En vazgeçemediğim prensip, dürüstlük diyebilirim” açıklamasında bulunan Zehra Öney sözlerine şu şekilde devam etti: “Yalan duymaktan ve yalan söylemekten nefret ederim. Canlı olan her şey benim için çok kıymetlidir. Canlılara hak ettikleri değeri verdiğimizde aldığımız karşılığın daha sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dünyanın içinde olmamıza imkân sağladığına inanırım. Pozitif enerjili insanlarla çalışmak ve arkadaşlık etmekten hoşlanırım. Özel hayat ve dengesini de olabildiğince kurmak isterim. Kadınların ve erkeklerin birlikte bir şeyler paylaşmaları, üretmeleri, geliştirmeleri gerektiğini düşünürüm. Bu yüzden cinsiyetçi bakış açıları beni her zaman rahatsız eder. Ayrıca toplumsal duyarlılığım yüksektir. Bana toplumsal olarak bir görev düşerse bu görevi kabul ederek meseleye duygusallık karıştırmadan, odaklı, planlı, bütünsel ve etkiyi ölçebilecek şekilde çalışırım. Örneğin; Teknolojide Kadın Derneğinde, derneğin ana faaliyet alanı olmamasına rağmen 6 Şubat depremleri sonrasında Hatay’da ekibimle birlikte elli gün geçirdim ve yardımları bizzat elimle teslim ederek her bir yardımın hedeflenen yere ulaştığından emin oldum.”

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile ilgili de görüşlerini paylaşan Zehra Öney "Bu çağda insanı insan olarak nasıl güçlendireceğimizi konuşmalıyız. Bu yüzden en büyük dileğim mart ayında konuştuğumuz problemlerin, cinsiyet eşitsizliğinin bir an önce çözüme kavuşması ve mart ayını üretken insan odaklı bir şekilde kutluyor olmamız. Bunu gerçekten temenni ediyorum" diyerek sözlerini noktaladı.

ZEHRA ÖNEY: “EN VAZGEÇEMEDİĞİM PRENSİP, DÜRÜSTLÜK DİYEBİLİRİM” 

360+ Media Interactive Technologies Kurucu Ajans Başkanı ve Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney, cinsiyet eşitsizliğini ele alarak önerilerini MAG okurlarıyla paylaşıyor.

Kendinizden bahseder misiniz?

Güler Sabancı: "Seçimin galibi Türkiye demokrasisidir" Güler Sabancı: "Seçimin galibi Türkiye demokrasisidir"

Teknolojide toplumsal cinsiyet eşitliği anlamında liderliği üstlenen bir insan olduğumu söyleyebilirim. Hayat yolculuğumun bunda çok büyük etkisi oldu. Cinsiyet konusunda baskı görmediğim, yeteneklerim doğrultusunda ilerleyebildiğim bir evde büyüdüm. Sosyal ilişkilerim hep iyi oldu. Bu nedenle üniversite sonrasında kendi isteğimle on yıl kadar turizmde kariyer yaptım. Teknoloji dünyasına adım atmam Turkcell ile birlikte oldu. Turkcell’de çalıştığım altı yıl boyunca Turkcell’in akademisinde kendimi teknoloji alanında oldukça geliştirdim. Burada Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri İlişkilerinden Sorumlu İş Geliştirme Departmanı’nda çalıştıktan sonra daha fazla sorumluluk almam gerektiğini hissederek Mobilera’nın genel müdürü olarak çalışmaya başladım. Mobilera’da iyi bir takım kurarak, dünya çapında mobil pazarlama alanında yolu çekenlerden olduk. Anahtar teslim hizmet veren ajans sistemine ek olarak bugün çok konuşulan artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve o dönem dünyada bir ilk olan ev dışı interaktivite alanında uluslararası birçok ilke imza attık. Sonrasında kariyerime girişimci olarak devam etmek amacıyla kendi ajansım olan 360+ Media Interactive Technologies’i kurdum. Aynı dönemde İngiliz artırılmış gerçeklik girişimi olan Blippar’ı Türkiye’ye getirdim ve Blippar Türkiye’nin CEO’su oldum. Dört yılda yüz elliden fazla proje hayata geçirip on milyondan fazla insanın artırılmış gerçekliği deneyimlemesini sağladım ve bu alanda pazarı açmış oldum. Bir yandan da birçok STK’de aktif olarak görev aldım ve yedi yıl boyunca Bahçeşehir Üniversitesi Graduate School of Business’ta Yönetim Kurulu üyesi olarak çalıştım.

Bu kadar uzun süre boyunca teknoloji sektöründe çalışırken kadının varlığının bu sektörde oldukça az olduğunu gördüm ve bu açığı kapatmak üzere harekete geçtim. İki yıllık bir ön çalışma sonrasında benimle aynı hedefi paylaşan yetmiş beş bireysel ve kurumsal üye ile birlikte bilim ve teknolojide yetkin ve uzman insan sayısını artırmak, özellikle sayıca az ve motivasyonu düşük kadınları istihdama ve üretime katmak üzere Teknolojide Kadın Derneğini kurdum. Bugün yüz altmıştan fazla kurumsal üyesi bulunan derneğimiz bugüne kadar yüzde yetmiş altısı kadın olmak üzere beş binden fazla mezun verdi.

Vazgeçemediğiniz prensipleriniz nelerdir?

En vazgeçemediğim prensip, dürüstlük diyebilirim. Yalan duymaktan ve yalan söylemekten nefret ederim. Canlı olan her şey benim için çok kıymetlidir. Canlılara hak ettikleri değeri verdiğimizde aldığımız karşılığın daha sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dünyanın içinde olmamıza imkân sağladığına inanırım. Pozitif enerjili insanlarla çalışmak ve arkadaşlık etmekten hoşlanırım. Özel hayat ve iş dengesini de olabildiğince kurmak isterim. Kadınların ve erkeklerin birlikte bir şeyler paylaşmaları, üretmeleri, geliştirmeleri gerektiğini düşünürüm. Bu yüzden cinsiyetçi bakış açıları beni her zaman rahatsız eder. Ayrıca toplumsal duyarlılığım yüksektir. Bana toplumsal olarak bir görev düşerse bu görevi kabul ederek meseleye duygusallık karıştırmadan, odaklı, planlı, bütünsel ve etkiyi ölçebilecek şekilde çalışırım. Örneğin; Teknolojide Kadın Derneğinde, derneğin ana faaliyet alanı olmamasına rağmen 6 Şubat depremleri sonrasında Hatay’da ekibimle birlikte elli gün geçirdim ve yardımları bizzat elimle teslim ederek her bir yardımın hedeflenen yere ulaştığından emin oldum.

Kadınların iş hayatındaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? İş hayatına yeni atılan kadınlar için tavsiyeleriniz nelerdir?

Yapay zekânın hayatımızın her alanını etkilediği ve toplumların teknoloji alanında gelişmeye yatırım yaptığı bir dönemde, kadınların teknoloji odaklı sektörlerdeki oranının çok düşük olduğunu gözlemliyoruz. STEM (Science, Technology, Engineering, Mathematics) alanında mezun olan kadınlar yüzde otuz beş civarlarında olmasına rağmen, bu alandaki işlere baktığımızda kadın yüzdeleri on küsurlara kadar düşüyor. Bu düşüş sadece kadınları teknolojiden uzak tutmakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomik gelişmenin de önüne geçiyor. Dünya Ekonomik Forumu önümüzdeki beş yıl içerisinde özellikle yapay zekâ teknolojisinin hayatımıza girmesi ile birlikte işlerin yüzde yirmi üçünün değişeceğini öngörüyor. Bu değişim ise en çok hizmet sektöründe çalışan kadınları etkileyecek ve kadınlar yoksullaşacak. Birleşmiş Milletler; 2030 yılında dünya nüfusunun yüzde sekizinin, yani üç yüz kırk milyon kadın ve kız çocuğunun, aşırı yoksulluk içinde yaşayacağını tahmin ediyor. Bu nedenle kızlarımızın, genç kızlarımızın ve kadınlarımızın; yapay zekânın insan hayatını dönüştürdüğü bu dönemde teknoloji alanında eğitim alması, gelişmesi ve bu alanda istihdama katılarak kendi hikâyelerini yazmaları çok önemli. Teknolojide Kadın Derneği de bu doğrultuda üç ana odakta kurulmuş bir dernek: Eğitim, sürdürülebilirlik, araştırma-ölçümleme. Derneğimizde “seksen ile yirmi” kotamızla kadınlara pozitif ayrımcılık sağlayarak onların uzman, yetkin ve rol model bireyler olarak istihdama katılmaları için çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Çağdaş kadını tanımlar mısınız? Çağdaş kadın hangi özelliklere sahip olmalı?

Çağdaş kadın öncelikle “kadın” diye bir ayrımı düşünmeyendir. Yani kendisini insan olarak algılar, yetenekleri ve hayata bakışı doğrultusunda yapmak istediği şeyler için kolları sıvayabilir. Güçlü etik kuralları vardır, işini yaparken kimseye zarar vermeyi düşünmez, rekabeti kendisiyle yaşar. Sürekli öğrenir, öğrendiğini sahada uygulamaktan çekinmez. Vicdanı ve ahlakı son derece gelişmiştir, toplumsal konulara duyarlıdır. Yeni çağın vizyonu ve heyecanını taşırken bu çağın ihtiyaçlarına ve gerekliliklerine uygun hareket eden; yani rutinlerde kalmayan, rutini değiştirme konusunda tereddüt etmeyen kadın benim için çağdaş kadındır.

Kadınlar iş hayatında ne gibi zorluklar ile karşılaşıyor? Kendi sektörünüzde yaşadığınız deneyimlerden ve gözlemlerden bahsedebilir misiniz?

STEM alanında eğitim alan kadınların STEM dışındaki bölümlerde kariyerine devam etmemelerinin en önemli nedenlerinden biri erkek egemen çalışma koşullarını ya da günlük olarak maruz kaldıkları ön yargıları kabul etmeyerek kendilerini daha rahat hissettikleri alanlarda çalışmaya başlamaları. Biz toplumlar olarak bugüne kadar meslekleri “erkek işi” ve “kadın işi” diye ayırdık. Bunun en temel nedenlerinden biri; kadın ve erkek arasındaki fiziksel farklılıklardı. Gelişen teknolojiler sayesinde kadın ve erkekleri fiziksel olarak ayrıştıran faktörler robotik ve otomasyonun ilerlemesi ile birlikte giderek önemsizleşiyor. İyi ki de böyle oluyor, çünkü ülkemizin refahı için kadınların da STEM alanındaki sayılarının bir an önce artması gerekiyor. Bu nedenle ben her zaman “Çözerse teknolojide kadın çözer.” diyorum.

İş ve sosyal hayat arasındaki dengeyi nasıl koruyorsunuz?

Sosyal hayatıma, arkadaşlığa, dostluğa çok kıymet verdiğim için akşamları ve hafta sonları dostlarıma zaman ayırmayı sevgi ve mutluluk ile yapıyorum. Bu zamanı ayırmazsam, iş hayatında da başarılı olmadığımı hissediyorum. Tabii ki yoğun iş temposu; sizi aile ilişkilerinizde yeteri kadar ya da beklenen ölçüde rol almanızı bazen engelliyor. Burada benim şansım; bana çok destek olan harika bir eşimin olması ve çocukluğundan beri kızımın beni her zaman motive etmesi, benimle gurur duyması oldu. Bu yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum. Bundan sonrasında da kendime ait zamanları biraz daha verimli kullanmak için sürekli olarak kendimi eğitiyorum, öğreniyorum ve öğrendiğimin bana fayda getirmesi için uyguluyorum.

Çalışmanın ve üretmenin size neler kazandırdığını düşünüyorsunuz?

Çalışmak ve üretmek benim yaşam prensiplerim arasında. Asla durmayı düşünmüyorum. Eşimle birlikte yüz yaşından daha uzun yaşama gibi bir hedef koyduk. Biraz abartıyor olabiliriz ama teknoloji çağında ölümsüzlüğü bulursak pek de şaşırmam. Sağlıklı, güçlü olursam, elim ayağım tutarsa, beynim çalışırsa; çalışmak ve üretmek konusunda çok heyecanlıyım. Öyle bir çağa girdik ki biz “bir çağı devirenler” bu yeni çağda sürekli olarak öğrenmek, gelişmek, geliştirmek zorundayız. Bunun da bizlere iyi geleceğini düşünüyorum. Bu yüzden, eşime de yaptığım bir baskı var bu konuda. Birlikte çalışacağız, birlikte üreteceğiz diyorum. Biraz dinlenme anlarını çoğaltsak bile, üretmekten ve çalışmaktan hiç ayrılmamayı istiyorum.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, dünya genelinde ne gibi bir farkındalık yaratıyor? Sizin bugün için özel bir mesajınız var mı?

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve bütün mart ayı; kadınların güçlenmesi, iş hayatında var olması, toplumsal olarak layık olduğu koltuğa oturması için önemli bir farkındalık ayı. Dolayısıyla, Mart ayı kadın hakkında konuşulan bir ay oluyor. Benim tercihim ise mart ayını tarihsel olarak dezavantajlı durumda kalan kadınları konuştuğumuz, fırsat eşitliğini ele aldığımız bir aydan çok insanı bütün olarak ele aldığımız bir aya dönüştürmek. Bu çağda insanı insan olarak nasıl güçlendireceğimizi konuşmalıyız. Bu yüzden en büyük dileğim mart ayında konuştuğumuz problemlerin, cinsiyet eşitsizliğinin bir an önce çözüme kavuşması ve mart ayını üretken insan odaklı bir şekilde kutluyor olmamız. Bunu gerçekten temenni ediyorum

Editör: Admin Admin