Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur. Siyaseti; hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp, muhatabın düşmanlaştırıldığı bir yıpratma savaşına dönüştürmek vahim bir hatadır. Elbette her siyasi partinin, her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını kastetmiyoruz. Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler, Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak, her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti, Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak, ‘Türkiye merkezli siyaset’ icra etmelidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda 'TBMM 28’inci 5’inci Yasama Yılı Açılış Programı'na katıldı. Erdoğan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un davetiyle genel kurula girişinde milletvekilleri tarafından ayakta karşılandı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve milletvekilleri ile locada oturan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise ayağa kalkmadı. İstiklal Marşı'nın okunması ardından Özel ve milletvekilleri genel kuruldan ayrıldı. Genel kurula hitap eden Erdoğan, "Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bu Meclis, milletimizin ayağına pranga, boynuna urgan geçirmeye kalkan müstevlilere karşı Milli Mücadeleyi başarıyla sevk ve idare etmiştir. 80 kilometre öteden top sesleri gelirken bile Yüce Meclis çalışmasını sürdürmüş, milletimizin tevdi ettiği meşaleyi şanla, şerefle taşımaya devam etmiştir. Meclisimizin bu mücadelesi müstevlilerin, işgalcilerin ve emperyalistlerin kıskacından çıkış yolu arayan mazlum milletlere de örnek olmuştur" dedi.

'GAZİ MECLİSİMİZ AĞIR SINAVI ALNININ AKIYLA VERMİŞTİR'

Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1921 senesinde, Büyük Millet Meclisi’nin 2’nci Yasama Yılı açılışında gerçekleştirdiği konuşmayı hatırlatarak, “Sık sık alkışlarla kesilen bu konuşmadan 95 sene sonra Yüce Meclisimiz, millete öncülük görevini bir kez daha yerine getirmiştir. 15 Temmuz gecesi bombaların altında milletin emanetini savunan Gazi Meclisimiz; meydanlarda, caddelerde, havalimanlarında darbeye direnen milletimizle birlikte, o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir. Bu vesileyle o gece milletin emanetine sahip çıkan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor; Rabbim, bu Meclis’i bir daha aynı mücadeleyi vermek mecburiyetinde bırakmasın, diyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biri olduğunu, 1 Ekim 2025’te başlayıp 10 Ağustos 2026’ya kadar devam eden 4’üncü Yasama Yılı’nda da önemli kararların alındığı, yoğun ve meşakkatli bir mesai döneminin geçirildiğini belirtti.

‘FARKLI FİKİR VE ÖNERİLERE KULAK VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

Erdoğan, “Bugün itibarıyla başlayan yeni yasama yılının da fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce, fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dahilinde dile getirileceği, tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli, bereketli bir yıl olmasını yürekten temenni ediyorum. Biz, iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak, her zaman olduğu gibi, yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz. Milli iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni yasama yılında bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum” dedi.

‘TEK BİR VATANDAŞIMIZIN KILINA ZARAR GETİRTMEDİK’

Siyasetçiler olarak birinci vazifelerinin, millete layıkı veçhile hizmet etmek olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Şahsım dahil hepimiz milletin sorunlarına çözüm bulmak, dertlerine çare olmak, ülkenin önünü ve ufkunu açmakla mükellefiz. Bir ay sonra 24’üncü yıl dönümüne kavuşacağımız iktidarlarımız boyunca, kesintisiz biçimde, istikrarlı, kararlı ve samimi bir şekilde, biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk. Ekonomiden demokrasiye, iç siyasetten dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar, ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık. İnsanımızın kalbinde onulmaz yaralar açan 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçti. Hayatını kaybeden kardeşlerimizin acısı hala içimizi yakıyor olsa da bugün, 11 ilimizi yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşıyoruz. Milletimize verdiğimiz sözü bir kez daha tuttuk; asrın inşasını tamamladık; toplam 455 bin 357 konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık. Ekonomide, bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen, Türkiye’yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık. Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde, tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik.”

‘SAVUNMA SANAYİNDE İKİ İŞİ BİRDEN BAŞARDIK’

2026’nın ilk yarısında Türkiye’nin yıllık yüzde 2,5 büyüdüğünü, yıllıklandırılmış milli gelirin 1,7 trilyon doları aştığını, ihracatın ağustos ayında yıllık 280,3 milyar dolarla rekor kırdığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçen sene yaşanan zirai don ve kuraklığın ardından tarımımız hızlı bir toparlanma kaydetti. Turizmde, çevremizdeki çatışmalara rağmen güçlü seyrimizi koruduk. Yılın ilk 6 ayında turizm geliri 25,7 milyar dolara ulaştı. Savunma sanayiinde ise iki işi birden başardık. Hem yeni ürünlerle milli savunma sanayimizi güçlendirdik hem de bu alanda dünyaya satış yapan bir ülke olduk. Yılın ilk 8 ayında savunma ve havacılık ihracatımız yüzde 16,2 artışla 6,3 milyar dolara çıktı. Dış dengede sürdürülebilir bir noktadayız. Cari açığın milli gelire oranının bu yıl yüzde 2,6’da kalmasını bekliyoruz. Enerji faturasının ağırlaştığı bir yılda bu oran, ekonomimizin ne kadar dayanıklı hale geldiğinin göstergesidir. Kamu maliyesinde disiplinden sapmadık. Bu yıl bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3,1 ile sınırlamayı ve faiz dışı fazla vermeyi hedefliyoruz” dedi.

‘FON PİYASASINDA ORTAYA ÇIKAN SORUNUN ÜSTESİNDEN GELİYORUZ’

Erdoğan, “Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek, kimsenin hakkını kimseye yedirmeden, bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun, iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet, hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar, çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

‘EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZ FARKLILIKLARIMIZDIR’

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Biz yanlış yapanla vedalaşır, yolumuza güçlenerek devam ederiz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Biz yanlış yapanla vedalaşır, yolumuza güçlenerek devam ederiz"
İçeriği Görüntüle

Cumhurbaşkanı Erdoğan, günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında, toplumda ‘iç kanamaya’ sebep olan yapay kutuplaşmanın yer aldığını vurgulayarak, “Bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesi; değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesi, elbette mümkün değildir; bu, doğru da sağlıklı da değildir. Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz, esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir. Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde, farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir. Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız, tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür. Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu, milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir. Hiç kuşkusuz, siyaset kurumu, farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak, siyasetin; farklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır. Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dahilinde çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla, kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi, siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır” ifadelerini kullandı.

‘TÜRKİYE’NİN AYARLARININ BOZULMASI HASIMLARININ İŞİNE YARAR’

Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Yakın çevremizdeki hadiselere baktığımızda, yerel bazdaki ayrışmaların, siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin ‘yumuşak karnına’ dönüştüğünü, daha doğrusu dönüştürüldüğünü görüyoruz. Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkeler, içeriden çözülmek ve çökertilmek istenmektedir. Bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde ise ‘emperyalist-Siyonist ittifakı’ bulunmaktadır. Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes, inanıyorum ki, şu gerçeği görebiliyor: Binlerce yıldır bir arada yaşayan; huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin, son dönemde artan bir şekilde, siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması, sadece iç dinamiklerle açıklanamaz. İç dinamikler bellidir; tarih içinde, asırlar boyunca teşekkül etmiştir. Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye’nin deyim yerindeyse fabrika ayarlarını bozmak, demektir. Türkiye’nin ayarlarının bozulması, siyasetin işine yaramaz; sadece ve sadece Türkiye’nin hasımlarının işine yarar. Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik.”

‘YENİ SİYASETİ TÜRKİYE’YE HAKİM KILACAĞIZ’

Çok partili demokrasiye geçişten itibaren, ne zaman bir atılım içinde, bir kalkınma hamlesi içinde olunsa, operasyonların hedefi haline geldiklerini söyleyen Erdoğan, “Sokaklarımız karıştırıldı. Gençlerimiz düşmanlaştırıldı. Aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildi. Siyasi ve toplumsal huzurumuz suikasta uğradı. Bizimle aynı ligde olan ülkeler koşarken, biz yıllarca başta ekonomi olmak üzere, birçok alanda patinaj yaptık, oyalandık, irtifa ve ivme kaybettik. Bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikrarsızlığa bakıldığında, her seferinde Türkiye’nin kaybettiği, her seferinde milletin kayıplar verdiği, ağır bedeller ödediği çok net görülecektir. Açıktır ki millet kaybederken, milletin hasımları kazanmıştır. Türkiye kaybederken, kazanan Türkiye’nin rakipleri, maalesef Türkiye’nin yeminli düşmanları olmuştur. Ne Türkiye’nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye’ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur. Türkiye’de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu ‘cephe siyasetinin’ raf ömrü dolmuştur. Siyaseti; hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp, muhatabın düşmanlaştırıldığı bir ‘yıpratma savaşına’ dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler, yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır. Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor: Ya, kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz ya da asgari müştereklerde buluşmayı, ‘mutabakat içinde rekabeti’ esas alan yeni siyaseti Türkiye’ye hakim kılacağız. Eğer Türkiye, yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa eğer Türkiye, önüne açılan tarihi fırsatları değerlendirecekse, bu paradigma değişimini, hep beraber, vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız. Elbette her siyasi partinin, her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını kastetmiyoruz. Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler, Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak, her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti, Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak, ‘Türkiye merkezli siyaset’ icra etmelidir. Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye’nin milli menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda, siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz, buna ‘iç cephenin tahkim edilmesi’ diyoruz. Biz, buna ‘Büyük Türkiye Mutabakatı’ diyoruz.”

‘TERÖR BUGÜN BİTME NOKTASINA GELMİŞTİR’

‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin, bu toplumsal mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulayan Erdoğan, “Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda, Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye’nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye’nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgar estirmiştir. Terörün ya da terör örgütlerinin, Türkiye’yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir; fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye’nin enerjisini heba ettiği, Türkiye’yi oyaladığı, Türkiye’nin kaynaklarını tükettiği açıktır. Son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye, hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olmuştur. Terör üzerinden içerde yaşanan tartışmalar, Türkiye’nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit etmiş, dış politikada elini zayıflatmıştır ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır. Çerçeve Yasa’nın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihi mutabakat aziz milletimizi, Türkiye’nin dostlarını sevindirirken; hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye’nin hasımlarını da üzmüş; onları hayal kırıklığına uğratmıştır. Çerçeve Yasa’da da vazedildiği gibi, bir izleme süreci vardır. Gerekli adımlar atıldığında, ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır. İşte burada, tam da biraz önce ifade ettiğim mili mutabakat daha bir anlam kazanacaktır. Terörsüz, çatışmasız, kavgasız bir ortamda, sorunlarımızı karşılıklı saygı ile tartışıp çözüm üretmek, çok daha kolay ve mümkün hale gelecektir. Siyasetin demokratik kapasitesi inşallah daha da güçlenecektir. Türkiye’nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir Anayasa yapma şartları, inanıyorum ki, daha da olgunlaşacaktır” dedi.

‘SİVİL BİR ANAYASA HEDEFİ TÜRK DEMOKRASİSİNİN RÜŞTÜNÜ İSPAT MÜCADELESİDİR’

Darbe anayasalarının kurduğu vesayet mimarisinin, sivil siyasetin önünde yeri gelmiş gerçek bir engel olduğunu, yeri geldiğinde kullanışlı bir mazerete dönüştüğünü dile getiren Erdoğan, “12 Eylül’ün lider kadrosu, darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap vermiş, yargılanmış, mahkum olmuştur. Ancak yürürlükteki anayasa, müellif olarak onların imzasını taşımaktadır. Açık söylüyorum; milletimiz buna ne layıktır ne de razıdır. Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır. Başka hiçbir gerekçesi olmasa dahi, üstüne bastığımız zemine düşen bu gölgeyi kaldırmak, sistemi bu lekeden arındırmak, harekete geçmek için yeterli bir nedendir. Bu yönüyle yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir. Millet egemenliğinin kalpgahı olan bu Gazi Meclisimiz, her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir. Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir. Bu Meclis, Türkiye’nin milli ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir. Bilhassa huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, önyargıları tuz buz etmiştir. Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihi bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz. Temennimiz; bu başarının, gündelik çekişmelere kurban edilmeden, Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır. Türkiye’nin ufkunu genişletecek yeni bir anayasa, kutuplaşma siyasetinin değil, ‘mutabakat içinde rekabeti’ esas alan yeni siyasetin eseri olacaktır” diye konuştu.

‘İLK 4 MADDEYLE İLGİLİ TAVRIMIZ BELLİDİR’

Erdoğan, “Bunu başardığımızda, devlet ve millet arasındaki köprüleri daha sağlam şekilde kurmuş oluruz. Bunu başardığımızda, güçlü devlet-özgür toplum idealini, birini diğerine tercih etmeden birlikte yaşatmanın yolunu açmış oluruz. Bunu başardığımızda, hem hukuku anlamlı kılacak bir demokratik zemine, hem de demokrasiyi koruyacak bir ‘üstün hukuk mantığı’na kavuşmuş oluruz. Bunu başardığımızda, kazanımlarımızı kalıcılaştırır, çoğulcu demokrasiyi kurumsallaştırır ve gerçek anlamıyla halkın yönetimine dönüştürürüz. Toplumu, kontrol altında tutulması gereken bir tehdit alanı olarak gören vesayetçi anlayışın reddi bunu gerektirir. Siyaseti ve toplumu; refahın, ilerlemenin, gelişmenin dinamik gücü olarak kabul eden demokratik bir anayasa anlayışı da bu sayede yeşerir. Sesi, milletin sesiyle hemavaz olanların bu süreçte korkacağı, çekineceği bir tartışma olamaz, olmamalıdır. Demokraside, hiç kimse hakikat tekeline sahip değildir. Her düşünce kıymetli, her öneri değerlidir. Her fikirden, her özgün tekliften istifade edilmelidir. Diğer taraftan, milletimizin yeni bir anayasa özlemi de üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir. Anayasanın yürürlükteki ilk dört maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir. Türkiye Yüzyılına yakışır yeni ve sivil bir anayasa için kolları sıvamak herkes için gerçek bir samimiyet sınavıdır. Milletimizin bu büyük özlemini gidermek üzere siyasi partilerimizin, taahhütlerine uygun olarak harekete geçmelerinde fayda görüyorum. İçinde bulunduğumuz yasama yılının Türkiye’nin imkan ve fırsatlarını geliştiren bir anayasa yılı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, konuşmasının ardından muhalefet sıralarına yönelerek, DEM Parti Eş Genel Başkanları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve milletvekilleriyle tokalaşarak, genel kuruldan ayrıldı. (DHA)