunacağız" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Üniversitesi’nde (AÜ) kanser tedavisinde kullanılan CAR-T hücre tedavisi için hücre üretiminin yapılacağı İleri Sağlık Araştırma Merkezi kuruldu. Dünyada yalnızca 7 merkezde uygulanan bu yöntemin 8’incisi Akdeniz Üniversitesi’nde hayata geçirildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Dünyada yüz binlerce dolara uygulanan bu tedaviyi yerli ve milli imkanlarla Türkiye’de hastalarımıza sunacağız" dedi.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/k-a-n-s-e-r-e-k-a-r-s-i-y-e-n-i-u-m-u-t-d-u-n-y-a-d-a-7-m-e-r-k-e-1212478-360545.png" width="700" /></p>

<p>Akdeniz Üniversitesi’nde kanser tedavisinde kullanılan CAR-T hücre tedavisi için hücre üretiminin yapılacağı İleri Sağlık Araştırma Merkezi kuruldu. Özellikle lösemi ve lenfoma gibi kan kanserlerinin tedavisinde kullanılan CAR-T hücre yönteminin uygulandığı dünyada 7 merkez bulunurken, 8’incisi Akdeniz Üniversitesi oldu. Merkezde hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvar ortamında güçlendirilerek kanser hücreleriyle mücadele etmesinin hedeflendiği belirtildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, merkezin kuruluş süreci ve tedavi yöntemine ilişkin detayları CNN Türk canlı yayınında Demirören Haber Ajansı muhabiri İrem Başdaş’a anlattı.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/k-a-n-s-e-r-e-k-a-r-s-i-y-e-n-i-u-m-u-t-d-u-n-y-a-d-a-7-m-e-r-k-e-1212475-360545.png" width="700" /></p>

<p><strong>5 YILLIK SERÜVEN HAYATA GEÇTİ</strong></p>

<p>14 Mart Tıp Bayramı’nda tedaviyi duyurdukları için mutlu olduklarını ifade eden Prof. Dr. Özlenen Özkan, "2020 yılında göreve geldiğimizde Ömer Hoca’yla bir fikrimiz vardı. Biz organ nakli yapıyoruz. Bu anlamda bu üniversitenin kuruluş felsefesi de bunun üzerineydi. Amacımız organ nakli ve kanser üzerine araştırmalar yapmak ve tedavi yöntemleri ortaya koymaktı. Böyle bir tedavi yöntemi uygulamak istediğimizi Cumhurbaşkanımızla paylaştığımız zaman bu fikir çok hoşuna gitti. Onun desteğiyle bu güzel binayı kurguladık ve başardık. 5 yıllık bir serüvendi bu. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu kanser merkezine kavuşmuş olduk" dedi.</p>

<p><strong>‘YERLİ VE MİLLİ OLMASI ÇOK ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Kanser tedavilerinin öneminden bahseden Prof. Dr. Özkan, "Kanserde en çok insanları muzdarip eden hastalıkların başında lenfoma ve lösemi geliyor. Bizim ilk hedefimiz lenfoma üzerine oldu. Dünyada şu anda en çok kullanılan, en yeni teknik olan CAR-T zemininde hücresel tedaviler üzerine çalıştık. Bu hücre tedavilerini özellikle lenfoma tedavisi görmüş ancak başarısız olmuş, çok dirençli hastalar için planladık. Hastanın kendi bağışıklık hücreleri güçlendirilerek sayıları artırılacak ve yaklaşık 10 gün içinde tekrar hastaya enjekte edilecek. Böylece hastanın kanserle mücadelesi daha güçlü şekilde desteklenecek. Dünyada sadece 7 merkezde ve 7 ülkede yapılıyor ve yüz binlerce dolarlık tedavi masrafları oluyor. Bunları göz önüne aldığımız zaman bunun yerli ve milli olması çok önemli. Bu merkezin başka bir özelliği de hem araştırma yapılabilmesi hem de o araştırmanın hemen klinikte hastalara uygulanabilmesi. Türkiye’de bildiğim kadarıyla hem araştırmanın hem klinik tedavinin birlikte uygulandığı böyle bir merkez yok" ifadelerine yer verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘SADECE KAN KANSERİ DEĞİL, BAŞKA HEDEFLERİMİZ DE VAR’</strong></p>

<p>15 Nisan itibarıyla ilk hastaların tedavilerine başlanacağını duyuran Prof. Dr. Özkan, "Burada hastanın kendisinden alınan kan tekrar işlem görerek hastaya geri naklediliyor. Kemoterapiyi bir hayli azaltan bir tedavi yöntemi. Başarı oranı yüzde 95’in üzerinde. Türkiye’de bu merkezin olması, hastaların başka yerlerde tedavi aramasının önüne geçecek. Çünkü bu tedaviler çok maliyetli ve herkesin gidebildiği yerler değil. Bu anlamda 14 Mart gibi önemli bir günde bu merkeze sahip olduğumuz için ve Türk halkına bu hizmeti verebileceğimiz için gerçekten çok heyecanlıyım. Sadece kan kanseri değil, başka hedeflerimiz de var. O kadar çok hasta ve doktor bu merkezi aradı ki açıkçası bu tedaviye ihtiyacı olan hasta sayısı beni şaşırttı" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ÜNİVERSİTEMİZİN KENDİ İMKANLARI VE BAP PROJELERİYLE KURDUK’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Özkan, ayrıca, "Öncelikle hastalar başka merkezlere gitmek zorunda kalmasın. En yakın merkez İsrail’de. Oraya gitmek zaten çok kolay değil. Ayrıca böyle bir merkezin burada olması, özellikle savaş gibi durumlarda kendi kendine yetebilmek açısından da çok kıymetli. Bunu covid döneminde de gördük. Dünyada bu tedavinin maliyeti yaklaşık 200 bin dolar civarında. Bu sadece tedavi maliyeti. Hastanın orada kalması ve diğer giderler bunun içinde değil. Biz ise üniversitemizin kendi imkanları ve BAP projeleriyle bu maliyetleri ciddi şekilde düşürdük. Bu tamamen üniversitemizin imkanlarıyla gerçekleştirilen bir proje. Bu anlamda çok daha uygun fiyatlarla hastalarımıza bu tedaviyi sunacağız" dedi.</p>

<p><img height="390" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/k-a-n-s-e-r-e-k-a-r-s-i-y-e-n-i-u-m-u-t-d-u-n-y-a-d-a-7-m-e-r-k-e-1212482-360545.png" width="700" /></p>

<p><strong>‘ÖNCELİĞİMİZ KENDİ VATANDAŞLARIMIZA HİZMET VEREBİLMEK’</strong></p>

<p>Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan da yoğun talep olduğunu belirterek, "14 Mart’ta böyle bir müjdeyi vermek istedik. Dün ilk lansmanını yaptık. Burada önceliğimiz kendi vatandaşlarımıza hizmet verebilmek. Ama aynı zamanda bu merkez hem prestij hem de stratejik açıdan çevre ve dost ülkelere de tedavi imkanı sunabilecek. Bu tedavi çok az ülkede uygulanıyor. Maliyetler ve konaklama gibi nedenlerle birçok hasta bu tedaviye ulaşamıyor. Türkiye sağlık turizmi açısından güçlü bir ülke. Ancak yıllardır söylediğimiz bir şey var; klinikte çok iyiyiz ama araştırma ve üretim kısmında daha güçlü olmamız gerekiyor. Dışarıya bağımlılığı azaltmak için bu tür merkezler çok önemli. Eğer sağlıkta kullanılan bu tür stratejik ürünleri dışarıdan almak zorunda kalırsanız ve herhangi bir nedenle size verilmezse, o zaman binlerce insanın tedavisi zorlaşabilir. Bu yüzden bu laboratuvarlar stratejik öneme sahip" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>‘BU MERKEZ ÜLKEMİZ İÇİN STRATEJİK BİR YATIRIM’</strong></p>

<p>Kurulan laboratuvarın kapasitesinin yüzde 25’ini kullandıklarına dikkati çeken Prof. Dr. Ömer Özkan, "İhtiyaç olduğunda kapasiteyi çok daha fazla artırabilecek alt yapımız var. Bu laboratuvar sadece tedavi uygulanan bir yer değil, aynı zamanda araştırma ve geliştirme merkezi. Lenfoma ile başlıyoruz ancak hedefimiz diğer kanser türleri için de araştırmalar yapmak. Burası GMP standartlarında bir laboratuvar. Çok zor kurulan bir altyapı. Hatırlarsanız aşı döneminde bu tür üretim altyapılarının ne kadar önemli olduğunu gördük. Burada sadece kanser tedavisi değil, ihtiyaç olduğunda aşı geliştirme gibi çalışmaların da yapılabileceği bir laboratuvardan bahsediyoruz. Bu yüzden bu merkez ülkemiz için stratejik bir yatırım. Biz de bu alt yapıyı ülkemize kazandırdığımız için mutluyuz" dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/kansere-karsi-yeni-umut-dunyada-7-merkezde-uygulaniyordu-8incisi-akdeniz-universitesinde</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 20:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/03/basliksiz-8-667.png" type="image/jpeg" length="78784"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilara Moran’dan “CENTERED”: Şehrin ortasında dengeye davet]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/dilara-morandan-centered-sehrin-ortasinda-dengeye-davet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/dilara-morandan-centered-sehrin-ortasinda-dengeye-davet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ONG Center kurucusu Dilara Moran, Mandarin Oriental Bosphorus, Istanbul’da “CENTERED” buluşmasıyla sinir sistemi regülasyonunu odağına alan özel bir deneyim sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">Kundalini yoga ve meditasyon eğitmeni, ses rehberi ve ONG Center kurucusu Dilara Moran, Mandarin Oriental Bosphorus, Istanbul’da “CENTERED” buluşmasıyla sinir sistemi regülasyonunu odağına alan özel bir deneyim sundu.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/1-sukran-yidiz-dilara-moran.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>ŞÜKRAN YIDIZ - DİLARA MORAN</strong><br />
<br />
Nefes, meditasyon ve gong titreşimlerinin bir araya geldiği etkinlikte katılımcılar, modern hayatın temposundan uzaklaşıp bedensel dengeyi yeniden keşfetti.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/2-sedef-calarkan.png" width="500" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><strong>SEDEF ÇALARKAN</strong></p>

<p style="text-align:center">Naad/Sound Yoga alanında dünyaca tanınan Leo Cosendai ile uzmanlık programını tamamlayan Moran, stresin yalnızca zihinsel değil fizyolojik bir süreç olduğuna dikkat çekti.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/dilara-moran.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>DİLARA MORAN</strong><br />
<br />
CENTERED, Dilara Moran’ın sinir sistemi regülasyonu üzerine geliştirdiği bütünsel yaklaşımın bir parçası olarak konumlanıyor.</p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/3-ilksen-mutlu.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>İLKSEN MUTLU</strong></p>

<p style="text-align:center"><img height="890" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/03/gul-ercetingoz-10.png" width="500" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>İLKSEN MUTLU</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>HABER VE FOTOĞRAFLAR:</strong></p>

<p style="text-align:center">Murat Tamay </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/dilara-morandan-centered-sehrin-ortasinda-dengeye-davet</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/03/basliksiz-7-674.png" type="image/jpeg" length="32680"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu: ‘Ramazanda bağırsak tembelliğine karşı pideyi azaltın’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-alpaslan-tanoglu-ramazanda-bagirsak-tembelligine-karsi-pideyi-azaltin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-alpaslan-tanoglu-ramazanda-bagirsak-tembelligine-karsi-pideyi-azaltin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Park Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, Ramazan ayında mide ve bağırsak sağlığını korumanın temel koşulunun, uzun süreli açlığın ardından sindirim sistemine ani ve ağır bir yük bindirmemek olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>RAMAZANDA en sık karşılaşılan sorunlar olan kabızlık ve şişkinlikten korunmanın ilk kuralının iftar ve sahur arasında lifli gıda tüketimini maksimuma çıkarmak olduğunu belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, “İftar sofrasında mutlaka bol yeşillikli bir salataya yer ayırmak, ana yemeklerde ise haftada en az iki veya üç gün kuru baklagiller veya zeytinyağlı sebze yemeklerini tercih etmek, bağırsak hareketliliğini destekler. Beyaz ekmek veya pide tüketimini sınırlandırıp yerine tam tahıllı ekmekler veya tam buğday unlu ürünler koymak, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olarak bağırsak tembelliğinin önüne geçer” dedi.</p>

<p>Ramazan ayında mide ve bağırsak sağlığını korumanın temel koşulunun, uzun süreli açlığın ardından sindirim sistemine ani ve ağır bir yük bindirmemek olduğunu vurgulayan Medical Park Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, özellikle iftar saatinde yapılan beslenme hatalarının birçok şikâyetin temel nedeni olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>‘AĞIR KIZARTMALAR VE BAHARATLI SOSLARDAN UZAK DURUN’</strong></p>

<p>Gün boyu dinlenen mideye iftar anında birdenbire çok miktarda ve ağır yemek göndermenin hazımsızlık, şişkinlik ve yanmaya yol açacağını belirten Prof. Dr. Tanoğlu, “Orucu su ve hurma ile açtıktan sonra az yağlı bir çorba içmek ve ana yemeğe geçmeden önce 5-10 dakikalık bir ara vermek sindirim sistemini rahatlatır. Bu kısa mola, tokluk sinyallerinin beyne ulaşmasını sağlar ve aşırı yemenin önüne geçer. Ana yemeklerde kızartma, kavurma ve yoğun baharatlı soslar yerine haşlama, ızgara ya da fırında pişirilmiş et ve sebze yemekleri tercih edilmelidir. Lokmaların küçük alınması ve iyi çiğnenmesi de sindirimi kolaylaştırır” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>‘SAHURDA YAĞLI GIDA TÜKETİMİ MİDE PROBLEMİ SEBEBİ’</strong></p>

<p>Sahurun ramazan ayının en stratejik öğünü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tanoğlu, “Sahurda mideyi yormayacak ama gün boyu tok tutacak yumurta, peynir ve tam tahıllı ekmek gibi protein ve lif ağırlıklı besinlere yer vermek gerekir. Böylece reflü riski de azalır. Gece yenen tuzlu ve yağlı gıdalar, ertesi gün hem susuzluğa hem de mide problemlerine neden olabilir. Bu nedenle bu gıdaları sahurda tüketmemek gerekir” uyarısında bulundu.</p>

<p><img height="500" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/r-a-m-a-z-a-n-d-a-b-a-g-i-r-s-a-k-t-e-m-b-e-l-l-i-g-i-n-e-k-a-r-s-i-p-1184567-351936.png" width="700" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘PASTIRMA, SUCUK GİBİ GIDALAR REFLÜ ATAKLARINA YOL AÇABİLİR’</strong></p>

<p>Uzun süreli açlık sonrası mide asidinin artış gösterebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tanoğlu, “Bu dönemde pastırma, sucuk gibi işlenmiş ve yoğun baharatlı ürünlerin tüketilmesi reflü ataklarını tetikleyebilir. Ayrıca kızartılmış sebzeler, aşırı yağlı et yemekleri ve hamur işleri midenin boşalma süresini uzatarak ağırlık ve şişkinlik hissine neden olur” dedi.</p>

<p><strong>‘BOL ŞERBETLİ TATLILAR GASTRİTE YOL AÇABİLİR’</strong></p>

<p>Tatlı tüketiminin de ramazan beslenmesinde kritik rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, “Bol şerbetli, ağır hamur işi tatlılar, kan şekerini bir anda yükseltip düşürdüğü gibi mukoza dediğimiz mide çeperini tahriş ederek gastrite sebep olabilir. Benzer şekilde acı soslar, fazla miktarda sarımsak ve soğan içeren yiyecekler de özellikle gastrit veya ülser hassasiyeti olan kişilerde şiddetli rahatsızlığa yol açabilir. Ayrıca asitli meşrubatlar, iftar sofrasında hızlıca içilen çok soğuk sular ve yemekten hemen sonra tüketilen demli çay veya koyu kahveler, mide kapakçığının gevşemesine ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasına (reflü) sebep olmaktadır. Sahurda tüketilen tuzlu zeytinler, salamura gıdalar veya beyaz unla yapılmış hamur işleri de gece boyunca mide asidini artırıp ertesi gün hem susuzluğu tetikler hem de mide yanmasıyla uyanmaya sebep olabilir. Bu besinlerin porsiyonlarını küçültmek ve pişirme yöntemlerini değiştirmek midenizin çok daha huzurlu bir ramazan geçirmesini sağlayacaktır” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘SAHURDAN HEMEN SONRA UYUMAK GÖĞÜSTE YANMA YAPABİLİR’</strong></p>

<p>Sahurdan hemen sonra uzanmanın mide asidinin yemek borusuna kaçmasına neden olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tanoğlu, bu durumun sabah göğüste yanma ve ağızda acı tat şikâyetiyle uyanmaya yol açabileceğini; bu nedenle sahurda yemekten sonra en az 45-60 dakika dik pozisyonda kalınması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>‘İFTARDAN 1 SAAT SONRA YÜRÜMEK BAĞIRSAK HAREKETLİLİĞİNİ ARTIRIR’</strong></p>

<p>İftardan yaklaşık bir saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif tempolu yürüyüşün bağırsak hareketliliğini artıracağını ve sindirimi hızlandıracağını belirten Prof. Dr. Tanoğlu, “Ayrıca probiyotik içeren yoğurt ve kefir gibi besinler bağırsak florasını destekleyerek gaz ve şişkinliği azaltır. Laktoz intoleransı olan kişiler laktozsuz ürünleri tercih etmelidir” dedi.</p>

<p><strong>‘SUYU BİR ANDA DEĞİL, İFTAR İLE SAHUR ARASINA YAYARAK İÇİN’</strong></p>

<p>Suyu bir anda ve aşırı miktarda içmek yerine iftar ile sahur arasındaki zamana yayarak tüketmek gerektiğini belirten Prof. Dr. Tanoğlu, bu yöntemin hem mide şişkinliğini önleyeceğini hem de böbreklerin yükünü azaltacağını vurguladı. Reflü riskini azaltmak için yemekten hemen sonra uzanılmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Tanoğlu, sahur sonrası uyurken yastığın baş kısmının hafif yüksek tutulması önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>‘RİSK GRUBUNDAKİ HASTALAR ORUÇ TUTMAMALI’</strong></p>

<p>Düzenli ilaç kullanan ve kronik hastalığı bulunan kişilerin, oruç kararı öncesinde mutlaka doktorlarına danışması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, “Aktif mide veya onikiparmak bağırsağı ülseri olanlar, inflamatuar bağırsak hastalığının alevlenme dönemindeki hastalar, sindirim sistemi kanseri tedavisi görenler ve ileri karaciğer hastalığı bulunan kişiler için uzun süreli açlık risk oluşturabilir. Bu hastalar oruç kararını mutlaka uzman kontrolünde vermelidir. Safra kesesi taşı olup sık atak yaşayan kişiler de ağır iftar yemekleri nedeniyle sorun yaşayabilir” ifadelerine yer verdi. </p>

<p>Prof. Dr. Tanoğlu, son olarak ramazan boyunca dengeli, ölçülü ve bilinçli beslenmenin; lif tüketimini artırmanın, sıvıyı zamana yaymak ve ağır yemeklerden kaçınmanın hem mide hem de bağırsak sağlığını koruyarak daha konforlu bir oruç süreci geçirilmesini sağlayacağına dikkat çekerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-alpaslan-tanoglu-ramazanda-bagirsak-tembelligine-karsi-pideyi-azaltin</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-4-679.png" type="image/jpeg" length="59671"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeliz Mavi: ‘İftar ve sahurda hızlı yemek yeme hazımsızlığa yol açabilir’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/yeliz-mavi-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/yeliz-mavi-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Yeliz Mavi, iftar ve sahurda hızlı ve yoğun yemek yeme alışkanlıklarının mide rahatsızlıklarına, şişkinliğe ve hazımsızlığa yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İftar ve sahurda hızlı ve yoğun yemek yeme alışkanlıklarının mide rahatsızlıklarına, şişkinliğe ve hazımsızlığa yol açabileceğini söyleyen Diyetisyen Yeliz Mavi, “Sindirim sisteminin bu süreçte desteklenmesi, besinlerin daha verimli bir şekilde emilimini sağlamak için oldukça önemlidir. Sindirim enzim takviyeleri, sindirimi kolaylaştırarak ramazan boyunca oruç tutanlar için konforlu bir deneyim sunabilir” dedi.</p>

<p><img height="762" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/i-f-t-a-r-v-e-s-a-h-u-r-d-a-h-i-z-l-i-y-e-m-e-k-y-e-m-e-h-a-z-i-m-1184045-351153.png" width="750" /></p>

<p><strong>'İFTAR VE SAHURDA HIZLI YEMEK YEME HAZIMSIZLIĞA YOL AÇABİLİR'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun süreli açlık sonrası aniden yemek yemenin, mideye fazla yük bindirerek sindirim sürecini zorlaştırabileceğini söyleyen Diyetisyen Yeliz Mavi, “Sindirim enzim takviyeleri, protein, karbonhidrat ve yağ gibi temel besin bileşenlerinin daha kolay sindirilmesine yardımcı olarak vücudun gıdalardan en iyi şekilde faydalanmasını sağlar. Proteaz, lipaz ve amilaz gibi temel enzimlerin yanı sıra selülaz ve laktaz gibi özel enzimler de bu süreci destekleyebilir” şeklinde konuştu.</p>

<p>Mavi, “Selülaz enzimi, lifli gıdaların sindirimini kolaylaştırarak bağırsak sağlığını korurken laktaz enzimi ise ramazanda sık tüketilen süt ve sütlü tatlıları daha rahat sindirmeye yardımcı olur. Sindirim enzim takviyeleri, mide asidine dayanıklı formülasyonuyla ince bağırsakta aktif hale gelerek sindirimi destekler. Bu sayede yiyeceklerin tam anlamıyla sindirilmesine ve vücudun gerekli besinleri daha iyi emmesine yardımcı olur. Sindirim enzim takviyelerinin yemekle birlikte alınması, yiyeceklerin daha kolay sindirilmesini sağlayarak şişkinlik ve hazımsızlığı azaltabilir. Ramazan boyunca sindirim sisteminin yükünü hafifletmek ve oruç süresince enerjinizi dengede tutmak için sindirim enzim takviyeleri güvenilir bir destek sunar” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/yeliz-mavi-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-3-671.png" type="image/jpeg" length="98903"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Cevper Ersöz: ‘Su yerine tüketilen asitli içecekler böbrek sağlığına zarar veriyor’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/doc-dr-cevper-ersoz-su-yerine-tuketilen-asitli-icecekler-bobrek-sagligina-zarar-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/doc-dr-cevper-ersoz-su-yerine-tuketilen-asitli-icecekler-bobrek-sagligina-zarar-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, Ramazan ayında uzun süreli susuzluğun, böbrek taşı şikayetlerinde artışa neden olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında uzun süreli susuzluğun, böbrek taşı şikayetlerinde artışa neden olabileceğini belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, “Yeterli sıvı tüketilmemesi idrarın koyulaşmasına ve kristal oluşumuna zemin hazırlıyor. Asitli ve şekerli içecekler suyun yerine geçmiyor. İftar ile sahur arasında en az 2–2,5 litre su tüketilmesi gerekir. ” dedi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ramazan ayında uzun saatler süren susuzluğu iftar sonrasında yanlış içeceklerle gidermeye çalışmak, böbrek sağlığına zarar veriyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, “Ramazan ayında uzun saatler süren susuzluğu iftar sonrasında yanlış içeceklerle gidermeye çalışmak, böbrek sağlığına zarar veriyor. ‘Çok sıvı alıyorum’ düşüncesiyle su yerine tüketilen asitli içecekler, şekerli meyve suları ve aşırı çay-kahve, vücudun ihtiyaç duyduğu nemi sağlamadığı gibi böbrek taşı oluşumuna da davetiye çıkarıyor” dedi.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/s-u-y-e-r-i-n-e-t-u-k-e-t-i-l-e-n-a-s-i-t-l-i-i-c-e-c-e-k-l-e-r-1183026-351409.png" width="700" /></p>

<p><strong>‘ASİTLİ VE ŞEKERLİ İÇECEKLER SUYUN YERİNE GEÇMEZ’</strong></p>

<p>Daha önce böbrek taşı ameliyatı geçirenler, ailesinde taş öyküsü bulunanlar ve daha önce taş düşüren hastaların risk grubunda olduğunu belirten Doç. Dr. Ersöz, “Böbrek taşı öyküsü bulunan kişiler özellikle dikkatli olmalı. İftar ile sahur arasında en az 2–2,5 litre su tüketilmesi gerekir. Suyun zamana yayılarak içilmesi ramazanda büyük bir öneme sahip. Asitli ve şekerli içecekler suyun yerine geçmiyor. İşlenmiş, tuzlu ve aşırı proteinli gıdalardan da kaçınılması gerekiyor” dedi.</p>

<p><strong>‘LAZER ENERJİSİYLE TAŞ KIRMA İŞLEMLERİ’</strong></p>

<p>Aktif taş hastalığı bulunan ya da yakın zamanda taş ameliyatı geçiren kişilerin oruç tutmadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirten Doç. Dr. Ersöz, “Bulantı ve kusmayla başlayan yan ağrısı, idrarda kanama ve ateş gibi şikayetler varsa vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalı ve ardından bir üroloji hekimi tarafından değerlendirilmelidir. Hastaların çoğunda küçük taşlar kendiliğinden düşebiliyor. Ancak 4 milimetreden büyük ve düşmeyen taşlarda müdahale gerekebiliyor. Bu tür durumlarda genellikle endoskopik yöntemleri tercih ediyoruz. İdrar kanalından doğal yollarla ulaşılarak lazer enerjisiyle taş kırma işlemleri uygulanabiliyor” ifadelerine yer verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/doc-dr-cevper-ersoz-su-yerine-tuketilen-asitli-icecekler-bobrek-sagligina-zarar-veriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-2-698.png" type="image/jpeg" length="54354"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müge Boz, VIVAMAYR Maria Wörth’te yenilendi!..]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/muge-boz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/muge-boz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oyuncu ve sunucu Müge Boz, Avusturya’nın güneyinde, İtalya sınırında olan dünyaca ünlü sağlıklı yaşam merkezi VIVAMAYR Maria Wörth’e giderek 2 hafta yenilenme deneyimi yaşadı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">Oyuncu ve sunucu Müge Boz, Avusturya’nın güneyinde, dünyaca ünlü <strong>VIVAMAYR </strong><strong>Maria Wörth’</strong>te on gün süren sağlıklı yaşam ve yenilenme programına katılarak yoğun temposuna kısa bir mola verdi.</p>

<p style="text-align:center"><img height="800" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-3.png" width="600" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>MÜGE BOZ </strong></p>

<p style="text-align:center">Doğayla iç içe huzurlu atmosferiyle dikkat çeken VIVAMAYR, modern Mayr Tıbbı yaklaşımıyla kişiye özel olarak planlanan programlar sunarak bütüncül bir sağlık deneyimi yaşatıyor.</p>

<p style="text-align:center"><img height="800" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-7.png" width="600" /></p>

<p style="text-align:center">Merkez, hem fiziksel hem de zihinsel arınmayı hedefleyen uygulamalarıyla dünyanın dört bir yanından misafirleri ağırlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><img height="800" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-21.png" width="600" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>MÜGE BOZ’UN VIVAMAYR’DA YENİLENME DENEYİMİ!</strong></p>

<p style="text-align:center">Müge Boz, VIVAMAYR’daki konaklaması boyunca bağırsak sağlığına odaklanan modern Mayr Tıbbı protokolünü içeren kişiye özel bir programa katıldı.</p>

<p style="text-align:center"><img height="422" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-vivamayr-2.png" width="750" /></p>

<p style="text-align:center">Program kapsamında uygulanan beslenme düzeni, sindirim sistemini destekleyen terapiler ve farkındalık çalışmaları sayesinde hem fiziksel hem de zihinsel bir arınma sürecini deneyimledi.</p>

<p style="text-align:center"><img height="422" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-vivamayr-4.png" width="750" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>SAĞLIKLI, ZİNDE VE YENİLENMİŞ OLARAK YENİ PROJELERİNE HAZIRLANDI</strong></p>

<p style="text-align:center">Boz, VIVAMAYR detoks merkezindeki deneyimini sosyal medya hesabından takipçileriyle paylaştı.</p>

<p style="text-align:center"><img class="" height="504" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-vivamayr-3-1.png" width="750" /></p>

<p style="text-align:center">Ünlü oyuncu, duygularını şu sözlerle anlattı: “Kendimle baş başa kalıp bedenimi ve zihnimi dinleyebildiğim çok kıymetli bir zaman oldu. Buradan daha dengeli, daha hafif ve yenilenmiş hissederek ayrılıyorum.”</p>

<p style="text-align:center"><img height="422" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-vivamayr-5.png" width="750" /></p>

<p style="text-align:center">Program süresince beslenme alışkanlıklarını yeniden düzenleyen, sindirim sağlığına odaklanan Boz, merkezden yenilenip ve dengelenmiş olarak ayrıldı.</p>

<p style="text-align:center"><img height="867" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/muge-boz-4.png" width="650" /></p>

<p style="text-align:center"><strong>MÜGE BOZ </strong></p>

<p style="text-align:center">VIVAMAYR’ın diğer müdavimleri arasında Elizabeth Hurley, Naomi Campbell, Mert Alaş, Tommy Hilfiger, Mischa Barton, Monako prensesi Caroline, Türkiye cemiyet hayatından Alara Koçibey, Biricik Suden, Serenay Sarıkaya, Reha Özcan, Afra Saraçoğlu, Anıl Altan, İbrahim Çelikkol, Eda Taşpınar gibi pek çok isim yer alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAGAZİN, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/muge-boz</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-5-666.png" type="image/jpeg" length="68744"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ufuk Özkan'ın nakil ameliyatı başarıyla tamamlandı]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/ufuk-ozkanin-nakil-ameliyati-basariyla-tamamlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/ufuk-ozkanin-nakil-ameliyati-basariyla-tamamlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karaciğer yetmezliği nedeniyle tedavi gören oyuncu Ufuk Özkan'ın yaklaşık 11 saat süren nakil ameliyatı başarıyla tamamlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğer yetmezliği nedeniyle tedavi gören oyuncu Ufuk Özkan'ın yaklaşık 11 saat süren nakil ameliyatı başarıyla tamamlandı. Ameliyatın ardından açıklamada bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Organ Nakli Bölümü cerrahlarından Prof. Dr. Onur Yaprak, "Türkiye'nin dört gözle beklediği ameliyatı bugün gerçekleştirdik. Ameliyat sırasında beklenmeyen herhangi bir komplikasyonla karşılaşmadık. Hastamız bu geceyi yoğun bakımda geçirecek. Yarın uyandırma aşamasını deneyeceğiz" dedi.</p>

<p><img height="471" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/i-s-t-a-n-b-u-l-u-f-u-k-o-z-k-a-n-i-n-n-a-k-i-l-a-m-e-l-i-y-a-t-i-1148981-341212.png" width="650" /></p>

<p>Uzun süredir karaciğer yetmezliği tedavisi gören oyuncu Ufuk Özkan bugün yaklaşık 11 saat süren karaciğer nakli ameliyatına girdi. Medipol Sağlık Grubu Organ Nakli Bölümü hekimleri naklin başarıyla tamamlandığını ve sanatçının durumunun iyi olduğunu duyurdu.</p>

<p>Türkiye'nin sevilen yüzü Ufuk Özkan, bir süredir mücadele ettiği hastalıkta en kritik eşiği aştı. Karaciğer yetmezliği teşhisiyle tedavi gören ünlü oyuncu, Medipol Mega Üniversite Hastanesi Organ Nakli Bölümü'nün deneyimli cerrahlarına emanet edildi. Prof. Dr. Murat Dayangaç, Prof. Dr. Onur Yaprak ve Doç. Dr. Cenk Şimşek liderliğindeki uzman ekip, operasyonun ardından sanatçının sağlık durumuna dair açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>'GECEYİ YOĞUN BAKIMDA GEÇİRECEK'</strong></p>

<p>Operasyonun planlandığı gibi başarılı ve sorunsuz şekilde geçtiğini dile getiren Prof. Dr. Onur Yaprak, "Türkiye’nin dört gözle beklediği ameliyatı bugün gerçekleştirdik. Ameliyat sırasında beklenmeyen herhangi bir komplikasyonla karşılaşmadık. Hastamız bu geceyi yoğun bakımda geçirecek. Yarın uyandırma aşamasını deneyeceğiz. Her şey yolunda giderse yüksek ihtimalle yarın ekstübe etmeyi planlıyoruz. Normal şartlarda yoğun bakımda kalış süresi bir ya da iki gün oluyor. Hastanede yatış süresi ise genellikle iki ila üç hafta arasında değişiyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="467" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/i-s-t-a-n-b-u-l-u-f-u-k-o-z-k-a-n-i-n-n-a-k-i-l-a-m-e-l-i-y-a-t-i-1148980-341212.png" width="700" /></p>

<p><strong>PROF. DR. MURAT DAYANGAÇ - PROF. DR. ONUR YAPRAK - DOÇ. DR. CENK ŞİMŞEK </strong></p>

<p><strong>'SÜRECİ YAKINDAN TAKİP ETTİK'</strong></p>

<p>Yaklaşık üç yıldır Ufuk Özkan’ın sağlık sürecini yakından takip ettiklerini vurgulayan Prof. Yaprak, "Bu süreçte kendisinin ne kadar çok sevildiğini hem bizlere hem de ailesine ulaşan mesajlar sayesinde yakından hissettik. Ameliyat sürecinde dualarıyla yanımızda olan tüm sevenlerine teşekkür ediyoruz. Dualarını çok yakınımızda hissederek bu süreci yürüttük. Onlar da iyi ki varlar. Sevenlerinin gözü aydın olsun" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AMELİYAT 11 SAAT SÜRDÜ</strong></p>

<p>Prof. Dr. Murat Dayangaç, "Tüm cerrahi ekibimizle birlikte hem verici hem de alıcı ameliyatını başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Zorlu bir ameliyattı. Yaklaşık 10–11 saat süren yorucu bir operasyon oldu. Anestezi süreci ve cerrahi aşamalarla birlikte uzun sürmesini beklediğimiz bir ameliyattı, çünkü hastamız daha önce cerrahi işlemler geçirmişti. Ancak tüm süreci son derece başarılı biçimde tamamladık ve sonuçtan oldukça mutluyuz" dedi.</p>

<p><strong>OLUMSUZLUK YOK</strong></p>

<p>Bugün planlanan ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Doç. Dr. Cenk Şimşek, "Hastamızı şimdi yoğun bakıma alıyoruz. Bundan sonraki süreçte de yakın takibine devam edeceğiz. Şu an için herhangi bir olumsuzluk bulunmuyor" ifadelerine yer verdi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/ufuk-ozkanin-nakil-ameliyati-basariyla-tamamlandi</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 20:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-32-92.png" type="image/jpeg" length="53716"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Fatih Güngören: 'Soğuk havada sabahları dışarı çıkarken kalbinizi koruyun’]]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/doc-dr-fatih-gungoren</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/doc-dr-fatih-gungoren" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Ataköy Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Güngören, Soğuk hava, kalp ve damar sağlığı üzerine olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Soğuklarda damarların büzüşmesiyle birlikte kalp krizi ve inme riskinin arttığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk hava, kalp ve damar sağlığı üzerine olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Soğuklarda damarların büzüşmesiyle birlikte kalp krizi ve inme riskinin arttığını söyleyen Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Güngören, “Sabah erken saatlerde hormonların etkisi ile vücudun tansiyonu daha yüksek ve kanın pıhtılaşma eğilimi artmıştır. Buna bir de soğuk havanın etkileri eklendiğinde kalp krizi riski çok artar. Sabah işe gitme, hızlı yürüme, servisi veya otobüsü yakalama gibi durumlar sıkça yapılır. Özellikle kalp hastalarının sabah erken saatlerde ani efor gerektiren aktivitelerden kaçınması önerilir” dedi.</p>

<p>Soğuğa maruz kalmış bir kişinin damarlarında vazokontriksiyon denilen kasılma/büzüşme meydana gelebileceğine değinen Medicana Ataköy Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Güngören, “Bu durum kan basıncında artışa yol açarak kalbin büzüşmüş damara kan pompalamasını zorlaştırarak kalbin iş yükünü arttırır. Ayrıca soğuk havalar hormon dengesini de değiştirerek adrenalin hormonunun artışına sebep olur ve bu da hem kalp hızımızı hem de kan basıcını yükseltir. Soğuk havaların bir diğer etkisi ise pıhtılaşmaya eğilim oluşturmasıdır. Pıhtılaşmaya eğilimin artması hem kalp krizi hem de inme dediğimiz durumun oluşma riskinin artışı anlamına gelir” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>SOĞUKTA KALP KRİZİ RİSKİ ARTIYOR</strong></p>

<p>Kış aylarında artan kalp krizi riskinin temelinde soğuk havanın damarlar üzerinde yarattığı büzüşme, tansiyon yükselmeleri, kalbin artan iş yükü ve kalbin artan oksijen ihtiyacının yer aldığına değinen Doç. Dr. Fatih Güngören, “Ayrıca soğuğun pıhtılaşmaya eğilimi arttırması da kalp krizi riskini arttırır. Buna ek olarak kışın insanların daha hareketsiz yaşamaları, kilo artışları ve solunum yolu enfeksiyonları da kalp krizini tetikleyen önemli faktörlerdir. Soğuk havalarda risk artışı herkeste görülse de bazı gruplarda bu artış çok daha belirgindir. Daha önce kalp krizi geçirmiş olanlar, kalp damarında stenti olan veya bypass ameliyatı olanlar, hipertansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği olan hastalar soğuk havalarda daha yüksek risk taşır. Bunun yanı sıra ileri yaştaki bireyler, sigara kullananlar ve düzenli fiziksel aktivitesi olmayan kişiler de soğuk havanın olumsuz etkilerine karşı daha hassas gruptadır” dedi.</p>

<p><img height="900" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/s-o-g-u-k-h-a-v-a-d-a-s-a-b-a-h-l-a-r-i-d-i-s-a-r-i-c-i-k-a-r-k-e-n-1147836-340878.png" width="600" /></p>

<p>Soğuk havada ani ve yüksek tempodaki eforun kalbi zorlayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Fatih Güngören, “Çünkü soğuğun yarattığı damar büzüşmesi ile egzersizin yarattığı yük artışı aynı anda üst üste biner. Yani kalp birdenbire hem daha fazla çalışmak zorunda kalır hem de daha daralmış damarlara karşı kan pompalamaya çalışır. Bu da özellikle soğuk havalarda yapılan kar temizleme veya hızlı yürüyüşler sırasında kalp krizi yaşanmasına neden olabilir. Üşümek kalbi doğrudan etkileyebilir. Soğuk, damar büzüşmesini artırarak kalbin iş yükünü yükseltir. Kat kat giyinmek, ısı kontrolünü daha iyi sağlar ve terleyip sonra üşümeyi önler. Bu nedenle kalp hastalarının kat kat giyinmesi, özellikle göğüs, boyun, sırt ve baş bölgesini koruması önemlidir. Çok soğuk havalarda atkı, bere ve eldiven kullanmak çok işe yarar. Ani ısı kaybı kalp üzerinde stres yaratabileceği için soğuktan korunmak basit ama etkili bir önlemdir” diye konuştu.</p>

<p><strong>SABAHLARI EVDEN ÇIKARKEN DİKKAT</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Sabah erken saatlerde hormonların etkisi ile vücudun tansiyonu daha yüksek ve kanın pıhtılaşma eğilimi artmıştır” diyen Doç. Dr. Fatih Güngören, “Buna bir de soğuk havanın etkileri eklendiğinde kalp krizi riski çok artar. Sabah işe gitme, hızlı yürüme, servisi veya otobüsü yakalama gibi durumlar sıkça yapılır. Özellikle kalp hastalarının sabah erken saatlerde ani efor gerektiren aktivitelerden kaçınması önerilir. Kalp kaynaklı göğüs ağrısı ile ‘üşütme/soğuk alma’ sonrası gelişen kas-iskelet veya solunumsal ağrılar bazen karışabilir. Kalp kaynaklı göğüs ağrısı göğsün orta kısmında, baskı-yanma-sıkıştırma tarzında, boyna-çeneye-kola-sırta yayılabilen ağrılar iken; soğuk algınlığına bağlı ağrılar tek bir noktada, daha az yayılım gösteren bazen yan tarafta olabilen iğne batar gibi olan ağrılardır. Kalp kaynaklı ağrılar eforla ortaya çıkarken, soğuk algınlığı ağrısı nefes almakla ve pozisyon ile değişen ağrılardır. Bazen bu iki ağrı birbirine karışabilir. Bunun ayrımının bir hekim tarafından yapılması gerekebilir” dedi.</p>

<p><strong>SANAL ANJİYO İLE DAMARLARINIZA BAKTIRIN</strong></p>

<p>Düzenli kardiyolojik kontrollerin kalp krizi riskini önlemede büyük önem taşıdığını kaydeden Doç. Dr. Fatih Güngören, “Risk faktörleri olan bireylerde EKG, efor testi, ekokardiyografi gibi tetkiklerle kalp fonksiyonları değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmenin sonucunda riskli bulunan hastalara sanal anjiyografi yapılarak hastaların kalp damarlarında bir sorun olup olmadığı netliğe kavuşturulabilir. Son yıllarda hem teknolojik ilerlemelerin sağlandığı tomografi cihazlarındaki yüksek çözünürlük hem de bu alandaki görüntü yorumlayıcı yapay zekâ destekli programlar ile kalp damarları girişimsel bir işleme gerek kalmadan görüntülenebilmektedir. Sanal anjiyonun sunduğu erken tanı imkânı sayesinde uygun tedavi ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle ciddi kalp olaylarının önüne geçmek mümkün hale gelmiştir” şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/doc-dr-fatih-gungoren</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-20-383.png" type="image/jpeg" length="12411"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Serra Oğuz Aydın: 'Diş kaybı sadece gülüşü değil, tüm vücut dengesini etkiliyor']]></title>
      <link>https://www.haberchannel.com/prof-dr-serra-oguz-aydin-dis-kaybi-sadece-gulusu-degil-tum-vucut-dengesini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.haberchannel.com/prof-dr-serra-oguz-aydin-dis-kaybi-sadece-gulusu-degil-tum-vucut-dengesini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil; çiğneme fonksiyonundan vücut dengesine, yüz görünümünden genel sağlığa kadar birçok sistemi etkileyen ciddi bir sağlık problemi yaratabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil; çiğneme fonksiyonundan vücut dengesine, yüz görünümünden genel sağlığa kadar birçok sistemi etkileyen ciddi bir sağlık problemi yaratabiliyor. Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, tedavi edilmeyen diş eksikliklerinin kişiyi 5-10 yıl daha yaşlı gösterebildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlığımızı birçok açıdan etkileyen dişlerimizde yaşanan kayıpların tedavi edilmemesi zincirleme sorunlara sebep oluyor. BAU Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, diş eksikliğinin çene kemiğinin zayıflamasına, yüz şeklinin değişmesine, sindirim sorunlarına ve duruş bozukluklarına yol açabildiğini belirtti. Ahmet, bu sürecin zamanla zincirleme sağlık sorunlarına neden olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Çoğu zaman estetik kaygı ya da çiğneme zorluğuyla dikkat çeken diş kayıplarının genel sağlığımız açısında birçok etkisi bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, diş kayıplarının oluşturduğu etkinin birbirlerini tetikleyen sağlık sorunlara yol açtığına dikkat çekti. Diş kayıplarını değerlendiren Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, “Diş kaybı çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun ya da çiğneme zorluğu olarak düşünülür. Oysa bilimsel araştırmalar, eksik dişlerin yalnızca yüzü yaşlandırmakla kalmadığını; kas, eklem ve iskelet sistemini de olumsuz etkilediğini, hastanın postürünü değiştirdiğini de ortaya koyuyor. Başka bir deyişle dişler, sandığımızdan çok daha büyük bir denge sisteminin parçası olduğundan, tek bir diş eksikliğinin bile göz ardı edilmemesi gerekir" dedi.</p>

<p><img height="432" src="https://haberchannelcom.teimg.com/haberchannel-com/uploads/2026/02/d-i-s-k-a-y-b-i-s-a-d-e-c-e-g-u-l-u-s-u-d-e-g-i-l-t-u-m-v-u-c-1147602-340790.png" width="650" /></p>

<p><strong>ÇENE KEMİĞİNDE YÜZDE 40'A VARAN KAYIP</strong></p>

<p>Dişlerin yüzün alt bölümünü şekillendiren ve çiğneme sistemini oluşturan yapılar olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet, bilimsel çalışmalara göre diş çekimini takip eden ilk 6-12 ay içinde çene kemiğinde yüzde 25 ila yüzde 40'a varan kemik kaybı görülebildiğini belirtti. Ahmet, tek bir diş kaybının bile çiğneme sistemindeki dengeyi bozabildiğini söyledi.</p>

<p><strong>5-10 YIL DAHA YAŞLI GÖRÜNÜM</strong></p>

<p>Diş kaybının çiğneme kaslarının zayıflamasına ve çiğneme gücünün azalmasına sebep olabildiğini de aktaran Prof. Dr. Ahmet, “Çiğneme sırasında aktif olarak çalışan kaslar diş eksikliği nedeniyle yeterince kullanılamadığında bu kasların etkinliklerinin azalmaya başladığını görüyoruz. Bu durum; yüzde sarkma hissi, ağız çevresinde kırışıklıkların artması, dudakların birbiri üzerine yığılması yorgun ve çökmüş bir yüz ifadesine sebep olurken, birçok hasta da bu süreci 'yüzüm eski dolgunluğunu kaybetti' diyerek ifade ediyor" diye konuştu.</p>

<p>Diş eksikliğinin oluşturduğu kemik kaybıyla dudakların desteğini yitirerek içe doğru çekilmelerine, yanakların çökmesine, alt yüz yüksekliğinin azalmasına çene hattının belirginliğini kaybetmesine neden olabildiğine değinen Prof. Dr. Ahmet, bu durumun kişinin kronolojik yaşından 5-10 yıl daha yaşlı bir görünüme sahip almasına sebep olabildiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>'VÜCUT DENGESİNİ ETKİLİYEBİLİYOR'</strong></p>

<p>Diş eksikliklerinin etkisinin yüzle sınırlı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Ahmet, çiğneme sisteminin; çene eklemi (TME), boyun kasları, omuzlar ve hatta omurga ile doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Ahmet “Eksik dişler nedeniyle çiğnemenin tek taraflı yapılmaya başlanmasıyla birlikte çene eklemine ve kalan dişlere binen yük artar. Çene ekleminde ağrı, ses gelmesi ve kilitlenme gibi olumsuzluklar görülebilir. Boyun ve omuz kaslarında gerginlik oluşabilirken, duruş bozuklukları, baş ağrıları da ortaya çıkabilir. Yapılan birçok çalışma, uzun süreli diş eksikliği olan bireylerde çene eklemi rahatsızlıkları ve boyun ağrılarının daha sık görüldüğünü göstermektedir. Yani ağızdaki küçük bir eksiklik, zamanla tüm vücut dengesini etkileyebilecek hale gelebilir" ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong>'BEYİN DEĞİŞİME UYUM SAĞLAMAYA ÇALIŞIYOR'</strong></p>

<p>Çiğnemenin beynin motor ve duyusal alanlarını aktif tutan önemli bir fonksiyon olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet, diş eksikliği sonucu çiğnemenin azalmasıyla birlikte beynin de bu duruma uyum sağlamaya çalıştığını belirtti. Ahmet, yemek yerken çabuk yorulma, sert gıdalardan kaçınma, beslenme alışkanlıklarının değişmesi gibi durumlara da sebep olan diş eksikliği tedavisinin önemli olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>ZAMANINDA TEDAVİ ÇOK ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Tedavi süreciyle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, özellikle implant destekli protetik tedavilerin, mevcut çene kemiğini koruyarak kemik kaybını yavaşlattığını ve yüzün doğal destek yapısını koruduğunu belirtti. Ahmet, “Tedaviyle birlikte, çiğneme fonksiyonu yeniden sağlanır, çene eklemi üzerindeki yükler dengelenir, yüz kasları tekrar aktif çalışmaya başlar, boyun ve omuz kaslarındaki dengesizlikler azalır. Bu nedenle protetik tedavilerin, yalnızca ağız ve diş sağlığı değil aynı zamanda genel vücut sağlığı açısından da önemdir" dedi.</p>

<p>Diş kaybından sonraki 1-2 yıl içinde yapılmayan tedavilerin hem kemik kaybını artırdığını hem de ilerideki tedavi seçeneklerini sınırladığını belirten Ahmet sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Diş kaybı sonrası 'Nasıl olsa sonra yaptırırım' düşüncesi, kemik ve kas sistemindeki olumsuz değişimlerin hızlanmasına neden oluyor. Bu nedenle tedavi sürecini geciktirmemek gerekiyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.haberchannel.com/prof-dr-serra-oguz-aydin-dis-kaybi-sadece-gulusu-degil-tum-vucut-dengesini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2026/02/basliksiz-19-395.png" type="image/jpeg" length="43497"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
