Yer aldığı birçok yapımla izleyenleri kendisine hayran bırakan Pelin Akil, “Empati duygumun iyi olduğunu düşünürdüm ama şimdi asıl, çocuktan sonra çok daha başka bir boyut kazandı” dedi.

Yer aldığı birçok yapımla izleyenleri kendisine hayran bırakan, ekranlarda son olarak Barbaroslar: Akdeniz’in Kılıcı dizisindeki İsabel karakteriyle karşımıza çıkan Pelin Akil, “Tecrübelerimle, yaşadıklarımla, girdiğim karakterlerle elbette konservatuardan çıkan o toy oyuncu değilimdir; ama ben hâlâ kendimi olgun bir noktada göremiyorum” dedi. 

Covid-19'a yakalanan Ajda Pekkan'dan açıklama... Covid-19'a yakalanan Ajda Pekkan'dan açıklama...

PELİN AKİL: “ANIL; HEM BABA HEM BİR STAR OLABİLME YETENEĞİYLE BENİM SÜPER KAHRAMANIM” 

Çekimleri halen devam eden “Ben Bu Cihana Sığmazam” projesinde, sınırları olmayan bir doktoru canlandıran başarılı oyuncu Pelin Akil; ailesinden sosyal medyaya, yeni projesinden hayat vermek istediği karakterlere kadar merak edilenleri MAG Okurlarına özel yanıtladı. Süper kahramanınız kim sorusunu içtenlikle yanıtlayan Pelin Akil “Anıl. Batman’in iradesi, Superman’in lazer saçan keskin bakışları, Hulk’ın kasları ve Optimus Prime’ın şekil değiştirme teknikleriyle hem baba hem bir star olabilme yeteneğiyle benim süper kahramanım” açıklamasında bulundu.

"EMPATİ DUYGUMUN İYİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRDÜM AMA ŞİMDİ ASIL, ÇOCUKTAN SONRA ÇOK DAHA BAŞKA BİR BOYUT KAZANDI"

Hayatını çocuklardan önce ve sonra diye ikiye ayırdığını anlatan başarılı oyuncu şunları söyledi: “Otuz altı yaşındayım ve hayatım, çocuklarımdan öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılıyor. Çocuklardan sonra hayata bakışım, insanlara, olaylara tepkilerim farklılaştı. Mesleğime duyduğum sevgiden ve özveriden dolayı empati duygumun iyi olduğunu düşünürdüm ama şimdi asıl çocuktan sonra çok daha başka bir boyut kazandı. Anda kalmanın ne kadar önemli olduğunun ve giden yaşların, günlerin bir tekrarı olmadığının çok farkındayım. Bu yüzden çocuklarımla ve ailemle olan vaktimin de kendimle baş başa kaldığım zamanların da çok kıymetli olduğunun bilincinde olarak, o anlarda hatırda güzel anılar kalmasını isteyerek her ne yapıyorsam keyif alarak yapmaya çalışan biriyim. İşimi, ailemi, doğayı, müziği, şarkı söylemeyi, gülmeyi, kahkaha atmayı, ağlamayı, yaşamın verdiği tüm nimetleri seviyorum.”

Anne olduktan sonra hayatında yaşanan değişikliklerden de bahseden güzel oyuncu duygularını şöyle ifade etti: “O kadar çok şey değişti ki nereden başlasam bilemiyorum. Çok mutluyum, çok eğleniyorum, öğreniyorum ve sürekli keşfediyorum onlarla. Yol arkadaşlarım onlar benim. Eskiden aklım bomboşmuş diyorum, şu ansa tamamen onlarda. Özellikle çalışan anne olmak bence çok daha meşakkatli. Yediler mi? İçtiler mi? Keyifleri yerinde mi? Bana ihtiyaçları var mı? İkiz annesi olunca tüm bunlar çarpı iki oluyor. Bir de özlem var tabii, hem de öyle böyle özlem değil; ama sağlıkları yerinde olsun, ben uykularında da öperim onları. Onlara olan sevgimi gördükçe annemin benim için aynı şeyleri hissetmiş olduğunu da anladım, anneme olan duygularım bile olgunlaştı. Yani şunu söyleyebilirim; anneyken ben, ben değilim.”

NEŞELİ, DOĞAL, MÜTAVAZİ: PELİN AKİL

Yer aldığı birçok yapımla izleyenleri kendisine hayran bırakan Pelin Akil, ekranlarda son olarak Barbaroslar: Akdeniz’in Kılıcı dizisindeki İsabel karakteriyle karşımızda çıktı. Şimdiyse çekimleri halen devam eden “Ben Bu Cihana Sığmazam” projesinde, sınırları olmayan bir doktoru canlandıran başarılı oyuncu; ailesinden sosyal medyaya, yeni projesinden hayat vermek istediği karakterlere kadar merak edilenleri MAG Okurlarına özel yanıtladı...

Pelin Akil denince herkesin aklına bir şeyler geliyor. Siz kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Kendimi kelimelere sığdırarak bir kalıba hapsetmekten özenle kaçınırım ama tabii insan kendini ne kadar ifade etmekten uzak dursa da günün birinde hayatına iki tane küçük insan giriyor ve onu anne olarak tanımlayıveriyor. İşte o zaman kalıplara ve tanımlara hapsolmak istemem diyen o özgür egon, bir kalıba sığmak değil, “Ne yapıp edip, o tanımın içini hakkıyla doldurabilmek için gece gündüz çabalarım.” derken buluyor kendini.

Otuz altı yaşındayım ve hayatım, çocuklarımdan öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılıyor. Çocuklardan sonra hayata bakışım, insanlara, olaylara tepkilerim farklılaştı. Mesleğime duyduğum sevgiden ve özveriden dolayı empati duygumun iyi olduğunu düşünürdüm ama şimdi asıl çocuktan sonra çok daha başka bir boyut kazandı. Anda kalmanın ne kadar önemli olduğunun ve giden yaşların, günlerin bir tekrarı olmadığının çok farkındayım. Bu yüzden çocuklarımla ve ailemle olan vaktimin de, kendimle baş başa kaldığım zamanların da çok kıymetli olduğunun bilincinde olarak, o anlarda hatırda güzel anılar kalmasını isteyerek her ne yapıyorsam keyif alarak yapmaya çalışan biriyim. İşimi, ailemi, doğayı, müziği, şarkı söylemeyi, gülmeyi, kahkaha atmayı, ağlamayı, yaşamın verdiği tüm nimetleri seviyorum.

Oyunculuk uzun soluklu bir serüven. Siz de yıllardır bu işin içindesiniz. Kendinizi nasıl bir noktada görüyorsunuz?

Tecrübelerimle, yaşadıklarımla, girdiğim karakterlerle elbette konservatuardan çıkan o toy oyuncu değilimdir; ama ben hâlâ kendimi olgun bir noktada göremiyorum. Belki klişe duyulur fakat bence oyunculuk, her seferinde kendini yenileyen bir süreç ve hayat boyu sürecek bir serüven. Ben vardığım ya da varacağım yerden ziyade, yolun tadını çıkarmaya odaklanıyorum.

Birçok projede yer alarak farklı rolleri canlandırdınız. Bu tecrübe ile baktığınızda Türk dizi sektörünü ve dünya genelindeki yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir dizide; oynadığım bir karakterin, bir sahnenin İspanya’da bir İspanyol tarafından hayranlıkla paylaşılması, benim Orta Doğu’dan hayran sayfalarımın açılıyor olması, dünyanın bir ucunda tatildeyken yabancı bir ailenin gelip fotoğraf çekilmesi, bunlar yıllar öncesinde ancak bir hayalden ibaret olabilirdi. Şimdi anlıyoruz ki; bizdeki edebiyat, bizdeki manevi derinlik, bizdeki duygu dünyası, dünyanın ihtiyacı olan bir şeymiş. Bizim gündelik tüketim için ürettiğimiz dizilerin bile bu kadar yoğun talep görmesi gurur verici.

Canlandırdığınız karakterlerden sonra hâlâ içinizde kalan ve oynamak istiyorum dediğiniz bir karakter var mı?

“Barbaroslar: Akdeniz’in Kılıcı”ndaki İsabel karakterimi çok seviyordum. İçimde kalan değil ama beni, Pelin’i çok besleyen tarafları vardı, sürekli aksiyon anlamında kendimi geliştirmeye ve provalar yapmaya zorlardı. Ata binmem, kılıç kullanmam, dövüşmem gereken sahneler vardı ve bunlar için çok çalışırdım. Çok da keyif alırdım. Bir kadın olarak iyi hissettiren eylemlerdi bunlar benim için. Şu anda da üstüne gidebilirim, illa bir proje olmasına gerek yok bunun için ama buna ayrı zaman ve kafa ayırmak gerekir. Buna da şu anda vaktim yok.

“Ben Bu Cihana Sığmazam” adlı yapım ile tekrar ekranlarda olacaksınız. Projeyle ilgili biraz bilgi alabilir miyiz?

Şu anda çok konuşamıyoruz projemizle ilgili ama şuna emin olabilirsiniz ki çok güçlü bir hikâye bizi bekliyor.

Dizide canlandıracağınız Firuze karakterini bize nasıl tanıtırsınız?

Firuze, sınır tanımayan doktorlardan ama “sınır tanımaz, her şey beklenir ondan” şeklinde değil. “Doctors Without Borders”; uluslararası sınırların dışına çıkan, savaş ve doğal afette zarar görmüş bölgelerde çalışan, dil, din, mezhep ayrımı yapmayan, tarafsızlık prensibini benimsemiş doktorlardan. Ailesine âşık, enerji dolu, sevgi dolu, anaç bir kadın Firuze. Hikâye çok derin, hiçbir şey söyleyemiyorum, izleriz.

Özellikle sosyal medyada çok büyük bir kitleniz var ve aileniz de sizin kadar ilgi görüyor. Bu durum size ve ailenize nasıl yansıyor?

Sosyal medya artık insanların en samimi hallerini gözler önüne seren bir mecra olarak hayatımıza girdi ve biz de olduğumuz gibi, ne eksik ne fazla, tam olarak evde kendi halimizde neysek o olarak kitlelerin sevgisini kazandık. İnsanlar bizdeki samimiyeti hissedip kendilerinden olduğumuzu biliyor ve anlıyorlar kanımca. Bu bizi çok mutlu ediyor, takipçilerimi seviyorum ve onlara müteşekkirim.

Eşiniz ile aynı meslekte olmanın ilişkinize geri dönüşleri nasıl? Benzer tempolarda çalışmak zor oluyor mu?

İşlerimizde birbirimize destek oluyoruz, bazen beraber çalışıyoruz. Fikir veriyoruz, birbirimizi anlıyoruz. Yoğun çalışma tempoları birbirimizi özlememiz için bir fırsat oluyor ve kavuşmalar daha anlamlı oluyor bu şekilde.

Anne olduktan sonra hayatınızda neler değişti?

O kadar çok şey değişti ki nereden başlasam bilemiyorum. Çok mutluyum, çok eğleniyorum, öğreniyorum ve sürekli keşfediyorum onlarla. Yol arkadaşlarım onlar benim. Eskiden aklım bomboşmuş diyorum, şu ansa tamamen onlarda. Özellikle çalışan anne olmak bence çok daha meşakkatli. Yediler mi? İçtiler mi? Keyifleri yerinde mi? Bana ihtiyaçları var mı? İkiz annesi olunca tüm bunlar çarpı iki oluyor. Bir de özlem var tabii, hem de öyle böyle özlem değil; ama sağlıkları yerinde olsun, ben uykularında da öperim onları. Onlara olan sevgimi gördükçe annemin benim için aynı şeyleri hissetmiş olduğunu da anladım, anneme olan duygularım bile olgunlaştı. Yani şunu söyleyebilirim; anneyken ben, ben değilim.

Pelin Akil’in süper kahramanı kim?

Anıl. Batman’in iradesi, Superman’in lazer saçan keskin bakışları, Hulk’ın kasları ve Optimus Prime’ın şekil değiştirme teknikleriyle hem baba hem bir star olabilme yeteneğiyle benim süper kahramanım.

En sevdiğiniz ve sizde iz bırakan Yeşilçam filmi hangisi?

Selvi Boylum Al Yazmalım.

İdolüm diyebileceğiniz kadın oyuncu kim?

Catherine Zeta-Jones.

Doğal güzelliğiniz ile dikkat çekiyorsunuz. Kadın okuyucularımıza verebileceğiniz bir güzellik sırrı var mı?

Güzellik kavramı da birçok kavram gibi artık maalesef bize dayatılan, ezbere indirgenmiş durumda ve herkes tek bir forma girmenin derdine düşüyor. Bence insan kendindeki ışıltının farkına varmayı bilirse ondan güzeli yok.

Oldukça güler yüzlü ve neşeli bir yapınız var. Hayat enerjinizi neye borçlusunuz?

“Neşe uykuya benzer. Eğer kendiliğinden gelmezse, zorla getirilmesi yorucu olur.” demiş Montaigne. Yani insanın içinden gelmedikçe neşeli olması çok zordur. Bu olumlu karakter yapım yaratılıştan ve bunun için çokça şükrederim.

Pelin Akil’i tanımlayan motto nedir?

Hiç düşünmediğim bir soruyla karşı karşıyayım. Mottom şu diyerek bir cümleye başlamak, sloganlarla hayatı yaşamak bana hep bir tık iddialı gelir, çünkü günümüzde hiçbir bilginin, hiçbir fikrin bir gün sonra çürüyüp demode olmayacağı garanti değil. 

RÖPORTAJ: YASEMİN ULUSOY   FOTOĞRAF: EMRE YUNUSOĞLU      

MODA DİREKTÖRÜ: OĞUZHAN ERDOĞAN STYLING: BÜŞRA ÇEVİK   

MAKYAJ: GAMZE TEKİNALP  SAÇ: AKIN ÜNAL   RETOUCH: ENES YURTBAY

SAÇ ASİSTANI: GÖRKEM GÜRER    MODA EKİBİ: ECE YAMANER      

MEKAN: PARK INN BY RADİSSON İSTANBUL ODAYERİ